İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin öldürüldüğünü iddia etti. Adı yıllardır İran siyasetinin merkezinde geçen, hem sert bir güvenlikçi hem de Kant üzerine çalışan bir düşünür olarak öne çıkan Laricani kimdir?
İsrail, İran’ın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin öldürüldüğünü açıkladı. Reuters’a konuşan İsrailli yetkililer ise Laricani’nin hedef alındığını doğrularken, akıbetinin bir süre netleşmediğini aktardı. İran tarafı ise henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Eğer bu iddia doğruysa Laricani’nin ölümü, yalnızca bir güvenlik bürokratının ölümü anlamına gelmeyecek. Çünkü Ali Laricani, son kırk yıl boyunca İran İslam Cumhuriyeti’nin hemen her güç merkezinde yer aldı.
Devrim Muhafızları’ndan devlet televizyonuna, kültür bakanlığından meclis başkanlığına, nükleer müzakerelerden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ne kadar uzanan kariyeri, onu rejimin en tanıdık ama en zor çözülen figürlerinden biri haline getirdi.
Peki İran rejiminin gizli gücü olduğu iddia edilen Ali Laricani kimdir?
İran’ın Kennedyleri: Laricani ailesi hakkında neler biliyoruz?
Ali Laricani, 3 Haziran 1958’de Irak’ın Necef kentinde doğdu. Ailesi İran’ın Amol kentinden geliyordu ve ülkenin dini-siyasi elitleri arasında çok özel bir yere sahip.

Time dergisinin yıllar önce bu aile için kullandığı ifade dikkat çekici: “İran’ın Kennedyleri.”
Bu benzetme boşuna değildi. Babası Mirza Haşim Amuli önde gelen bir Şii din adamıydı. Kardeşleri de İran sisteminin merkezinde yer aldı. Muhammed Cevad Laricani dış politika alanında Hamaney’e yakın bir isim olarak öne çıktı. Sadık Erdeşir Laricani uzun yıllar yargının başında bulundu. Bagher Laricani ise sağlık bürokrasisi ve akademi dünyasında etkili görevler üstlendi.
Aile, siyasetten hukuka, dinden akademiye kadar İran’daki iktidar yapısının pek çok alanına temas ediyordu.
Laricani’nin evliliği de onu rejimin kurucu kadrolarına daha da yakınlaştırdı. İran Devrimi’nin önemli ideologlarından Morteza Motahhari’nin kızı Farideh Motahhari ile evlendi. Böylece devrim sonrası rejimin ideolojik çekirdeğiyle de akrabalık bağı kurdu.
Matematikten Kant’a uzanan sıra dışı bir yol
Laricani’yi İran’daki birçok muhafazakâr siyasetçiden ayıran özelliklerden biri, klasik medrese çizgisiyle sınırlı kalmayan eğitimi oldu.
Şerif Teknoloji Üniversitesi’nde matematik ve bilgisayar bilimi okudu, ardından yönünü felsefeye çevirdi. Tahran Üniversitesi’nde Batı felsefesi alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. Doktora tezini Alman filozof Immanuel Kant’ın matematik felsefesi üzerine yazdı.
Bu akademik arka plan, onun yıllar boyunca “rejimin filozofu” gibi görülmesine yol açtı. Kant üzerine kitaplar yazdı, akademik makaleler kaleme aldı, üniversitede ders verdi. Laricani yalnızca devlet görevleriyle tanınan bir isim değildi; düşünce dünyasını hiçbir zaman tamamen terk etmemişti.
Ama tam da burada Laricani portresinin esas çelişkisi başlıyordu. Kant üzerine çalışan, modern toplum, ifade özgürlüğü ve demokrasi hakkında yazabilen bir isimdi. Aynı zamanda kendisini “fundamentalist Müslüman” olarak tanımlayan, ideolojik liderliği ve rejimin bekâsını savunan bir figürdü. Yazılarında hem Batı felsefesiyle hesaplaşan bir entelektüel hem de teokratik sistemi ayakta tutmayı temel mesele sayan bir siyasetçi görülüyordu.

Devrim Muhafızları’ndan devletin kalbine
1979 İran İslam Devrimi’nden sonra Laricani, 1980’lerin başında Devrim Muhafızları’na katıldı. İran-Irak savaşı sırasında komutanlık yaptı ve güvenlik devletinin içinden yetişti. Bu savaş geçmişi, onun sonraki siyasi hayatında hep taşıdığı bir sermaye oldu.
Sonrasında devletin sivil kurumlarına geçti. 1990’larda kültür bakanlığı yaptı ve bu dönemde sansürü sertleştiren isimlerden biri olarak öne çıktı. Ardından 1994’te devlet yayın kurumu IRIB’in başına getirildi ve yaklaşık on yıl boyunca İran’ın propaganda aygıtını yönetti.
Bu yıllar, onun rejimin ideolojik tarafıyla en görünür biçimde özdeşleştiği dönemdi. Reformcular, gençleri yabancı medyadan uzak tutmak için baskıcı bir yayın politikası izlediğini savundu.
Laricani sanatın da ideolojik bir işlev taşıdığına inanıyordu; ona göre sanat “hakikat arayışının hizmetinde” olmalıydı. Batı medyasını ise insan merkezli ve yüzeysel olmakla eleştiriyordu. 1997’de reformist aday Muhammed Hatemi’yi itibarsızlaştırmak için sahte görüntüler içeren bir yayına onay vermesi de onun propaganda gücünü ne kadar bilinçli kullandığını gösteren örneklerden biri olarak anıldı.
Siyasette yükseliş ve Ahmecinejad ile kopuş
Laricani 2005’te cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak seçimlerde başarılı olamadı. Aynı yıl Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi oldu. Bu görev, onu rejimin dış dünyayla en hassas temas noktalarından birine taşıdı.
Ancak Mahmud Ahmedinejad döneminde bu çizgi bozuldu. Laricani ile Ahmedinejad arasında özellikle nükleer politikalar konusunda görüş ayrılıkları oluştu ve Laricani 2007’de görevinden ayrıldı.
Bu kopuş onun sertlik yanlısı çizgiye mesafe koyduğu anlamına gelmiyordu. Daha çok İran içindeki farklı muhafazakâr eğilimlerin çatışmasının bir sonucuydu.
Meclis başkanı olarak sistemin merkezine yerleşti
Laricani Mayıs 2008’de Kum milletvekili seçildi ve Meclis Başkanı oldu. Bu görevi üç dönem üst üste sürdürdü, 2008’den 2020’ye kadar İran iç siyasetinin en güçlü isimlerinden biri olarak kaldı. Bu dönem ona sistem içinde eşsiz bir ağırlık kazandırdı.
Sadece iç politikada değil, dış politika ve nükleer dosyada da etkili olmayı sürdürdü. 2015’te İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın meclisten geçmesinde önemli rol oynadı. Bu yüzden Laricani uzun yıllar hem rejimin sadık adamı hem de gerektiğinde Batı ile uzlaşabilecek pragmatist figür olarak görüldü.
2009’da öğrencileri savunan siyasetçi, 2026’da protestoları bastıran güç figürü
Laricani portresinin en çarpıcı yanlarından biri de zaman içinde geçirdiği dönüşüm oldu.
2009’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Tahran Üniversitesi’nde protestolar patlak verdiğinde, o sırada Meclis Başkanı olan Laricani güvenlik güçlerinin öğrencilere uyguladığı şiddeti açıkça kınamıştı. Öğrencilerin neden yurtlarında gece yarısı dövüldüğünü sormuş, hukuka saygı çağrısı yapmış, içişleri bakanının sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söylemişti.
Ama yıllar sonra tablo değişti. Aralık 2025’te İran’da rejimi ciddi biçimde sarsan protestolar başladığında, Hamaney’in doğrudan Laricani’ye başvurduğu aktarıldı. Bu kez Laricani’nin sorusu yoktu, müdahalesi vardı. Haaretz’e göre protestoların kanlı biçimde bastırılmasının mimarı olarak görülüyordu. Operasyonun sertliği ve sivil ölümleri; Laricani’yi içeride korkulan, dışarıda ise yaptırımlarla hedef alınan bir figür haline getirdi.
Laricani’nin portresini bu kadar karmaşık kılan da bu: Bir zamanlar güvenlik şiddetine mesafe koyan devlet adamı görüntüsü veren kişi, yıllar sonra rejimin en acımasız baskı dönemlerinden birinin ana operatörü olarak anılmaya başladı.
Yasaklanan aday ama tasfiye edilemeyen aktör
Laricani’nin yükselişi sürekli olmadı. 2021’de yeniden cumhurbaşkanı olmak istedi ancak Koruyucular Konseyi tarafından veto edildi. 2024’te bir kez daha aday olmak istedi, yine veto edildi. Her iki durumda da resmi gerekçeler verilmedi. Uzmanlar 2021’deki vetonun, sistemi İbrahim Reisi için temizleme hamlesi olduğunu düşündü. Laricani 2024’teki kararı ise “şeffaf olmayan” bir süreç olarak eleştirdi.
Buna rağmen sistem dışına itilmedi. 2025’te Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından yeniden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliğine getirildi. Aslında bu geri dönüş, onun tasfiye edilmiş bir figür değil, gerektiğinde merkeze çağrılan bir rejim operatörü olduğunu gösterdi.
Çin, Rusya ve nükleer dosya
Laricani, son yıllarda İran’ın Çin ile imzaladığı 25 yıllık stratejik anlaşmada kilit rol oynadı. Rusya ile ilişkilerde, özellikle Moskova temaslarında, Hamaney’in en güvendiği isimlerden biri olarak hareket etti. Moskova’ya sık sık gitti ve adeta Hamaney’in Putin nezdindeki özel temsilcisi gibi davrandı.
Aynı zamanda Washington’la nükleer müzakerelerde de perde arkasında aktifti. Savaş başlamadan hemen önce Umman aracılığıyla yürüyen dolaylı temaslarda rol alıyordu. O dönemde müzakereleri “rasyonel bir yol” diye tanımlıyordu. Hatta ABD’nin askeri seçeneğin işe yaramayacağını anladığını söylüyordu.
Savaş başlayınca tonu sertleşti. Artık müzakere kapısından değil, misilleme dilinden söz ediyordu. ABD’nin ve İsrail’in İran milletinin kalbini ateşe verdiğini, buna “unutulmaz bir dersle” karşılık verileceğini söylüyordu.

Hamaney sonrası dönemin gölge ismi
Laricani son aylarda yalnızca bir güvenlik bürokratı değil, rejimin kriz anındaki ana koordinatörlerinden biri haline geldi.
Hamaney, savaş ve suikast senaryolarına karşı görev dağılımı yaparken Laricani’yi dar güven çevresinin merkezine yerleştirdi. İran’ın iç güvenliğini, dış temaslarını, savaş ihtimallerini ve siyasi devamlılığını sağlayacak planlarda Laricani’nin adı öne çıkıyordu.
Resmen dini lider olma şansı yoktu. Çünkü Şii teokraside bu makam için üst düzey din adamı olmak şart ve Laricani din adamı değil. Ama bu durum onu etkisiz kılmıyordu. Tam tersine, sistemin savaş ve geçiş dönemlerinde en fazla başvuracağı isimlerden biri yapıyordu.
Filozof mu, baskıcı mı?
Ali Laricani hakkında en zor soru belki de bu. Onu yalnızca bir rejim bürokratı diye okumak eksik kalıyor. Sadece bir entelektüel diye görmek ise bütünüyle yanlış. Laricani, düşünce ile iktidarı, felsefe ile devlet zorunu aynı bedende taşıyan bir figür.
Yazılarında Batı uygarlığını eleştiriyor, modernliğin boşluklarını teşhis etmeye çalışıyor, toplumun yalnızca bireylerin toplamı olmadığını, bir “kolektif ruh” taşıdığını savunuyordu. Demokrasiye de bu yüzden şüpheyle değil, İslami çerçeveye bağlayarak yaklaşıyordu. Ona göre toplum yönlendirilmeliydi; ama bu yönlendirme İslam’ın sınırları içinde olmalıydı.
Bu yüzden Laricani’ye bakınca bir yandan modern eğitim almış, felsefe bilen, teknoloji ve kalkınmadan söz eden bir aktör; öte yandan rejimin şiddetini meşrulaştıran, protestoları bastıran, ideolojik çizgiyi koruyan sert bir devlet adamı görülüyor.
Eğer Laricani öldürüldüyse İran yalnızca bir yetkiliyi değil; rejimin kendini sürdürme kapasitesinde kilit rol oynayan, savaş ve geçiş dönemlerinde merkezde duran bir aktörü kaybetmiş olacak.
Kaynak: DW, New York Times, El Cezire






