İSTANBUL (Medyascope) – Sözcükler dergisinin ilk sayısı 20 yıl önce Mart-Nisan takvimini içine alarak okuyucuya ulaştı. 120’inci sayısı yayımlanan dergi geçen süre içinde Türkiye’de edebiyat dünyasının akışına dair güçlü yayınlar yaptı ve çok sayıda belgeyi de sanatseverlere sundu. Sözcükler Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Turgay Fişekçi ile derginin 20 yıllık serüveniyle beraber dergiliğin zorluklarını, beklentilerini ve yaptıklarını konuştuk.

Turgay Fişekçi, geçen zaman diliminde yayıncılığın ciddi değişimler yaşadığını ifade ederek, buna rağmen derginin hâlâ ilgi görmesini okura ulaştırdıkları içerikle ilgili olduğunu ifade etti. Fişekçi, yeni belgelerin okura ulaşmasının da örneklerini ortaya koyduklarını kaydederek, “Derginin yaygın biçimde tanınmasına yol açan da 12. sayımızda Nâzım Hikmet’in kitaplarında bulunmayan “Dört Güvercin” adlı şiirini Piraye arşivinde bulup yayımlamamız oldu” dedi.
“Bütün sanatlar mucizeyi de içinde taşır” diyen Fişekçi, “Çilesiyle, gururuyla, emeğiyle geçtiğimiz yirmi yılda binlerce insanı çevresinde toplayan, ortak bir değer yaratmanın hazzını yaşatan bir dergi oldu Sözcükler. Sanırım en büyük başarısı bu ortak duygu iklimini oluşturması” sözlerine yer verdi.
“Kurumlardan ve yerel yönetimlerden de beklentilerini anlatan Fişekçi’ye sözü bırakıyoruz…
- Sayın Fişekçi, Sözcükler dergisi 120. sayısı okura ulaştı ve 20. yılını doldurdu. İlk sayıyı elinize aldığınız günü anımsarsınız. Bugüne varacağınızı öngörmüş müydünüz?

Doğrusu Sözcükler’in yayımına başlarken 50 yaşındaydım ve ardımda da 30 yıla yakın bir dergicilik geçmişim vardı. Bir 10 yıl daha dergi çıkarabilirim duygusu içindeydim. Bu duygu fizik gücüme ilişkindi, çünkü bildiğiniz gibi dar bir kadroyla yayıncılık yapmak aynı zamanda, hamal, kargocu, postacı, muhasebeci, şoförlük vb. pek çok fiziksel güç isteyen işleri de içeriyor. Bir de işin mali yanı vardı elbet. Yalnızca iki sayı çıkarabilecek paramız vardı. Derginin kendini döndürebilmesi için en az bin adet satması gerekiyordu. Bu 20 yıl içinde gerekli satış sayısını sağlayan okurlarımıza teşekkür ediyoruz. Onlara ödedikleri bedele değecek değerde nitelikli edebiyat ürünleriyle dolu bir dergi hazırlayabilmek hep birinci önceliğimiz oldu.
- 20 yıl yaşadığımız çağ açısından kısa bir zaman sayılmıyor. Değişimler çok hızlı oluyor. Hele de son çeyrek asrın baş döndürücü bir hızı olduğuna sanırım siz de katılırsınız. Bu değişimden sizin payınıza düşen ne oldu? Dergicilik iletişim vasıtalarındaki bu değişimden nasıl etkilendi?
Yayın dünyasının temel girdileri hep dövize endeksli. Kağıt, baskı makineleri, matbaa boyaları, iplik, tutkal, selofan… İnsan emeği dışında her şey dövizle alınıyor. Yayına başladığımızda Avrupa para birimi Euro 2 liraydı. Uzun süre de o civarda kaldı. Sonra hızlı bir yükseliş süreci başlayınca bizim sıkıntılarımız da arttı. İlk kez Euro 8 liraya çıktığında, bir temmuz günüydü, kan ter içinde dergi dağıtırken, “Ben 8 liralık dövizle dergi çıkarıyorum, kimsenin umurunda değil,” diye düşünmüştüm. Bugün Euro 51 lira. Varın siz düşünün gerisini…
Öte yandan son 20 yılda toplumların okuma kültürlerinde büyük değişimler oldu. Basılı kitap, dergi, gazete okurluğu giderek gerilerken dijital yayınlara ilgi arttı. Özellikle orta öğrenim gençliğinin okuduğu yardımcı ders kitabı niteliğindeki kitapların satışı neredeyse tümüyle durdu. Belki PDF okuyorlar, bilmiyorum ama dergi satışı azalmadı. Bugün de bin adedi aşan net satış sayısını koruyoruz. Sanırım derginin zengin içeriği bu olguda çok etkili. Okurlara sosyal medyada bulamayacakları değerde edebiyat ürünleri sunduğunuzda alıyorlar.
- Sözcükler iki ayda bir çıkıyor. Periyot olarak aylık dergiye nazaran daha konforlu olduğunu ilk bakışta düşündürüyor. Ancak, bu deneyimi bizzat sizden dinlemek isteriz. Gerçekten öyle midir?
İki aylık döngü biraz zorunluluktan. Hazırlanması, basımı, dağıtımı, abonesi, iadesi ancak bu sürede toparlanabiliyor. Ayrıca günümüz dünyasında takvimlerin de çok önemi kalmadı. Derginin ne zaman çıktığından daha önemlisi, kitabevi raflarına ulaşabilmesi, okurla yüz yüze gelebilmesi. Okur raflarda bulabildiğinde alıyor dergiyi.
Nazım’ın kayıp şiiri Atay’ın fotoğrafları
- Derginin arşivini karıştırdığımızda edebiyat tarihine not düşen çokça belgeyi de kazandırdığınız görülüyor. Örneğin önümde Nâzım Hikmet’in “Yankiler Hilali İşgal Ediyor” yazısı var. Böylesi keşiflerin yarattığı yankılar hakkında bize neler söylersiniz?
Dergilerin pek çok başka görevlerinin yanında bir özelliği de sözünü ettiğiniz gibi kimi edebiyat tarihi bakımından önemli belgelerin okura sunulması. Sanırım bu alanda da Sözcükler sayfaları türlü zenginliklerle dolu. Derginin yaygın biçimde tanınmasına yol açan da 12. sayımızda Nâzım Hikmet’in kitaplarında bulunmayan “Dört Güvercin” adlı şiirini Piraye arşivinde bulup yayımlamamız oldu. Derginin çıkışının ertesi günü Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Radikal gazeteleri 1. sayfalarının yarısını bu olaya ayırmışlardı.
Yine 59. sayımızda Oğuz Atay’ın bir arkadaşında kalmış ve o güne dek hiç yayımlanmamış fotoğraflarını ilk kez yayımladık. En çok satılan sayımız oldu. Bunlar gibi çok sayıda belge ilk kez Sözcükler sayfalarından okurlara ulaştı. Tümü de büyük ilgi gördü.

Sözcükler yalın bir ad
- Bursa’da bir etkinlikte sizin de olduğunuz ortamda dostumuz Sevengül Sönmez derginin adından memnun olduğunu söylemişti. Öyle ki Melih Cevdet’in toplu şiirlerine ad olan Sözcükler ile aynı adı taşımasının kendisi için ayrı bir değer ifade ettiğini eklemişti. Buradan bu soruya katkısı için kendisine teşekkür etmeliyim elbette. Siz derginin adı hakkında neler söylemek istersiniz?
Dergi yayına başlarken bir amacımız da yalınlıktı. Edebiyatı resim, renk, fotoğraf vb her tür süsten, magazin unsurlarından arındırarak okuru yalnızca okuduğu metinle baş başa bırakmayı amaçlamıştık. Yalın bir kapak ve sayfa tasarımını Hakkı Mısırlıoğlu’ndan rica ettik, o da tam istediğimiz özellikte bir tasarım sundu. Derginin adı da bu yalınlığın bir parçası. Sözcükler edebiyatın ana gereci. Sözcüklerle yapılan bir iş edebiyat. Bu yüzden arkadaşımız Erdal Alova’nın önerisi olan bu ismi benimsedik. Derginin kapak düzenini pek çok sayıda Besim Dalgıç gerçekleştirdi. 89. sayımızdan bu yana Burak Tuna üstlendi. Editör olarak da 33. sayımızdan bugüne Burcu Yılmaz’ın katkısı büyük.
Belediyelere çağrı
- Derginin duyurularından birinde kargo bedelinin dergiye ve okura yükünü okudum. Düzenli dergi çıkarmanın zorlukları ortada. Yayınların okura ulaşmasına katkı sunmak adına devlet kurumlarından ilk elden beklentileriniz nelerdir?
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü yayımlanan dergilerden belli miktarlarda alımlar yaparak halk kütüphanelerinde okurların yararına sunuyor. Azlığı çokluğu tartışılabilir ama dergiler için önemli bir katkı. Birçok derginin yayını bu destekle sürüyor. Elbette kargo giderleri çok yüksek. Sözcükler şu anda 200 liraya satılıyor. PTT Kargo tek bir dergiyi 100 liraya aboneye ulaştırıyor. Öteki kargo firmalarına yaklaşamıyoruz bile. En azından kültür dergileri üzerindeki bu kargo gideri bir miktar hafifletilse büyük katkı olur.
Bir de kimi yerel yönetimler kültür etkinliği olarak edebiyat dergisi yayımlayıp halka bedava dağıtıyorlar. Komik derecede saçma bir uygulama. Yaptıkları bu işin saçmalığının farkında olmamaları da ayrı bir acıklı durum. Dergi çıkarmak bir uzmanlık işidir. Ben nasıl belediyenin başına geçsem o işi yapamazsam, belediye de doğru dürüst bir dergi çıkaramaz. Dergiler eleştiri, değerlendirme alanlarıdır. Bu sorumluluğu taşıyabilecek insanlar dergi yayımcısı olabilir. Rastgele insanları belediyeye alıp onlara dergi çıkartmak, bunun için kamu bütçesini kullanmak, başta Yaşar Nabi Nayır, Memet Fuat, Şükran Kurdakul, Hüsamettin Bozok gibi dergiciliğimizin büyük isimlerinin anılarını da küçümsemektir. Belediyeler halka dergi okutmak istiyorlarsa nitelikli dergilerden satın alıp yurttaşlara ücretsiz dağıtabilirler. Bunu da rastgele değil, insanlara “Şu şu dergilerden okumak istedikleriniz var mı” diye sorarak okumak isteyenlere dağıtmalıdırlar. Rastgele dergi dağıtırsanız doğrudan çöpe gideceği açık.
- Edebiyat dergilerinin bir okul olduğu söylenir, daima. Nitekim Türkiye’de okul olma konusunda alnının akıyla işler yapmış yayınlar mevcut. Bazı isimler üzerinden siz de örnek verdiniz. Sözcükler dergisi olarak siz 20 yıllık sürede derginin en etkin olduğu konuları sıralayacak olursanız neler söylersiniz?
Dergi bürolarının buluşma yerleri olduğu 2000’li yıllara dek, her kuşaktan yazarın bir araya gelip konuşup tartıştığı ortamlar çok önemliydi. Kuşaklar arası bir deneyim aktarma alanıydı. Sayısal iletişim ve yayın organlarının gelişimi insanları evlerine, odalarına hapsetti. İnsan sıcaklığı, düşünce kıvılcımlarıyla alevlenen tartışmalar, bir aradalıklar geride kaldı. Dergi olarak okur ve yazarlarımızla iletişimimiz de büyük oranda sayısal alana kaydı. Neyse ki derginin her harfinden kendini sorumlu sayan okurlar, dergi çıkar çıkmaz arayarak, yazarak yanlışlarımızı, eksikliklerimizi hatırlatanlar eksik olmuyor. Bu anlamda okurlar ve yazarlarımızla mucizevi biçimde süren sıcak bir ilişkimiz var. Bu olgu sanırım bu benzersiz dergiye hep birlikte sahip çıkma duygusuyla açıklanabilir. Derginin çok sayıda genç yazara yol açtığı da elbet bir olgu. Sayfalarımızdan günümüzün tanınan pek çok yazarı yetişti.
Akademi çevresinin katkısı
- Derginin sayılarını incelediğimizde akademi dünyasının katkısı dikkat çekiyor. Bu iletişim ağı hakkında neler söylersiniz?
Dergimizin en büyüğü Cevat Çapan’ın yıllar içinde sevgi çemberi içinde oluşmuş geniş öğrenci topluluğunun bugünün hocaları olması, onların çevrelerinde oluşan daha da genç kuşaklar… Üç kuşak hoca öğrenci ilişkisi içinde yeni yazarların ortaya çıkması… Örneğin dergimizin en çok okunan ve sevilen yazarlarından Hakan Savaş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Cevat Çapan’ın doktora öğrencisi olan Naci Güçhan’ın doktora öğrencisiydi ve dergide yazmasını da hocası Naci Güçhan önermişti. Başka okullardan dergimizin değerini bilen, katkıda bulunan hocalarımız da var elbet. Her birimiz odalarımızda çalışsak da geniş, büyük bir aileyiz.
- Bir önceki sorumdan devamla, dergide yazan ediplerin üretimleri ile ilgili duyurularınızı okudum. Sizin sayfalarınızda imzası görünen kalemlerin ilk kitaplarını görmek, ödüllerini duyurmak okul olma mevzuuna dair bir gösterge sayabilir miyiz?
Evet, ilk ürünlerini dergimizde yayımlayan çok sayıda ozan ve öykücü bugün kitapları yayımlanan, tanınan yazarlar oldular. Yeri gelmişken genç kuşakları biraz vefasız bulduğumu da söylemeliyim. Kitapları yayımlanıp tanınan kimi yazarlar yuvadan uçan kuşlar gibi dönüp arkalarına bakmadan yeni göklere kanat çırpıyorlar. Oysa Sözcükler yayınını sürdürüyor ve onların nitelikli ürünlerine her zaman ihtiyaç var. Arada bir dergiyi hatırlamalarını isterdim.
Sanatın içindeki mucize
- Soracak soru çok. Ancak son söz sizin. 20. yılınıza dair eklemek istediğiniz bir husus varsa seve seve yazarız.
Bütün sanatlar mucizeyi de içinde taşır. Hayat dediğimiz yaşama sanatı da ne yandan baksanız büyük bir mucize. Hayatın bize sunduğu güzelliklerin hakkını vermek gerekir yaşam süresince. Hayatın ve sanatın bir arada olduğu edebiyat ürünlerine değer vermeliyiz. Dergimizi de güzel, yaşanası hayatın bizlere sunduğu bir armağan olarak görüyorum. Çilesiyle, gururuyla, emeğiyle geçtiğimiz yirmi yılda binlerce insanı çevresinde toplayan, ortak bir değer yaratmanın hazzını yaşatan bir dergi oldu Sözcükler. Sanırım en büyük başarısı bu ortak duygu iklimini oluşturması. Önemli bir şey, pandemiler, ekonomik krizler arasında bir dergiyi yirmi yıl düzenli olarak yayımlayabilmek, ciddiye alınması gereken bir olgu.








