Toplum ve Siyaset programında Gülener Kırnalı, her hafta uzman akademisyenler, araştırmacılar ve yazarlarla Türkiye’nin ve dünyanın gündemindeki kritik başlıkları masaya yatırmaya devam ediyor. Bu bölümün konusu ise 7 Nisan Salı günü ilan edilen ABD–İsrail–İran ateşkesinin ne kadar kalıcı olabileceği ve önümüzdeki süreçte hangi senaryoların masada olduğu. İran savaşı bitti mi, yoksa daha da derinleşen ve genişleyen bir Ortadoğu krizinin içinde miyiz? ABD’nin ve Trump’ın önündeki seçenekler neler? Yarın Pakistan’da başlayacak İran-ABD görüşmelerinden ne çıkabilir?
Gülener Kırnalı, tüm bunları ve daha fazlasını uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Behlül Özkan ile konuştu.
Kırılgan bir dengede duran ateşkesin gerçekten bir “son” mu yoksa daha büyük bir bölgesel krizin geçici bir durak noktası mı olduğu sorusu, bu haftaki Toplum ve Siyaset programının merkezinde yer alıyor. Özkan’a göre mevcut tablo, savaşın sona erdiğinden ziyade farklı bir evreye evrildiğine işaret ediyor.

Programda öne çıkan başlıklardan biri, Hürmüz Boğazı’nın savaşın seyrindeki belirleyici rolü oldu. İran’ın bu stratejik geçiş noktasını bir “jeopolitik silah” olarak kullanabilmesi, yalnızca bölgesel dengeleri değil, küresel ekonomi ve enerji arzını da doğrudan etkiliyor.
Özkan, ABD’nin ateşkes arayışında bu ekonomik baskının belirleyici olduğunu vurgularken, İran’ın askeri kapasitesinin beklenenden daha dirençli çıktığını ifade ediyor. Bu durumsa Ortadoğu’nun güvenlik ve jeopolitiğine dair yerleşik ön kabullerin geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor.
İran savaşı bitti mi, yoksa yeni bir evre mi başlıyor?
Öte yandan bu söyleşide, ABD ile İsrail arasındaki stratejik ayrışma da dikkat çekici bir şekilde tartışılıyor. ABD ve İsrail’in stratejik zafer algısı ve yüklendikleri maliyetler açısından çok farklı noktalarda durmasının Pakistan görüşmelerinin gidişatı açısından en önemli belirleyici faktör olacak.
Washington yönetimi Hürmüz Boğazı’nın açılması ve müzakere sürecinin başlamasını öncelerken, İsrail’in daha sert ve kapsamlı bir askeri sonuç arayışında olduğu görülüyor. Bu farklılaşma, savaşın geleceği açısından en kritik kırılma hatlarından biri olarak öne çıkıyor. Özkan’a göre ateşkesin kalıcılığı, yalnızca ABD–İran müzakerelerine değil, aynı zamanda ABD–İsrail ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine de bağlı.
ABD’nin hegemonik gücü
Programın bir diğer önemli tartışma başlığı ise savaşın küresel güç dengelerine ve yerleşik askeri ve stratejik anlayışa etkisi. İran’ın füze ve drone kapasitesiyle sergilediği direnç, klasik askeri üstünlük anlayışını sorgulatırken; ABD’nin hegemonik gücünün sınırları daha görünür hale geliyor.
Özkan, bu savaşın “askeri teknolojide dönüşüm” ve “çok kutuplu dünya düzeni” tartışmalarını hızlandırdığını belirtiyor. Özellikle düşük maliyetli drone teknolojilerinin yarattığı asimetrik etki, gelecekteki savaşların doğasına dair önemli ipuçları sunuyor.
Son olarak, Trump yönetiminin önündeki üç temel seçenek detaylı biçimde değerlendiriliyor. Programda, mevcut gelişmelerin müzakere yolunu daha olası kıldığı vurgulanırken; iç politika baskıları ve yaklaşan seçimler nedeniyle Trump’ın yeni kriz alanlarına yönelebileceği ihtimali de tartışılıyor.
Ortadoğu’daki savaşın yalnızca bölgesel değil, küresel bir kırılma anı olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koyan bu kapsamlı söyleşiyi kaçırmayın.








