Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı: Cemaatte artan eleştirilere “Batmaz” freni

Kemal Batmaz, 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında en kritik isimlerden biri olarak öne çıkan, darbenin sahadaki iki numaralı “sivil imamı” sıfatıyla anılan bir figür. 16 Temmuz sabahı Ankara’daki Akıncı Üssü’nde, bir numaralı sivil imam olarak gösterilen Adil Öksüz ile yakalanmış; Öksüz serbest bırakılırken kendisi tutuklanmıştı. Hakkında verilen 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, kendisine isnat edilen suçların ciddiyetini ve davadaki merkezi konumunu açıkça ortaya koyuyor.

15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’nde yakalanan diğer siviller gibi o da cemaat mensubu olmadığını; ne Fethullah Gülen’i ne de Adil Öksüz’ü tanıdığını ve bölgeye yalnızca arsa bakmak amacıyla gittiğini iddia etmişti. Ancak yargılama sürecinde, Akıncı Üssü koridorlarında çekilen görüntülerinin ortaya çıkması bu savunmasıyla çelişti.

Ayrıca Ocak 2016’da ABD’ye girişinde FBI tarafından sorgulandığında, ülkeye Fethullah Gülen’i ziyaret etmek amacıyla geldiğini beyan ettiği de kayıtlara geçti. Bununla birlikte, Gülen’in ikamet ettiği Pensilvanya’daki yerleşkeye —cemaat jargonuyla “kamp”a— hiç gitmediğini öne sürmesine rağmen, Gülen’in sohbetlerinin yayımlandığı Herkül internet sitesinde Batmaz’ın bir zikir halkasında yer aldığı görüntülerin paylaşılması dikkat çekti.

kemal batmaz

Kemal Batmaz tartışması nasıl yeniden açıldı?

Batmaz, mart ayının son haftasında yeniden gündeme geldi. Bu kez ne yargı sürecine ilişkin yeni bir gelişme ne de dosyaya giren yeni bir bilgi söz konusuydu. Tartışmayı tetikleyen ise DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Ankara Sincan Cezaevi’nde Kemal Batmaz’ı ziyaret etmesinin ardından yaptığı açıklamalar oldu.

Gergerlioğlu, bugüne kadar “hak savunucusu” kimliğiyle kamuoyunda geniş yankı uyandıran çıkışlara imza atmış bir siyasetçi. Özellikle FETÖ tutuklusu kadınlara yönelik “çıplak arama” iddialarını Türkiye medyasına taşıması, onun bu alandaki görünürlüğünü artırmıştı. Milletvekili olarak şahsına iletilen “insan hakları ihlali iddialarını” Meclis kürsüsünden dile getirmesiyle bilinen Gergerlioğlu, bu çizgisini kendince sürdürmeye devam ediyor.

Ancak onun Batmaz ziyareti sonrasında yaptığı açıklamalar, farklı bir tartışma alanını tetikledi. Gergerlioğlu’nun aktardığı üzere Batmaz, 15 Temmuz gecesine ait “ham görüntülere” erişemediğini ve dolayısıyla yargılamanın kendi aleyhine delillendirildiğini öne sürüyordu. Bu iddianın, Gergerlioğlu aracılığıyla kamuoyuna taşınması, özellikle tek taraflı bir anlatıya dayanması nedeniyle eleştirilere yol açtı.

Milletvekili, her zamanki perspektifi doğrultusunda Batmaz özelinde “yargılama sürecindeki insanlık dışı muamele” iddialarını yeniden gündeme getirdi. Ayrıca Batmaz’ın “ham görüntüler yoksa, görüntülerdeki kişi ben değilim” şeklinde özetlenebilecek savunusunu videolu bir yayınla kamuoyuna tekrar duyurdu.

Darbenin en kritik ikinci sivil isminin, yargılamaların başından bu yana yaklaşık 10 yıldır dile getirdiği bu iddianın, uzun süredir gündemde değilken yeniden öne çıkarılması; cemaat içinde konumlanmaya devam eden, fakat yaşananları ve örgütün geçmiş faaliyetlerine ilişkin anlatılarını artık daha eleştirel bir gözle değerlendiren kesimler tarafından olumsuz karşılandı.

Bu eleştiriler, X (Twitter) üzerindeki Space (sesli sohbet) odalarında yoğun bir şekilde devam ediyor. Dikkat çekici olan ise, geçmişte kapalı bir yapı içinde kalan ve çoğu zaman görüş beyan etmekten imtina eden “hizmet insanları”nın ilk kez bu tür platformlarda söz almaya ve kabullenemedikleri durumları filtresiz şekilde dile getirmeye başlamaları.

Cemaat içinde yükselen eleştirel sesler

Gençlik yıllarından itibaren bu yapı içinde yer alan birçok kişi, cemaat geleneğinde güçlü bir şekilde yer etmiş “itaat et, kurtul” anlayışıyla hareket etti. Ancak örgüt lideri Fethullah Gülen’in Ekim 2024’teki ölümünün ardından eleştirel sesler, ivmeli olmasa da artmaya başladı. Bu eleştirilerin zamanla “cemaatin kutsalları” olarak görülen alanlara kadar uzanması ise örgüt yönetimini rahatsız eden bir gelişme olarak öne çıktı.

Cemaatin 15 Temmuz darbe kalkışmasına ilişkin örgüt medyasında geliştirdiği “darbe değil, tiyatro” söylemi ile Kemal Batmaz’ın “görüntülerdeki kişi ben değilim” savunusu arasında dikkat çekici bir paralellik kurulabilir. Diğer yandan, sosyal medyada cılız fakat süreklilik arz eden eleştirel seslerin neredeyse her gün daha gür şekilde konuşur hale gelmesine karşılık, statükonun Batmaz gibi popüler isimler üzerinden yaptığı çıkışlar, eleştirileri henüz büyümeden kontrol altına almaya dönük bir refleks geliştirdiğini düşündürüyor.

Bu nedenle, bu tür tartışmalı ve tık getiren isimlerin yeniden gündeme taşınması, yapının karakteristik biçimde sergilediği ön alıcı ve yer yer paranoyak bir konsolidasyon çabası olarak yorumlanabilir.

Batmaz ismiyle görüşme fikrinin nereden çıktığı ve bu isteğin kim tarafından geldiği belirsizliğini koruyor. Ancak konu cemaat olduğunda, görünenin ardındaki dinamikleri sorgulamak çoğu zaman daha isabetli sonuçlar verir. Özetle; sayıca sınırlı olsa da giderek çeşitlenen eleştirel sesler yalnızca bireysel çıkışlar olarak değil; aynı zamanda cemaat içinde yaklaşık on yıl sonra gözlemlenen düşük yoğunluklu fakat dikkat çekici bir hareketlenmenin işareti olarak değerlendirilebilir.

Statükonun, darbe girişiminin ardından izlediği yöntem büyük ölçüde aynı şekilde devam ediyor. Tabanın mağduriyetleri, süreçte neredeyse hiç yara almamış üst kademedekiler tarafından, kendi fiillerini ve sorumluluk alanlarını perdeleyen bir araca dönüştürüldü. Böylece hem geçmiş yeniden çerçevelendi hem de “vitrine alınan mağduriyetler”, takipçi kitlesi için sorgusuz sualsiz, adeta bir amentüye dönüştü. Bu yaklaşım, yalnızca bir savunma refleksi değil, aynı zamanda algıyı yönlendirme stratejisi olarak örgütün propaganda medyasında işlev gördü.

Aynı şekilde, yaklaşık 10 yıldır ifadelerini ve konumunu değiştirmeyen Kemal Batmaz’ın, söz konusu eleştirel seslerin yavaş yavaş yükseldiği bir dönemde yeniden gündeme taşınması dikkat çekici. Özellikle yaşananları daha rasyonel ve tutarlı argümanlarla değerlendirmeye başlayan kesimlerin düşünsel hattının yeniden 15 Temmuz gibi çıkışı olmayan bir tartışma zeminine çekilmesi, tesadüf olarak değerlendirilemeyebilir. Bu durum, gündem kurma ve yönlendirme çabası olarak da ele alınabilir.

X (Twitter) üzerindeki Space odalarında bireylerin kendi hayat hikayelerini paylaşması, Türkiye toplumu ile cemaat tabanının yeniden iletişime geçebilmesi için en gerçekçi adımlardan biri olabilir. Bu odalarda söz alan kişilerin önemli bir bölümü, darbe öncesi “maaşlı abi” olarak tanımlanan çekirdek kadrolardan değil; darbe sonrasında yargılanmış, cezaevi ve ağır ceza mahkemesi süreçlerinden geçmiş, ardından kaçak yollarla yurtdışına çıkmış ve uzun mültecilik deneyimlerinden sonra nispeten stabil bir hayata ulaşabilmiş bireylerden oluşuyor. Dolayısıyla bu kesim, 15 Temmuz’a dair doğrudan ve derin travmalar taşıyor; hem mesleklerini hem de ülkelerini kaybetmiş olmanın yükünü hala hissediyor.

Gündem kayması mı, kontrol hamlesi mi?

Tam da bu nedenle, meselenin yeniden “adil yargılama yoktu” ekseninde belirleyici konu haline getirilmesi, iyi niyetli görünmüyor. Cemaat statükosu, eleştirel sesleri kısmak ve onların yerine travmatik deneyimlerle daha kolay mobilize edilebilecek bir kitleyi yeniden öne çıkarmayı mı hedefliyor? Başka bir ifadeyle, yaşananları sorgulamaya başlayan bireylerin düşünsel mesafesini daraltarak, travmaları tetikleyip onları yeniden “tüm haksızlıklar bize yapıldı” söylemine geri mi çekmeye çalışıyor?

Zira 10 yıldır söylemlerinde farklılık olmayan karanlık ve karmaşık bir ismin, cemaat içinde itibar edilen bir milletvekili üzerinden yeniden merceğe alınmasına başka bir anlam atfetmek giderek zorlaşıyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.