İmamoğlu: “Kendini yargıç yerine koyan Adalet Bakanı’na haddinin bildirilmesi gerekiyor”

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasında Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı Yener Torunler savunma yaptı, “İnsan varlığından haberdar olmadığı örgüte nasıl üye olabilir?” diye sordu. İmamoğlu ise “Ben yargıç değilim ama kendisini yargıç yerine koyan Adalet Bakanı’na da haddinin bildirilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

İmamoğlu'ndan Nevroz mesajı
İmamoğlu: “Kendini yargıç yerine koyan Adalet Bakanı’na haddinin bildirilmesi gerekiyor”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 77’si tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşmasına, 36’ncı günde devam ediliyor. Firari sanık Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı emekli polis Yener Torunler savunma yaptı. Çalıştığı süre boyunca hiçbir örgüt faaliyetiyle karşılaşmadığını söyleyen Torunler, bildiği her şeyi anlattığını ama kimsenin kulak vermediğini vurguladı.

Torunler, “İnsan varlığından haberdar olmadığı örgüte nasıl üye olabilir? Ben bu örgütün varlığını ilk kez savcılık sorgusunda öğrendim. Bu yaştan sonra benim irademi kim teslim alabilir. Ben CHP üyesiyim başka da örgütle ilişkim yoktur. Partimizin lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür, lider olarak yalnızca onu takip ederiz” dedi.

Torunler, Cebeci Maden Sahası’yla ilgili söyleyeceği bir şey olmadığını, “Orman Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla tutuklandığını ancak Kaz Dağları’nda orman katliamına karşı verdiği mücadelesiyle bilinen bir isim olduğunu söyledi. Torunler, “Adalete susamış bir yurttaş olarak sizden adalet beklediğimi bilmenizi istiyorum. Kızım, düğününü yapabilmek için beni bekliyor. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

İmamoğlu, 44 milyon liralık market kartlarını sordu

Yener Torunler’in savunması sonrası Ekrem İmamoğlu soru sormak için söz aldı.

İmamoğlu, Murat Gülibrahimoğlu’nun çalışanı Yener Torunler’e, savcılığın CHP’li belediyelere yaptığı market kartlarını sordu. Torunler, 44 milyon liralık market kartlarının AKP’li belediyelere, teşkilatlarına ve İstanbul Valiliği’ne verildiğini söyledi.

Torunler ile İmamoğlu arasında geçen diyalog şöyle:

İmamoğlu: “Geçen hafta vergi inceleme raporunda kendimce baktığım ve incelediğim bazı hususlar var. Burada tespit ettiğim 2024 seçimleri öncesine denk gelen bir rakam var. 2023’te de gördüm aslında. Özellikle 2024’te bu üç harfli marketler diye söylüyorum. 44 milyon liraya yakın market kartı alışını görüyorum. Böyle bir tespit var. Savcılık bunu gördüğünde suç isnadına dönüştürüyor. Birçok arkadaşım da bununla savunma yapmak zorunda kaldı. Sizin de bir gözleminiz olmuştur idare müdürü olduğunuz için. Bu kartlarla ilgili bu kartların nerede kullanıldığını, kime, bir kuruma mı, siyasi partiye mi kimlere verildiği hususunda bir bilginiz var mı, paylaşabilir misiniz?”

Torunler: “Biz şirket olarak kart alırdık. Kamu kurumlarına, belediyeye AK Parti teşkilatına da verirdik.”

İmamoğlu: “AK Parti teşkilatı derken kurum olarak söyleyebilir misiniz?”

Torunler: “Valiliğe verirdik. Valilik fakirlere dağıttı diye biliyorum. AK Parti il teşkilatına da verirdik.”

İmamoğlu: “CHP’ye verdiniz mi?”

Torunler: “Gönlümden geçmiyor değildi. Keşke de verseydik. Ama vermedik.”

“Adalet Bakanı’na karşı tedbir alın” çağrısı

Ekrem İmamoğlu, sorusunun ardından mahkeme heyetine seslendi. İmamoğlu, “Burada gördüğüm kadarıyla Murat Bey’in firmasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle, özellikle de CHP’li belediyelerle neredeyse yok denecek kadar az ilişkisi var. Buna karşılık; başta valilik, AK Parti İl Başkanlığı ve diğer kamu kurumlarıyla yoğun bir ilişki içinde olduğu anlaşılıyor. Hatta 2020 yılına kadar AK Parti İl Başkanlığı’yla ortaklı olduğuna dair kendi beyanları olduğu da söyleniyor. Yani ortada; operasyonlara kadar, hatta operasyonlardan sonra bile valilik başta olmak üzere kamu kurumlarına katkı sunan, belediyelerle işbirliği yapan bir firma ve bir kişi var” dedi.

“Dolayısıyla burada anlatıldığı gibi bir ‘örgüt lideri’ ya da ‘örgüt üyesi’ profili değil; işini yapan bir insan tablosu görüyoruz. Bunu özellikle dikkatinize sunmak istiyorum” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:

“Özellikle bu dosya açısından çok önemli buluyorum. Çünkü ‘110 milyar liralık yolsuzluk’ denilen dosyada, bana göre son derece dayanaksız iddialar var. Tek bir somut delilin olmadığı bir dosyada, burada tonlarca suçlama dinliyoruz. Ancak sayın başkan, sizden daha önce de talep etmiştim; avukatlarımız da ediyor. Bu dosyada adı geçen kişilerin dinlenmesini istiyoruz. İstanbul’un iki valisinin adı geçiyor ama isimleri söylenmiyor. Herkes biliyor kim olduklarını.

Sayın bakanın, bu mahkemeyi etki altına almaya çalıştığını düşünüyorum. Televizyonda açıkça şu ifadeleri kullandı: ‘İmamoğlu suç örgütü…’ ‘Kararları etkileyen yapı…’ ‘Havuz oluşturdular…’ Bunları açık açık söyledi. Sayın Başkan, HSK Başkanı aynı zamanda Adalet Bakanıdır. Bu sözler mahkemeyi etkilemeye dönük sözlerdir.

Ben de buradan şunu söylüyorum: Siz bu mahkemeyi yönetiyorsunuz. Sizi etki altına almaya çalışan bir Adalet Bakanı’yla karşı karşıyasınız. Bu konuda acilen tedbir almanız gerektiğini düşünüyorum. Ben yargıç değilim ama kendisini yargıç yerine koyan Adalet Bakanı’na da haddinin bildirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu yapılmazsa, kötü niyetli açıklamaların bu mahkemeyi sakatlayacağını ve sizi de zor durumda bırakacağını düşünüyorum. Buradan; bu meseleyi artık bir ‘beka sorunu’ hâline getiren sayın bakanı, sayın Cumhurbaşkanını ve sayın Devlet Bahçeli’yi de uyarmak istediğimi ifade ediyorum.”

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, Yener Torunler’e, Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na dört araç verilip verilmediğini sordu. Torunler, araçların 19 Mart’tan sonra da Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kullanımda olduğunu söyledi.

İmamoğlu, mahkeme başkanının, “Dosyayla ne ilgisi var” sözüne “Adalet Bakanı’nı getirin, ona soralım” diyerek yanıt verdi.

Tora Pekin son olarak şunları söyledi:

“Sayın Başkan hikâye şu: Şimdi burası bir araç kiralama firması değil. Belli ki bu araçlar kiralanmamış oraya, bir karşılığında para alınmamış. Şimdi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2024’te Murat Gülibrahimoğlu’ndan karşılıksız araç alıyor. Bu ilişki normal, hiçbir sorun yok ama Sayın Ekrem İmamoğlu, Murat Gülibrahimoğlu’yla bir suç örgütünün lideri ve yöneticisi olarak sizin huzurunuzda yargılanıyorlar. Yan salonda bir dava daha sürüyor, oranın sanık yapılanları da burada aynen yine karşınızda sanık. Orada da İbrahim Kalın, bu dosyanın sanığı Hüseyin Gün ile fotoğraf çektiriyor. İbrahim Kalın MİT Başkanı, Sayın Ekrem İmamoğlu huzurumuzda örgüt lideri olarak yargılanıyor. Bu bağlamı görmeden sorularım hakikaten anlamsız gelebilir ama tam da talebim bu, bu bağlamı görmeniz. Maalesef bu iddianameyi yazan savcılar, yedi savcı, artı başsavcı, bu işlemlerle sizi aldatmaya teşebbüs ediyorlar. Sadece kamuoyunu değil sayın mahkemenizi de maalesef bu işlemlerle…”

“Abimi tahliye edebilecek kudrete sahip olduğu izlenimine kapıldım”

Yener Torunler’in avukatı Ahmet Keskin, İBB Borsası iddiasında ismi geçen avukat Mehmet Yıldırım’ın, İBB soruşturması savcısından “casusluk soruşturmasının” başlayacağını soruşturmadan önce öğrendiğini söyledi.

Avukat Keskin, şunları anlattı:

“Sayın Başkan, ben Bursa’da avukatlık yapıyorum ve müvekkille akrabalık ilişkimiz var. Yener ağabeyin tutuklandığını öğrenince, sadece kendisine psikolojik destek olmak için ziyarete geldim. Takdir edersiniz ki müvekkilimiz büyük bir holdingin idari müdürüdür. Gözaltına alındığında veya tutuklandığında ne olması lazım? İşvereninin ona birçok avukat sağlaması, o meslektaşlarımızın vekâlet yükümlülüklerini almış olması ve şirketin çalışanının işine sahip çıkması lazım. Ama ben Yener ağabeyi cezaevinde ziyaret ettiğimde son derece yıpranmış olduğunu gördüm. İradesinin tamamıyla elinden alındığını ve ne yapacağını bilmez hâlde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bana kendisinin 6 Ağustos’ta tahliye edileceğini, avukatının bu yönde söz verdiğini anlattı. Bu kadar önemli bir dosyada böyle bir sözün nasıl verilebildiğini sordum ve savcılık tarafından kendilerine söz verildiği yönünde bir anlatımla karşılaştım.

Bunun üzerine Yener Bey’in ve ailesinin rızasını alarak meslektaşım Mehmet Yıldırım ile görüşmek istediğimi söyledim. Mehmet Bey’i aradım; beni ofisine davet etti. Esma Hanım’la birlikte gittik. Henüz yeni tanışmıştık, aramızda bir güven ilişkisi yoktu. Birbirimizi hiç tanımamamıza rağmen bana Savcı Bey ile arasındaki ilişkiyi ayrıntısıyla anlatmaya başladı.

Savcı Bey’in ne kadar iyi ve vatansever bir adam olduğunu, bu örgütün ne kadar tehlikeli olduğunu, yarın öbür gün casusluk soruşturmasının da başlayacağını, bu işin temelinin İngiltere’ye dayandığını ve savcılığın bu hususları ortaya çıkaracağını anlatıyordu. Bu konuda son derece emin bir tavrı vardı. Aslına bakarsanız, Yener Bey’in bir yakını olarak bu durumdan rahatsız olmadım; tam aksine hoşuma gitti. ‘Neden’ derseniz? Abimi tahliye edebilecek kudrete sahip olduğu izlenimine kapıldım.”

Dilek İmamoğlu’nun kardeşi Cevat Kaya, savunma yapmak için kürsüye geldi.

Cevat Kaya, gözaltı ve nezarethane sürecinde yaşadıklarını anlattı ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bize deniyor ki: ‘İmamoğlu’yla bağlantılı örgüt…’ Peki ne yapmışız? Somut olarak hangi eylem var? Nerede suç işlemişiz? Kim kime talimat vermiş? Ben Ekrem İmamoğlu’ndan hangi talimatı almışım? Ya da ben kime talimat vermişim? Hangi ihaleye müdahale etmişim? Hangi kamu zararını oluşturmuşum? Hangi parayı sisteme sokmuşum? Nedir?”

“Bir aileye bu şekilde saldırılması büyük bir zulümdür”

Ekrem İmamoğlu, Cevat Kaya’ya soru sormak için söz aldı. Kaya, İmamoğlu’nun aralarında bir ticari ortaklığın olup olmadığına yönelik sorusuna, “Olmadı” diye yanıt verdi.

İmamoğlu, devamında şunları söyledi:

“Bir aileye bu şekilde saldırılması büyük bir zulümdür. Kendini sağda solda ‘vatansever’ diye tanımlayan insanlar, başkalarının ailelerine bunu yapmamalıdır. Bu iftiralar bize gerçekten büyük bir bedel ödetti.

Ve bu bedeli bize yaşatan insanların büyük bir kul hakkıyla karşı karşıya olduklarını düşünüyorum. Ben onları Allah’a havale ediyorum. Ama aynı zamanda şunu da huzurunuzda açıkça söylüyorum: Allah bana nefes verdiği sürece, hukuk içinde, adil yargı düzeni içinde hakkımı aramaya devam edeceğim. Son nefesime kadar mücadele edeceğim. Burada bunun sözünü veriyorum.

94 yaşında bir babamız var. Burada herkesin annesi, babası, çocuğu, ailesi var. Bu dosya sadece sanıkları değil, aileleri de hedef alan bir dosyaya dönüştü. Gerçekten büyük bir üzüntüyle dinledim ve yaşadım bütün bunları.

Bugün burada, sizin huzurunuzda, yargı makamı önünde bunları anlatmak zorunda bırakılmamızı sağlayanları da kınayarak sözlerimi bitirmek istiyorum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.