Adil Zozani yazdı: Butlan kararına farklı bir açıdan yaklaşmak mümkün değil mi?

Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Kurultayı’yla ilgili kararı ve sonrası gelişmeler uzun süre siyaset gündemimizde olacaktır. Bu olağandışı gelişmenin siyasetin konusu olarak tartışılması gereklidir. Siyaset biliminin konusu olarak tartışılmakla birlikte hukuk felsefesi ve siyaset sosyolojisi açılarından da bir vaka olarak incelenecek ve dersler çıkarılacaktır. Ancak bu tartışma ve hatta vaka olarak konunun ele alınıp incelenmesi reel-politik atmosferin dışına çıkarak değerlendirme yapmayı gerekli hale getirmiştir. Aksi durumda bu olağandışı durumdan siyaset adına doğru çıkarımlar yapmak pek mümkün olmayacaktır. 

CHP
Butlan kararına farklı bir açıdan yaklaşmak mümkün değil mi?

İki nedenle bu gereklidir. 

Birincisi; Türkiye’nin mevcut siyaset atmosferi iktidar grubunun güven telkin etmeyen durumu ve toplumun siyasal dinamiklerinde ortaya çıkan kutuplaşma nedeniyle, her siyasi aktör kendi mahallesindeki olumsuzlukların üstüne örtü çekmektedir. Kendi mahallesindeki olumsuzlukları konuşmak/tartışmak ve onlarla mücadele etmek; karşı mahallenin ekmeğine “yağ” süreceği kaygısıyla tercih edilmemektedir.

İkincisi; 2002’den beri kesintisiz iktidarda olan AK Parti ve onu destekleyen diğer milliyetçi-muhafazakâr partiler, uzun iktidar dönemi içinde olağan hale getirilen merkezileşme politikaları nedeniyle toplumsal zeminde siyaseti “sürekli iktidar ve sürekli muhalefet” konsensüsüne soktu. Özellikle 2017 referandumundan itibaren, anayasal kural durumuna getirilen “erkler birliği prensibi” nedeniyle, cumhuriyeti oluşturan toplumsal dinamiklerde 1920’lerin ruhsal dışlanmışlık durumunun yeniden oluşmasına sebebiyet vermektedir. Bu tür bir kutuplaşma ortamında özellikle CHP’de son iki yılda ortaya çıkan ve çoğunlukla yargılama konusu olmuş hususlarda muhalefet tutarlı bir duruş sergileyememektedir. 

İktidar dışındaki muhalefeti de kendi içinde ikiye ve hatta belki üçe ayırmak durumundayız. Politik söylemi ve yaşam tasavvurları bakımından iktidar blokuyla aynı mahallede oldukları halde iktidar paydaşı olamadıkları için muhalefette kalan milliyetçi-muhafazakâr partiler bir grup olarak tasnif edilebilirler. Kimlik, kültür ve inanç tasavvurları nedeniyle sistem dışı kalmış toplumsal dinamiklerin taleplerine sözcü pozisyonunda konumlanan ağırlıklı olarak sol perspektifte siyasi konumlanışı olan gruptakiler ve CHP bünyesinde kendisini tanımlayan liberal, sol-sosyal demokrat yer yer de ulusalcılıkla özdeş tasavvurları olan gruptakiler. 

Bu denli geniş bir siyasal yelpazede tanımlanan muhalefetin CHP bünyesinde ortaya çıkan sorunlu yapıyla ilgili olarak cümle kurarken iktidarın merkeziyetçi tasavvurlarına karşı keskin konumlanışını normal görmek doğru değildir. Mevcut siyasal kutuplaşma durumunda ortaya konan siyasal reflekslerde yanlışı sahiplenme riskini kimse konuşmak istememektedir. Konuşmak isteyenlerin mahalleden dışlanmalarını göze almaları gerekmektedir. 

Muhalefetin tutumu sorunludur

CHP’li siyasetçilerin muhatap oldukları, yargılamalara da konu olmuş hususları bir özetleyelim:

1- Yerel yönetimlerde rüşvet, irtikap, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma hususlarında yapılan yargılamalar devam etmektedir. Yargılamalar nedeniyle görevden alınan belediye başkanlarının yerine belediye meclislerinin kendi içinden seçtikleri bir meclis üyesi belediye başkanlığı görevini sürdürmektedir. İki tanesi hariç diğer belediyelerin hepsinde CHP mensubu meclis üyeleri başkan olarak seçildiler. Yani yaygın muhalefet argümanı olan kayyımlık bir durum söz konusu değildir.

2- CHP’de merkez-yerel ilişki ağında ortaya çıkan itiraf ve tespitler sonucunda akçeli işler söz konusudur. Adları bu akçeli ilişki ağında zikredilen siyasetçilerin hiçbiri çıkıp yalanlayıcı kesin bir kanıt ortaya koymuş değil.

3- CHP’nin 38. Kurultayı’yla ilgili olarak ortaya çıkan tabloda, CHP’de iç iktidar kavgası önce mahkeme koridorlarına sonra da sokağa taştı. 

Muhalefetin bu tablo karşısındaki tutum alışı sorunludur. Öncelikle CHP’nin İstanbul merkezli başlayan ve sonra pek çok yere yayılan akçeli işlerle ilgili yargılamalarda doğru tutum almadığını ifade etmek gerekmektedir. İktidar alternatifi durumundaki muhalefet partisinin akçeli işlerle ilgili yargılamalara kefil olması ve devamla diğer muhalefet partilerinin de bu sorunlu yapıyı yok sayarak iktidara karşı mevzi savaşına girmesi siyaset namına kazandırıcı bir tutum olmamıştır.

İktidar “kendi yaptıklarını görmüyor, muhalefetin yaptıklarını gündeme getiriyor” tarzı bir siyasal söylem geliştirme talihsizliğine kapıldı, muhalefet. Rüşvet, yolsuzluk, irtikap, ihaleye fesat karıştırma gibi kirlenmişlikle ilgili kefil olmak yerine “varsa kirlilik temizlensin” demek doğru muhalefet tutumu olurdu. 

CHP merkezli ortaya çıkan siyasal tablonun bir boyutu yerel yönetimlerde ortaya çıkan veya ileri sürülen kirlenme iddialarıdır. İkinci boyut ise 38. Kurultay ile ilgili olarak ortaya çıkan mutlak butlan kararıdır. Konuya muhatap olan CHP yöneticileri tüm boyutlarıyla mevcut durumun sorumluları olarak kendi parti tabanlarına ve kamuoyuna ikna edici bir izahta bulunma sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Mevcut durumu, iktidarın hükmettiği yargı ağı üzerinden muhalefetin ilerleyişine ket vurma hamlesi olarak okumak tatmin edici bir siyasal söylem olmayacaktır. 

Mutlak butlan kararıyla devri-yok hükmünde sayılan CHP yönetiminin 38. Kurultay’daki seçim başarısını sağlayan siyaset dışı araçlar siyasetin normali olarak görülmek istenmektedir. Kurultay delegelerinin iradelerinin siyaset dışı araçlarla etkilenmesi durumunun normal görülmesini sol siyaset kavrayışı kabul etmez/etmemelidir. Solda konumlandığını iddia eden CHP’nin bu iddia karşısında kendisiyle yüzleşmek yerine siyasetteki kutuplaşmadan istifade ederek bu tabloyu yok sayması tartışılmalıdır.

Delege idaresinin sakatlanması nedeniyle butlan ilan edilen kurultay ile ilgili olarak devri-yok hükmünde sayılan CHP yönetiminin 38. Kurultay sonrası tekrarlanan olağan ve olağanüstü kurultaylarla parti yönetiminin pekiştiğine dair savunusu da tartışmalı bir durumdur. Zira ilk edimin meşruluğu veya gayri-meşruluğu sonraki evrelerde huzur eden eylemlerle pekiştirilmez. Pekiştirilse bile hakkaniyet ölçüsü sürekli olarak kadük kalacaktır. 

Mahkemenin CHP kurultayıyla ilgi butlan kararı siyaset biliminin konusudur. Çünkü siyasette etik değerlerin yerleşmesi ve olmazların siyasal reflekse dönüşmesi açılarından siyaset bilimimin bir çıkarımda bulunması gerekmektedir. Siyaset biliminin son iki yılda CHP bünyesinde ortaya çıkan tartışmalara konu olmuş hususların hepsinden sonuçlar çıkarması imkânı doğmuştur. Bu tablo aynı zamanda hukuk felsefesinin de konusudur.

Zira siyasal zeminde oluşan kutuplaşmanın hukuk zemininde siyasetin yanlışı sorgulama durumunu sakatladığını gösteren bir örnekle karşı karşıyayız. Erkler birliği prensibiyle toplumu idare etmenin bir sonucu olarak bu tablodan dersler çıkarmak durumundayız. Mevcut tablo siyaset sosyolojisinin konusu olarak da incelenmeye değerdir. Toplumsal ayrışmada popülist söylemlerin, gayri-meşru eylemlerin üstünü örtmede nasıl araçsallaştırıldığını gösteren bir tablodur, bu. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş