Duygu Uzunoğlu ve Tansel Erdem Yılmaz yazdı | Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri

İSTANBUL (Medyascope) – Yaşlılar için açılan kamusal mekânlar, yalnızca dinlenme alanı değil; sohbetin, hareketin, küçük karşılaşmaların ve aidiyet duygusunun kurulduğu yerler olabilir. Üsküdar ve Beyoğlu örnekleri, erişilebilir ve programlı sosyal alanların yaşlılıkta yalnızlaşmaya karşı nasıl bir cevap üretebildiğini ortaya koyuyor.

Emekliler lokali
Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri (Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali)

Yalnızlık çoğu zaman bireysel bir hal, biraz da özel hayatın içinde çözülecek bir duygu durumu gibi ele alınıyor. Oysa Harvard tarafından yapılan güncel araştırma, bunun çok daha geniş sonuçları olan bir halk sağlığı meselesi olduğunun kanıtı. Sosyal izolasyonun kalp hastalığı, inme, demans ve erken ölüm riskini artırdığı, kaygı, depresyon ve intihar düşüncesiyle de yaşam kalitesini aşağı çektiği görülüyor. Dolayısıyla meseleyi yalnızca yaşlıların can sıkıntısı olarak okumak hatalı. Daha doğrudan söylemek gerekirse, gündelik hayattan çekilmenin bedeli vücutta, zihinde ve ömürde birikiyor.

Türkiye bağlamında bu tabloyu daha keskin bir dille tarif eden kişi, Yaşlı Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Boratav. Boratav, yaptığımız görüşmede yalnızlaşmanın sağlık üzerindeki etkisini “günde on beş sigara içmek kadar zararlı” diye tanımlıyor. Bu cümle, belediyelerin neden yaşlılara dönük kamusal mekânlar kurmasının önemli olduğunu açık biçimde anlatıyor. Çünkü mobilite sorunu olmayan bir yaşlı için mesele sadece dışarı çıkmak değil, dışarıda anlamlı bir ritme kavuşmak.

Gerontolog Gülce Aksoy da Boratav’ın anlattığı sigara metaforunu (Julianne Holt-Lunstad araştırması) yalnızlığın fizyolojik ve nörolojik yıkımını çok net özetlediği kanaatinde. Sosyal izolasyonun yarattığı stres Gerontoloji Bölümü Kurucu Başkanı Sayın Prof. Dr. İsmail Tufan’ın öncülüğünü yaptığı GeroAtlas (Türkiye Gerontoloji Atlası) projesinin verileriyle de ortaya koyulurken, yine aynı araştırmaya göre yaşlılıkta aile dışı sosyal ilişkiler (komşuluk, arkadaşlık) yüzde 78 oranında azalmakta. Bu araştırma yaşlılarda hobi ve gezinti gibi dışa dönük aktivitelerin düşüşe geçtiğini ve yerini en güçlü artışla “düşünceye dalıp gitmek” gibi içe kapanık eylemlere bıraktığını da ortaya koyuyor. Aksoy, “kullan ya da kaybet” prensibi gereği, bu sosyal uyaran eksikliğinin bilişsel rezervi hızla tüketerek demans ve Alzheimer riskini doğrudan tetiklediğini belirtiyor.

Tam bu nedenle emekli lokalleri, emekli evleri ve gündüz yaşam merkezleri sadece “mola verilen” yerler olarak okunamaz. Bunlar iyi kurgulandığında, yaşlıyı evde kalma eğiliminden koparan, akran ilişkisini güçlendiren, küçük ekonomik rahatlamalar sunan ve zamanı yeniden kuran kamusal alanlar haline gelir.

Bu yazının temel meselesi de tam olarak burada: Bu mekânlar yaşlıların gündüz hayatını ne ölçüde dönüştürebiliyor?

1. Dünyadaki örnekler: Günü yalnızca geçirmek değil, paylaşmak

Bunu anlamak için önce Türkiye dışındaki daha yerleşik örneklere bakmak ve bir kıyas noktası oluşturmak gerek. Kanada’daki Evergreen Seniors Community Centre, yaşlılara dönük merkezlerin neye benzeyebileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor. Guelph Belediyesi ile Guelph Wellington Seniors Association işbirliği ile çalışan bu merkez, 55 yaş ve üstündeki bireyler için tasarlanmış çok amaçlı bir topluluk alanı. Burayı önemli kılan şey, bir bakım merkezinden öte, aktif yaşlanma ve düzenli sosyalleşme zemini gibi çalışması.

Merkezin mantığı oldukça net. İnsanlar tedavi görmek gibi katı bir çözümün izinden giderek ziyaret etmiyor, egzersiz yapmak, kurslara katılmak ve başka insanlarla bağ kurmak için geliyor. Guelph Belediyesi’nin yaşlı nüfus projeksiyonları da böyle bir merkezin neden kent ölçeğinde bir ihtiyaç olarak görüldüğünü açıklıyor. Yani yapı, bugünün boş zaman sorununa dokunurken, aynı zamanda yaşlanan bir kent nüfusunun kamusal ihtiyaçlarına verilmiş planlı bir cevabı da simgeliyor.

Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri

Merkez değil, aidiyet üretme iddiasında bir mekân

Bu örneği güçlü kılan esas şey, yalnızca içinde ne olduğu değil, kullanıcının merkeze nasıl bağlandığı. Düzenli spor programları, dans dersleri, kart oyunları, eğitim faaliyetleri, gönüllülük imkanları ve destek grupları, burayı “arada bir uğranan” yer olmaktan çıkarıp gündelik rutinin parçası haline getiriyor.

Wanderlog’daki yorumlara baktığımızda da benzer bir tablo görülüyor. Kullanıcıların merkezi klasik bir spor tesisinden çok bir topluluk evi gibi algıladığı, burada yeni arkadaşlıklar kurmanın kolaylaştığı ve özellikle yeni taşınan emekliler için güvenli bir başlangıç alanı oluştuğu anlaşılıyor. Başka bir deyişle, mekân hizmet sunuyor ancak içine yerleşilen bir sosyal doku da üretiyor.

2. Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali: Meydandaki durağın ötesinde ne var?

Yerel örnekleri de inceledik ve örneklem havuzumuza iki lokali almaya karar verdik. Bu mekânları seçerken hem çalışmanın sınırlarına dahil olmaları hem de modern girişimler olmaları etkili oldu. İlk örnek, Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali, İstanbul’daki en dikkat çekici örneklerden biri. Bunun ilk nedeni elbette konumu. Üsküdar Meydanı gibi çok yoğun ve merkezi bir yerde bulunması, lokali sadece ilçe sakinlerinin değil çevre ilçelerden gelenlerin de kullandığı bir alana dönüştürüyor. İkinci neden ise hizmetlerin tamamen ücretsiz olması. Bu iki unsur birleştiğinde, mekân yaşlılar için plan yapılması gereken bir tesis olmaktan çıkıp gündelik hayatın doğal uzantısı haline geliyor.

Emekliler lokali
Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri (Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali)

Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali’nin birim sorumlusu Nuray Kılıç ile yapılan saha görüşmesinde öğrendiğimiz verilere göre merkez günlük ortalama 500 kişiyi ağırlıyor. Kılıç’ın ifadesiyle bu sayı, merkeziliği nedeniyle daha da yüksek hissediliyor. Kullanıcıların çoğunluğu erkek olsa da, günlük ziyaretçilerin yaklaşık 100 kadarını kadınlar oluşturuyor. Bu veri, yaşlılara dönük kamusal alanların kullanımında cinsiyet dengesinin halen sorgulanması gerektiğini de gösteriyor.

Burada dikkat çeken şey ise yalnızca yoğunluk değil, bu yoğunluğun nasıl anlamlandırıldığı. Merkez, “her güne bir aktivite” yaklaşımıyla dikiş, cam boyama, örgü grubu, kitap okuma ve sohbet saatleri, tansiyon ve şeker ölçümleri, sağlık soru-cevap buluşmaları gibi düzenli etkinlikler yürütüyor. Fizyoterapistin varlığı ve kütüphane destekli okuma saatleri de mekânın sadece oturulan değil, hareket edilen ve karşılaşmaların çoğaldığı bir alan olarak düşünülmeye çalışıldığını gösteriyor.

Ücretsiz alanın ötesinde kamusal bir davet

Üsküdar örneğini güçlü kılan en önemli şeylerden biri, ücretsiz hizmet modelinin yaşlıların bu mekâna gelmesini kolaylaştırması. Bilhassa işçi sınıfı için emekli maaşlarının seviyesi düşünüldüğünde, dışarıda uzun süre vakit geçirilebilecek, çay ve su gibi temel ikramların maliyetsiz sunulduğu bir mekânın kıymeti büyük. İnsanların “uğrayayım mı, masraf olur mu” hesabı yapmadan gelebilmesi, bu merkezleri gerçekten kullanılabilir kılıyor.

Ama asıl değer, bu ekonomik erişilebilirliğin yalnız bırakılmamasında. ÜSMEK eğitmenlerinin eşlik ettiği atölyeler, örgü grubu gibi düzenli buluşmalar ve sağlıkla ilgili küçük ama tekrar eden temaslar, lokali pasif bir bekleme alanı olmaktan uzaklaştırıyor. Ferhat Boratav’ın, “bir bina sağlayıp ucuza çay vermek yeterli değil” diye başlayan uyarısı burada hatırlatıcı oluyor. Boratav, bu tip yerlerde bedensel, zihinsel ve sosyal hareketlilik yaratacak programların gerekli olduğunu vurguluyor. Üsküdar örneği de bu ihtiyacı belli ölçüde görmüş durumda.

Gülce Aksoy ise lokalleri yaşlılığı bir “bekleme odası” veya salt “boş zaman” olarak gören geleneksel ve kısıtlayıcı anlayışın kent mekanına yansıması olarak görüyor. Oysa yaşlılığın gelişimin ve öğrenmenin devam ettiği bir yaşam evresi olduğunu bu nedenle de yerel yönetimlerin bu lokalleri planlarken ve işletirken gerontologlarla çalışması; mekanların salt birer “bina” olmaktan çıkıp, yaşlının biyo-psiko-sosyal ihtiyaçlarına göre tasarlanmış gerçek “Aktif Yaşlanma Merkezlerine” dönüşmesini sağlayacağının altını çiziyor.

“Türkiye’de emeklilik sonrası dönemde bireylerin zihinsel/fiziksel etkinliklerle bilişsel rezervlerini koruyabileceği bu merkezlerin sayısının artırılması ve bu merkezlerin yönetiminde gerontologların istihdam edilmesi stratejik bir zorunluluktur.”

Facebook’taki kullanıcı yorumlarına baktığımızda, merkezin varlığının başlı başına memnuniyet yarattığı anlaşılıyor. Yorumlar, yaşlılara özel ve ücretsiz bir mekânın kamusal hayatta ne kadar görünür bir karşılık bulduğunu düşündürüyor. Kullanıcıların önemli bir kısmı, bu hizmetin “düşünülmüş” olmasını kıymetli buluyor.

Kullanıcı yorumlarının söylediği ince şeyler

Aynı yorumlar, mekâna dair daha gündelik ayrıntıları da görünür kılıyor. Facebook’taki bazı kullanıcı değerlendirmelerinde gürültü düzeyi, personelin iletişim biçimi ve yaşlıların dinlenme ihtiyacına daha nazik alanlar açılması gerektiği gibi başlıklar öne çıkıyor. Bunları sert eleştiriler olarak değil, hizmetin daha inceltilmiş biçimde gelişebileceğine dair kullanıcı beklentileri olarak okumak daha doğru.

Bu da aslında olumlu bir işaret. Çünkü insanlar bu mekânlardan vazgeçme refleksini geride bırakarak daha iyi işlemesini istiyorlar. Gürültünün daha medeni yöntemlerle azaltılmasını, iletişim dilinin daha özenli olmasını, gündelik akışın yaşlıların ritmine daha uygun hale gelmesini bekliyorlar. Bu beklentinin kendisi bile merkezin hayatın içine girdiğini gösteriyor.

Kadınların daha fazla dahil olabileceği alanlar neden önemli?

Üsküdar örneğinde dikkat çeken bir başka nokta da kadınlara yönelik tasarlanan etkinliklerin görünürlüğü. Örgü grubu gibi düzenli buluşmaların kadın kullanıcıları daha görünür kıldığı anlaşılıyor. Bu küçük detay önemli. Çünkü yaşlılara dönük kamusal mekânlarda mesele sadece kapıyı açmak değil, içerideki kullanım kültürünü farklı kullanıcılar için de davetkar kılmak.

Lokallere gidenlerin cinsiyet dağılımı ile ilgili Aksoy önemli bir noktaya dikkat çekiyor ve kamusal dinlenme mekânlarının tarihsel olarak eril bir (“kahvehane“) kodlaması olmasının yanı sıra yaşlılık yoksulluğunun özellikle kadınları vurduğunu belirtiyor. Kendi emekli aylığına sahip olmayan ve ekonomik dezavantaj yaşayan yaşlı kadınların, kamusal mekânlardan ve sosyalleşmeden çok daha hızlı koptuklarını belirterek bu mekânların kapsayıcı hale gelmesi için buraları sadece zaman geçirilen değil, güvenli, amaca yönelik ve işlevsel alanlara dönüştürmek gerekir diyor.

“Örgü veya sinema gibi etkinlikler ilk adım için değerli olsa da; sağlık okuryazarlığı veya dijital yetkinlik kazanımı gibi programlar kadınların kalıcı katılımını sağlar.”

Boratav’ın kuşaklararası etkileşim üzerine söyledikleri burada da düşünmeye değer. Çocuklarla ya da gençlerle kurulan temasın ancak yapay olmayan, organik bağlar üzerinden anlamlı hale gelebileceğini, yaşlı bireyin çoğu zaman sadece konuşabileceği birini aradığını söylüyor. Bu açıdan bakıldığında, bir emekliler lokalinin değeri yalnızca kendi yaş grubunu bir araya getirmesiyle okumak hatalı olur, zaman zaman doğal karşılaşmalar ve küçük ilişki ağları üretebilmesini öne çıkarmak gerekir.

Aksoy da kuşaklararası organik temas ile sosyal izolasyonu kırmanın çok önemli olduğunu gençlerle bir arada olmanın yaşlılarda “işe yararlık” ihtiyacını karşıladığını belirtiyor.

“Örneğin; gençlerin teknoloji desteği verdiği, yaşlıların ise deneyimlerini aktardığı karşılıklı faydaya dayalı ve uygulamalı etkileşim alanları, bu lokalleri birer izolasyon kırma merkezine dönüştürecektir.”

3. Beyoğlu Belediyesi Emekli Evi: Uygun fiyatlı menüden daha fazlası mı?

Beyoğlu Belediyesi Emekli Evi, ilk bakışta uygun fiyatlı sosyal tesis mantığıyla öne çıkıyor. Kasımpaşa ve Hasköy’deki iki şubesiyle çalışan bu yapı, özellikle ekonomik erişilebilirlik üzerinden dikkat çekiyor. Ancak saha verilerine bakınca, bunun basit bir “ucuz mekân” hikayesinden daha fazlası olduğu görülüyor.

Beyoğlu Belediyesi tarafında kafeler sorumlusu olarak görev yapan Volkan Eser ile yapılan saha görüşmesine göre, yalnızca Kasımpaşa’daki şube günlük ortalama bin üç yüz ziyaretçi ağırlıyor ve günde iki bin bardak çay satıyor. 175 kişilik kapasite düşünüldüğünde bu rakam, merkezin ne kadar yoğun kullanıldığını açık biçimde gösteriyor. Aylık sirkülasyonun 4.500 kişiye ulaşması ve zaman zaman yer bulmanın zorlaşması da bunun rastlantısal bir ilgiden fazlası olduğunun kanıtı. Buradaki modelin en dikkat çekici yanı, belediyenin bunu bir sosyal destek olarak tasarlamış olması. Emeklilere özel fiyatlar sabit tutuluyor, çay ve poğaça gibi temel kalemler son derece düşük ücretlerle sunuluyor. Ama Volkan Eser’in verdiği bilgi, bu düşük fiyatların arkasındaki tercihin en berrak sebebi: Bir ziyaretçinin belediyeye ortalama maliyeti 170 TL civarında. Yani burada gördüğümüz şey, ucuzluk değil, doğrudan kamusal sübvansiyon ve böyle bir sübvansiyonun doğrudan “gelir kısıtına sahip gruplar” için kullanılıyor olması.

Emekliler lokali
Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri (Beyoğlu Belediyesi Emekli Evi)

Sadece cebi değil, günlük hayatı da rahatlatıyor

Beyoğlu örneğinde ekonomik erişilebilirlik, yaşlının gündelik hayata katılımını doğrudan etkiliyor mu? Bu sorunun yanıtı sadece lokal içerisinde yatmıyor, lokal dışındaki alanlarla da kıyas şart. Dışarıda oturmanın, bir şeyler yemenin ya da sosyal bir mekânda vakit geçirmenin giderek pahalılaştığı bir dönemde, emekliler için özel olarak düşünülmüş düşük fiyatlı bir alan, salt mali kolaylık vaadine sıkışmıyor, dışarıda olmayı sürdürülebilir kılıyor.

Bu modelin önemli yanı, fiyat avantajını tamamen pasif bir oturma düzenine bırakmaması. Ayda bir sağlık taramaları, diş sağlığı, kalp sağlığı ve beslenme üzerine uzman buluşmaları, yaz aylarında açık hava sinemaları ve yüksek katılımlı tavla turnuvaları gibi etkinlikler, mekânın etrafında bir sosyal akış oluşturuyor. Özellikle sinema günlerinde kadın ziyaretçi sayısının belirgin biçimde artması, etkinlik tasarımının kullanıcı profilini etkileyebildiğini gösteriyor.

Kullanıcıların vurguladığı toplumsal karşılık

Beyoğlu Emekli Evi’ne dair Google yorumlarına baktığımızda özellikle konum, fiyatlar, iç ve dış mekân kullanım imkanı ve sıcak bir sosyal alan hissi öne çıkıyor. Aynı değerlendirmeler, kalabalığın çoğunlukla emeklilerden oluştuğunu ama bulunduğu çevrenin merkeziliği nedeniyle öğrenciler gibi başka kullanıcıların da zaman zaman burayı tercih ettiğini düşündürüyor.

Bunu olumsuzluk olarak değil, merkezin şehir içindeki görünürlüğünün bir sonucu olarak okumak daha doğru olabilir. Hatta sınırlı ve doğrudan amaçlanmamış olsa da kuşaklararası temas ihtimali bakımından bu durumun kendi içinde bir değeri var. Boratav’ın da işaret ettiği gibi, yaşlı bireyin çoğu zaman ihtiyacı yapay karşılaşmalardan ziyade doğal ve akış içindeki temaslar. Merkezin konumu bu bakımdan bir avantaj da yaratıyor.

Başarı büyüdükçe yeni ihtiyaçlar doğuyor

Beyoğlu örneğinde de cinsiyet dengesi, gelişmesi gereken unsurlardan biri. Günlük kullanıcıların çoğunluğunun erkek olması, kadın katılımının ise daha sınırlı seyretmesi, bu tip mekânlarda hâlâ çalışılması gereken alanlardan biri. Ancak saha notlarında görüldüğü kadarıyla, sağlık odaklı karma programlara ve kültürel etkinliklere ağırlık verilmesiyle daha kapsayıcı bir zemin kurulmaya çalışılıyor.

Benzer şekilde yoğunluk da merkezin bir problemi olmaktan çok, başarısının işareti gibi okunabilir. Elbette hedeflediği kitleyi kapasitesini sunabilmesi birinci öncelik ancak karşımızda kullanılmayan değil, aksine sahiplenilen bir model var.

4. Bu çözümler büyümeli ancak daha eşit yollarla

Bu örnekleri yan yana koyduğumuzda oldukça açık bir tablo çıkıyor. Emekliler lokalleri ve gündüz yaşam merkezleri, yaşlılıkta kamusal hayatın yeniden kurulması için son derece kıymetli araçlar. Kanada’daki örnek, erişilebilir mimari ve güçlü program akışının neler yaratabileceğini gösteriyor. Üsküdar örneği, ücretsiz hizmet modelinin  ve merkezi konumun ne kadar etkili bir kamusal davet yaratabildiğini kanıtlıyor. Beyoğlu ise ekonomik sübvansiyon sayesinde dışarıda kalmamanın ve sosyalleşmenin nasıl mümkün kılınabileceğini gösteriyor.

Bu merkezlerin en büyük değeri, yaşlı bireyi pasif bir “bakım nesnesi” gibi ele almamaları. Aksine, onu gündelik hayatın öznesi olarak yeniden düşünmeleri. Burada insanlar yalnızca zaman geçirmiyor. Sohbet ediyor, etkinliğe katılıyor, sağlık bilgisi alıyor, tekrar geliyor, başkalarıyla tanışıyor, yani bir gündüz hayatı kuruyor. Bu bile başlı başına önemli ve çözdüğü sorunlar itibariyle ikamesi zor.

Elbette her modelin gelişmeye açık yönleri var. Kullanıcı deneyimini daha zarif hale getirmek, kadın katılımını artırmak, etkinlik çeşitliliğini çoğaltmak ve kapasiteyi büyütmek gibi başlıklar önümüzde duruyor. Ama bunları bir yetersizlik listesi gibi değil, tam tersine artık kök salmaya başlamış bir kamusal hizmetin doğal gelişim alanları gibi görmek gerekir.

Ferhat Boratav’ın görüşmede altını çizdiği bir başka nokta da burada anlam kazanıyor. Aktif yaşlanmanın yalnızca iş hayatına dönmekle sınırlı olmadığını, bunun çok farklı yolları olabileceğini söylüyor. Hatta yaşlı bireyin iyilik halini güçlendiren şeyin bazen bir sohbet, bazen küçük bir sorumluluk, bazen de düzenli bir topluluk hissi olabileceğini hatırlatıyor. Tam da bu yüzden, emekliler lokalleri yalnızca sosyal tesis değil, yaşlılığın daha onurlu, daha hareketli ve daha bağlı yaşanabilmesi için kamusal bir altyapı olarak düşünülmeli.

Sonuç olarak mesele, yaşlılara bir sandalye vermek değil. Onlara gündüz hayatının içinde kalabilecekleri alanlar açmak. Bu yüzden bu merkezlerin çoğalması, mahalle ölçeğinde yaygınlaşması, farklı belediyeler tarafından teşvik edilmesi ve içerik bakımından desteklenmesi gerekiyor. Bugün atılan bu adımlar, yarının yaşlılık politikasını belirleyecek.

Ve görünen o ki, doğru destek verildiğinde bu mekânlar yalnızca ihtiyaç karşılamıyor, aynı zamanda umut da üretiyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş