İSTANBUL (Medyascope, Betül Memiş) – “Gecenin içine gökyüzünü ve şehrin ritmini de katıyoruz.” Türkiye’nin kültür-sanat hayatına 43 yıldır yön veren ENKA Sanat, 3 Temmuz’da yeni açık hava sezonunu başlatıyor. Sezonun öne çıkan yapımlarını, genç sanatçılara açılan üretim alanlarını ve açık havada sanat deneyiminin büyüsünü ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu ile konuştuk.
Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- ENKA Sanat, 3 Temmuz’da yeni açık hava sezonunu açarak Mor ve Ötesi’nin konseriyle başlayacak.
- Sezon boyunca konserlerden tiyatro oyunlarına kadar zengin bir program sunulacak ve öğrencilere indirimli bilet seçenekleri olacak.
- Sanat direktörü Gül Mimaroğlu, program tasarımında izleyiciyle güçlü bir bağ kurmayı hedeflediklerini belirtiyor.
- Genç sanatçıları desteklemek için projeler yürüten ENKA Sanat, farklı disiplinleri buluşturan etkinliklerle sanatsal deneyimi zenginleştiriyor.
- Açık hava etkinlikleri, katılımcılar arasında ortak bir duygusal bağ kurarak sanat deneyimini daha özel hale getiriyor.

“Kesin olarak bir köken olarak nitelendirdiğimiz sanat nedir?” diye sorar Martin Heidegger. Ardından şu çarpıcı tespiti yapar: “Hakikat kendi kendine, yıldızlardan ansızın canlıların arasına düşermişçesine var olmaz… Hakikatin vuku bulması (…) birçok açıdan tarihseldir.” Akademisyenler Diana Newall ve Grant Pooke’un derlediği “Sanat Tarihinin Elli Temel Metni” (Ayrıntı Yayınları), sanatın yalnızca estetik bir deneyim değil; hakikatin görünür hâle geldiği tarihsel bir karşılaşma alanı olduğunu hatırlatır.
Bugünün hız, tüketim ve unutma üzerine kurulu dünyasında bu karşılaşmayı mümkün kılan mekânların sayısı giderek azalıyor. Hakikatin vuku bulmasını bekleyenler, beklemeyi erteleyenler ve/ya vazgeçenler; nereden tutarsanız —uzun zaman önce— aklımızın iplerini yokuştan aşağı bıraktığımız gerçeğini değiştiremez. Oysa kültür-sanat, yalnızca gündelik hayatın gürültüsünden kısa süreliğine uzaklaşabileceğimiz bir sığınak değil, aynı zamanda başka türlü düşünmenin, hissetmenin ve birlikte yaşamanın imkânını da diri tutuyor. Yaşam mesaisindeki koordinatlarımız istediğimiz evreyi bize sunmasa da bu zorlu-yorucu-eşitsiz şartlarda, tam 43 yıldır kültür-sanat rotasından milim sapmadan “başka dünyaların mümkün olduğunu” anlatan, Türkiye’nin kültür-sanat hafızasında kendine özgü bir yer edinmiş kurumlardan biri de ENKA Sanat.
Bu yaz da ENKA Açıkhava Tiyatrosu, gökyüzünü sahnenin doğal dekoruna dönüştürerek yeni sezonunu açıyor. 3 Temmuz’da Mor ve Ötesi’nin akustik konseriyle başlayacak program, 21 Ağustos’a kadar konserlerden tiyatro oyunlarına, uluslararası ödüllü film gösterimlerinden farklı disiplinleri buluşturan etkinliklere uzanan zengin bir seçki sunuyor. Öğrenciler için indirimli bilet uygulamaları ve film gösterimlerinde geçerli “1 bilet alana 1 bilet bedava” kampanyası da programın erişilebilirlik anlayışını güçlendiriyor. Belki de Heidegger’in sözünü ettiği o tarihsel hakikat, bazen bir yaz akşamında, aynı gökyüzünün altında bir konseri, bir oyunu ya da bir filmi birlikte deneyimleyen insanların karşılaşmasında görünür hâle geliyor.

“Bir işin izleyicide nasıl bir iz bıraktığı”
- Bu yaz kapılarını “Yaz geceleri sanatla renklenecek” mottosuyla açan ENKA Sanat’ın yaz sezonu programı ile başlamak istiyorum… 3 Temmuz-21 Ağustos tarihleri arasında sanatseverleri nasıl bir seçki bekliyor? Bu yılın öne çıkan başlıklarını ve programın detaylarını sizden dinleyebilir miyiz?
Programı hazırlarken tek tek etkinliklerden ziyade, sezonun bütününe ve o bütünün hissettireceği duyguya odaklandık. Her etkinliğin kendi içinde güçlü bir karşılığı olmasını gözetirken, yaz boyunca izleyicide bir merak ve devamlılık duygusu yaratacak bir akış kurmayı hedefledik. Açık hava atmosferimiz de bu yaklaşımın en önemli parçası. Şehrin tam kalbinde ama temposundan bir o kadar uzak, adeta küçük bir vaha burası. Bu büyüleyici ortam, sanatçıyla izleyici arasında daha yakın ve samimi bir bağ kurulmasına yardımcı oluyor. Programın açılışını gerçekleştirecek Mor ve Ötesi’nin akustik konseri de sezonun bu ruhuyla oldukça örtüşüyor. Bu yaz sahnemizde, her yıl ağırlamaktan mutluluk duyduğumuz Fazıl Say, Semaver Kumpanya, Barabar gibi isimlerin yanı sıra ENKA ile ilk kez buluşacak olan Murat Karahan, Cem Adrian ve Bergüzar Korel yer alıyor. Enerjisi yüksek şarkılar, güçlü anlatılar, duygusal anlar… Hepsi yaz boyunca sahnemizde izleyiciyle buluşacak. Tiyatro seçkisinde hem bugünle bağ kuran hem de evrensel meseleleri ele alan yapımlara yer vermeye çalıştık. Film programında ise uluslararası festivallerde dikkat çeken yapımlarla Türkiye sinemasının güçlü örneklerini bir araya getirdik.

- Programın mutfağına geçecek olursak, bir seçkiyi oluştururken zihninizi meşgul eden o temel soru ya da merkezine aldığınız asıl “özne” ne oluyor? Tasarım sürecinde rotanızı neye göre çiziyorsunuz?
Bir program tasarlarken bizim için en temel hareket noktası, izleyiciyle nasıl bir bağ kuracağımız sorusu oluyor. Sadece iyi sanatçıları ve güçlü işleri yan yana getirmek yetmiyor; farklı disiplinlerin birbirini beslediği, kendi içinde bir akışı ve duygusu olan ortak bir hikâye yaratmaya çalışıyoruz. Rotamızı belirlerken de sanatın bugünle nasıl temas ettiğine ve izleyicide nasıl bir karşılık bulacağına bakıyoruz. Bazen bir konserin coşkusu, bazen bir tiyatro oyununun sorduğu bir soru, bazen de bir filmin bıraktığı o ince sızı programın yönünü kendiliğinden şekillendiriyor.
- Müzik, tiyatro, sinema; çok dengeli bir dağılım göze çarpıyor. ENKA Açıkhava, dünya gündeminin yorgunluğuna inat, günceli yakalayan keyifli bir programla karşımızda. Hem bu yaz sezonu hem de genel olarak kurumsal vizyonunuz ekseninde rotanızı nasıl belirliyorsunuz? Bu süreçte yol haritanızın olmazsa olmazları nelerdir?
Yol haritamızın olmazsa olmaz iki kavramı; nitelik ve süreklilik. ENKA Sanat’ın yıllar içinde ilmek ilmek dokuduğu çok güçlü bir hafızası var. Biz bu hafızayı titizlikle korurken, bir yandan da yeni seslere, yeni anlatılara ve farklı bakış açılarına alan açmayı çok önemsiyoruz. Çünkü kültür-sanat alanı, ancak değişen dünyayı takip ederek, yeni yaklaşımları anlayarak ve izleyiciyle sürekli canlı bir ilişki kurarak yaşayabiliyor. En net kırmızı çizgimiz ise sanatın özgünlüğü ve samimiyeti. Bir işin izleyicide nasıl bir iz bıraktığına, hafızasında nasıl bir yer edindiğine bakıyoruz. Aslında bizi yönlendiren, rotamızı çizen en temel pusula da bu bağın ne kadar sahici kurulduğu.
- Açık hava etkinlikleri yalnızca bir performans izleme deneyimi değil, aynı zamanda kolektif bir araya gelme hâli. Sizce açık hava sahneleri şehirlerin kültürel belleğinde nasıl bir yer tutuyor? Açık hava ile kapalı salon deneyimi arasında, sanatsal ve mekânsal açıdan nasıl bir duygusal ya da estetik fark görüyorsunuz?
Açık hava ile kapalı salon arasındaki en temel fark, mekânın deneyime kattığı o benzersiz özgürlük duygusu ve atmosfer. Kapalı salonlar kuşkusuz daha yoğun, odağı yüksek ve akustik açıdan kontrollü bir deneyim sunuyor. Açık hava ise sahnedeki sanatla birlikte gökyüzünü, mevsimi, şehrin ritmini ve izleyicinin ortak enerjisini de gecenin içine dâhil ediyor. Mekânın kendi hikâyesi ile o an orada bulunan insanların paylaştığı ortak duygu, performansın bir parçasına dönüşüyor.

“Var olan değerleri unutmadan”
- Genç sanatçıları desteklemenin önemini her fırsatta vurguluyorsunuz. ENKA Sanat bugüne kadar pek çok genç yeteneğe alan açtı, ilham oldu. Önümüzdeki dönemde devam edecek veya yeni başlayacak genç sanatçı odaklı projeleriniz nelerdir? Sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve erişilebilirlik sacayağında kurumsal vizyonunuzu nasıl özetlersiniz?
Genç sanatçılar her zaman çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor. Örneğin “ENKA Sahne” projesiyle 18 yaş altındaki genç yeteneklere salonlarımızı açıyor, performans kayıtlarını profesyonel olarak hazırlayarak eğitim, yarışma ve burs başvurularında kullanabilmelerine imkân tanıyoruz. “Lale Tara Sanat Bursu” ise genç yeteneklerimizin yurt dışındaki lisans ve lisansüstü eğitimlerine omuz vermek amacıyla hayata geçirdiğimiz, üzerine çok titrediğimiz bir program. “Kuşak Konserleri” serisiyle de bursiyerlerimizin sahne deneyimlerini destekliyor, onları doğrudan sanatseverlerle buluşturuyoruz. Sürdürülebilirlik ve kapsayıcılık bizim için kâğıt üstünde birer kelime değil; bu sürekliliği gençlerin enerjisiyle geleceğe taşımak en büyük vizyonumuz.
- ENKA Sanat ardında 43 yıllık muazzam bir birikim barındırıyor. Kuruluş yıllarından itibaren bu sürece tanıklık etmiş köklü bir kültür-sanat emekçisi olarak sizce “sanat direktörlüğü” görevini bir anlamda hikâye anlatıcılığı olarak tanımlayabilir miyiz? Eğer öyleyse hem bu yazın hem de genel olarak ENKA Sanat’ın sizde bıraktığı o derin hikâyeyi nasıl tarif edersiniz?
Sanat direktörlüğünü kesinlikle bir hikâye anlatıcılığı olarak görebiliriz. Biz burada aslında 43 yıldır kesintisiz süren büyük bir kolektif hikâyenin taşıyıcılığını yapıyoruz. Büyük resme baktığımızda, bu hikâyenin bendeki ve kurumsal hafızadaki en derin karşılığı; var olan değerleri unutmadan, unutturmadan yaşatmak ve yeniye, özellikle de gençlere kesinlikle her zaman alan açmaktır.

“James Baldwin’in Türkiye’deki on yılı belgeseli”
- Kasım 2025’teki röportajımızda bana, Filiz Ali’nin “Bir Tutkunun Peşinde Carl Ebert – Genç Cumhuriyet’in Tiyatro ve Opera Serüveni” kitabını hediye ederek jestinizle mest etmiştiniz. İzninizle bu jestten ilhamla, sorumu Ali’nin şu sözleriyle paslamak isterim: “Müzik ve sanat yalnızca bireysel bir zevk meselesi değildir. O, bir toplumun geçmişini, kimliğini ve hayallerini taşıyan bir aynadır. Her bir melodi bir tarihi anlatırken, her bir çizim, her bir söz, insanlığın ortak paydasına dair bir şeyler söyler.” Kariyeriniz boyunca sayısız sanatçıyla çalıştınız, muazzam bir birikime tanıklık ettiniz. Geriye dönüp baktığınızda bu “ortak paydayı” ve sanatın o devasa gücünü size en derinden hissettiren, hafızanızdan silinmeyen o kırılma anı hangisiydi?
Sanırım o kırılma anı, ilk belgesel çalışmamızın öznesinin sevgili Genco Erkal oluşudur. Yıllar öncesinde, ENKA sahnesinde ilk kez ağırlamak üzere kendisini davet ederken kalbimin nasıl çarptığını, o tatlı heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Aynı heyecanı, yıllar sonra belgeselin prömiyer gecesinde, açılış konuşmasını yaparken de yaşamış olmak benim için tarifi imkânsız bir andır.
- ENKA Sanat uzun yıllardır büyük bir istikrarla varlığını sürdürüyor. Değişen dünya dinamiklerini ve yılların getirdiği o büyük tecrübeyi masaya koyduğunuzda; bugün bir kültür kurumu yönetmenin önündeki en büyük zorluk sizce nedir? Tüm bu süreçlerin ötesinde, bu yolculukta size en büyük heyecanı veren temel motivasyon kaynağı ne oluyor?
Değişen dünya dinamiklerine rağmen biz, istikrarlı ve sağlam temelin sunduğu güvenli ortamda yolumuza devam etmeye odaklandık. Minik bir kumpanya tadında, deneyimli bir ekiple çalışmanın, birlikte yaratmanın keyfini yaşamak ve zorluklara birlikte çözüm üretmek bizim en büyük motivasyonumuz.

- Bu sezon size iyi gelen, ilginize mazhar olan kültür-sanat rotasında neler var; paylaşırsanız bizler de nasiplenelim isterim?
Aslında bir süredir üzerine düşündüğümüz, hayata geçirmek için doğru zamanı beklediğimiz bir proje var; bu vesileyle onu paylaşmayı isterim. Dünyaca ünlü insan hakları savunucusu ve yazar James Baldwin’in İstanbul’da geçirdiği 10 yılı anlatan “James Baldwin’s Turkish Decade: Erotics of Exile” adlı kitabını belgeselleştirmek. Tam da bu süreçte, geçtiğimiz ay çok değerli yazar Zeynep Oral, Northwestern Üniversitesi Keyman Modern Türkiye Araştırmaları bölümünde düzenlenen “James Baldwin’in İstanbul’unda özgür olmak ya da olmamak” başlıklı konuşmasında, Baldwin’in bu topraklardaki dönemine çok güzel ışık tuttu. Bu projenin içimde yaktığı ışık bir yana, son dönemde özellikle ruhuma iyi gelen bir şey var: Sanatın kapalı salonlardan çıkıp denizin üstüne taşındığı projeler… Kendini tam bir deniz aşığı olarak tanımlayan biri için maviliklerin ortasında sanatla buluşmak gerçekten çok büyüleyici. Vaktiyle sevgili Ferhan Şensoy da vapurda tiyatro yapmıştı; denizin o özgür ruhunun sanata ne kadar yakıştığını o günlerden beri çok iyi biliyoruz.
ENKA Sanat’ın yaz ajandası:
3 Temmuz: Mor ve Ötesi (konser)
6 Temmuz: Fazıl Say (konser)
8 Temmuz: Cem Adrian (konser)
13 Temmuz: Murat Karahan (konser)
17 Temmuz: Barabar (konser)
20 Temmuz: Metot (tiyatro)
24 Temmuz: Devlerin Savaşı (tiyatro)
27 Temmuz: Bergüzar Korel (konser)
29 Temmuz: Gömercin Kuşları (interaktif gösteri)
3 Ağustos: Hamnet (film)
5 Ağustos: Sarı Zarflar (film)
7 Ağustos: Uğultulu Tepeler (film)
10 Ağustos: Manevi Değer (film)
12 Ağustos: İsimsiz Eserler Mezarlığı (film)
14 Ağustos: Epic: Elvis Presley Konserde (film)
17 Ağustos: Savaş Üstüne Savaş (film)
19 Ağustos: Muhteşem Marty
21 Ağustos: Kurtuluş Projesi








