Özel Çevre Koruma Alanı kapsamında olmasına rağmen İzmir’in Karaburun ilçesinin yüzde 89’u Rüzgâr Enerji Santralleri’ne (RES) tahsisli durumda. Enerji şirketleri yeni yatırımlar, kapasite artışları ve GES projeleri peşinde. Bu nadide yarımada, “temiz ve yenilenebilir enerji” eliyle gerçekleştirilen ekolojik kırımın somut bir örneğine dönüşüyor.
Haber: Özgür Topuz
İzmir’in Ege Denizi’ne uzanan, eşsiz bir ekosisteme sahip yarımadası Karaburun, 2013 yılında kurulmaya başlanan Rüzgâr Enerji Santralleri (RES) ile geri dönülmesi güç bir değişim sürecine girdi.
484 kilometrekare yüzölçümüne sahip yarımada, 2019 yılında Özel Çevre Koruma Alanı (ÖÇKA) ilan edildi. Buna rağmen RES’ler, 430 kilometrekarelik bir alana yayıldı. Başka bir ifadeyle, yarımadanın yüzde 89’luk bölümü RES projelerine tahsis edilmiş durumda.
RES alanlarının büyük bir kısmı Lodos Elektrik Üretim A.Ş’ye tahsisli. Firmanın RES kapasite artışı ve Güneş Enerji Sistemi (GES) projesi, 6 Eylül 2024 tarihinde “ÇED Olumlu” onayı aldı. Böylece yıllardır süren çevre mücadelesine bir dava daha eklendi.
Kapasite artışı için verilen “ÇED Olumlu” kararına karşı Karaburun Sivil İnisiyatif temsilcileri ve Yaylaköylü yurttaşlar, Küçükbahçe ve Parlak Mahalle muhtarlıkları ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karaburun Belediyesi tarafından dava açıldı. Açılan davaya Tepeboz, Haseki, Merkez ve Anbarseki muhtarlıkları da müdahil oldu.

Bilirkişi iptal yönünde rapor hazırladı
İzmir 4. İdare Mahkemesi’nde açılan davada bilirkişi, 10 Eylül 2025 tarihli ek raporunda “ÇED Olumlu” kararına ilişkin işlemin iptal edilmesi gerektiğini bildirdi. Lodos A.Ş. ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise bilirkişi raporuna itiraz etti.
Öte yandan Karaburunlular, yarımadanın “temiz ve yenilenebilir enerji” olarak sunulan RES ve GES projeleriyle nasıl bir ekolojik kırıma uğradığını kamuoyuna anlatarak çevre mücadelesini sürdürüyor.
Avukat Cem Altıparmak’ın hazırladığı “İklim Değişikliği ile Mücadelede Bir Uyumsuzluk Deneyimi: Karaburun Yarımadası Rüzgâr Enerji Santralleri” başlıklı rapor da Karaburun’daki ekolojik kırımı bilimsel verilerle gözler önüne seriyor.
Avukatlar, konuya ilişkin İzmir 7. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı duyurdu:
İzmir 7. İdare Mahkemesi, İzmir’in Karaburun ilçesi Yayla köyündeki, üzerinde altı bine yakın zeytin ağacı olan tarlada Lodos Karaburun Elektrik Üretim A.Ş. isimli firma tarafından yapılmak istenen Güneş Enerji Santrali (GES) için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca düzenlenen imar planlarının ve Karaburun Belediyesi’nce verilen yapı ruhsatının yürütmelerini durdurdu.
Karaburun Yaylaköy’de 2007 yılında Maliye Hazinesi’nden zeytin ağaçlandırması amacıyla kiraladığı kıraç araziyi zeytinlik haline getiren Mustafa Şenbahar isimli köylü ve proje sahasında köyün meraları olan Küçükbahçe Mahallesi muhtarlığı adına açtığımız davada İzmir 7. İdare Mahkemesi, vermiş olduğu 24.09.2026 tarihli kararda, “…Yaylaköy’ün batısında bulunan 624.624 m² tarımsal niteliği korunacak özel ürün arazilerinin ve Yaylaköy’ün doğusunda bulunan 9.733 m² yüzölçümlü zeytinlik ve zeytin yetiştirmeye uygun özel ürün arazilerinin 1/1000 ve 1/5000 ölçekli imar planlarında ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Dayalı Üretim Tesis Alanı, Güneş Enerji Santrali’ne yönelik olarak planlanmış olmasının, dava konusu alanın tamamının ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ olması hususu da dikkate alındığında şehircilik ve koruma ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı,…” sonucuna vararak hem imar planlarının hem de bu planlara dayanılarak verilen yapı ruhsatının yürütmesini durdurdu.
Daha önceki yıllarda aynı projenin ÇED Olumlu kararı da iptal edilmiş, ne var ki ÇED davası devam ederken ağaçlandırma sahasındaki zeytin ağaçları GES firması tarafından yasa dışı bir şekilde kesilmişti.
Bu yasa dışı kesimle ilgili olarak, anılan firma yetkilileri aleyhinde “…fiili kullanım yetkileri olmadan … taşınmazda bulunan zeytin ağaçlarını sökerek üzerlerine atılı TCK’nın 152/1.c maddesinde düzenlenen Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında mala zarar verme suçunu zincirleme şekilde işledikleri…” iddiasıyla Karaburun Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan ceza davası ve Karaburun Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan tazminat davası halen devam etmektedir.
Altıparmak Hukuk Bürosu olarak 10 yılı aşkın bir süredir, özellikle Karaburun Yarımadası’nda takip ettiğimiz davalarla, “yenilenebilir” enerji yatırımlarının yıkıcı ekolojik ve sosyo-ekonomik etkilerini hukuk ve politika düzleminde görünür kılmak için mücadele ediyoruz.
Rüzgâr (RES) veya Güneş Enerji Santralleri (GES) karbon salımı yapmasalar da devasa arazi kullanımına ihtiyaç duyarlar. Özellikle Ege, Marmara ve İç Anadolu’da binlerce dönüm hazine arazisi, tarım, orman ve mera alanları RES ve GES için şirketlere tahsis edilmektedir.
“Atıl arazi” veya “marjinal tarım toprağı” olarak kodlanan bu alanlar, aslında bu davada olduğu gibi yerel halkın hayvancılık yaptığı, kıraç toprağı zeytinliğe dönüştürerek geçimini sağladığı kadim müştereklerdir. Bu alanların şirketlere devri, yerel halkı geçimlik ekonomilerinden kopararak işçileşmeye veya göçe zorlamaktadır.
Termik santrallere karşı direnen köylüler haklı olarak kamuoyunda sempati toplayabilirken; bir başka diyardaki köylüler bir sözde “temiz enerji” projesine karşı kendi meralarını, ormanlarını ve tarım topraklarını savunmaya kalktığında, şirketler ve sivil toplum tarafından “iklim eylemini yavaşlatan, gerici ve kamu yararını anlamayan” bir kitle olarak damgalanabilmektedir.
Bu çifte standart, şirketlerin özel ticari kârlarını “gezegenin kurtuluşu” gibi yüce bir kamu yararı zırhıyla donatarak, müştereklere el koymanın ve yeşil aklamanın eşsiz bir zeminini sunmaktadır.
Dün olduğu gibi bugün de hangi yöntemle olursa olsun yeşil el koyma ve yeşil aklamanın her türlüsüne karşı, idarelerin ve şirketlerin eylemleriyle mağdur edilmiş yurttaşların yanında olmaya devam edeceğiz.
Mahkeme kararlarına bilgi notu ekinde ulaşabilirsiniz. İletişim bilgilerimiz başlıkta yer almaktadır.
Özgür Topuz kimdir?
Özgür Topuz, gazetecilik mesleğine 1998 yılında Radikal Gazetesi’nde başladı. Ardından Vatan Gazetesi ile internet haber siteleri Gazete Duvar, Kısa Dalga ve Artı Gerçek’te editörlük ve yöneticilik yaptı.
Proje hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.






