İSTANBUL (Medyascope) – “Ölü Deniz” stand-up’ı nedeniyle üç ay cezaevinde tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, tahliyesinin ardından ilk röportajını The New York Times’a verdi. Cezaevi deneyimini, sahnede otosansürü ve mizahın otoriter yönetimler karşısındaki gücünü anlatan Göktaş, “Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi” dedi.
“Ölü Deniz” gösterisi nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, tutukluluğunun 88. gününde tahliye edildi. Tahliyesinin ardından ilk kez konuşan ve New York Times’a röportaj veren 32 yaşındaki Deniz Göktaş, yaşadıklarının mizaha ve ifade özgürlüğüne bakışını nasıl değiştirdiğini anlattı.
Deniz Göktaş, New York Times’a verdiği röportajda cezaevinde gelecek yıl sahneye taşımayı umduğu yaklaşık 20 dakikalık yeni malzeme yazdığını da söyledi.
Tutuklanmasının ardından kendisine olan güveninin arttığını anlatan komedyen, ifade özgürlüğünü savunmanın bedeline ilişkin şu mesajı verdi: “Üç ay cezaevinde kalmak korkunç ama bunun bir sanatçının bir ilkeyi savunmak uğruna katlanamayacağı bir şey olmadığını göstermek istedim.”
İşte Göktaş’ın New York Times’a verdiği röportajın tamamı:
Tahliye kararını duyduğunuzda aklınızdan ilk ne geçti?
Tahliye edilmeyi beklemiyordum, bu yüzden büyük bir rahatlama hissettim. Savunmamı okuyan herkes, avukatlarım ve çevremdekiler, bu savunmanın cezaevinde biraz daha uzun kalmama neden olabileceğini söyledi. Benim önceliğim bir an önce dışarı çıkmak değildi.
Savunmanızla nasıl bir mesaj vermek istediniz?
Özür dileyen bir tutum takınmak istemedim. İfade özgürlüğü yalnızca burada yaşanan bir sorun değil. Dünyanın pek çok yerinde insanlar konuşurken cezalandırılmaktan ya da toplumun tepkisini çekmekten korkuyor.
Komedi yapan diğer insanlara bir örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz. Üç ay cezaevinde kalmak korkunç ama bunun bir sanatçının bir ilkeyi savunmak uğruna katlanamayacağı bir şey olmadığını göstermek istedim.
“Başıma gelenler yaptığım işe olan inancımı artırdı” dediniz. Neden?
Daha fazla tanındıkça, sektördeki yerim sağlamlaştıkça kaybedecek daha çok şeyim oldu. Yaptığım işte otosansür uygulamaya başladım. Bu da beni rahatsız ediyordu. Gösterilerime gelen insanlar, öğrenciler, emekliler, gündelik hayatlarında benden daha cesur davranırken ben giderek daha korkak biri oluyordum. Bu da kendimi ikiyüzlü hissetmeme neden oluyordu.
Çok sevdiğim bir şarkı var, gösterimin kapanış jeneriğinde de çalıyor. Kendini satan bir şairi anlatıyor. O şarkıda kendimden bir şeyler bulmak kötü hissettiriyordu. Kendimi daha iyi hissedebilmek için sonuçlarını düşünmeden, komik bulduğum her şeyi yeniden söylemeye başladım. Biraz romantik gelebilir ama hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum.
Şimdi sahnede şaka yaparken daha mı fazla, yoksa daha mı az endişeleniyorsunuz?
Zor soru. Bir düşüneyim. Özel hayatımda biraz korkak ve sosyal açıdan beceriksiz biriyim. Cesur biri değilim. Ama bütün bu süreç boyunca kendimden duyduğum şüphe ortadan kalktı. Daha önce sahip olmadığım bir özgüvenin tadına vardım. Şimdi o duyguyu bir kez tattıktan sonra onsuz yaşayabileceğimi sanmıyorum. İyi hissettirdi.
Bu gösteriyi üç yıl boyunca Türkiye’nin dört bir yanında hiçbir sorun yaşamadan sahnelediniz. Sizce hükümet neden şimdi devreye girdi?
Canlı gösteriyi izleyenlerle internette videolarınızı izleyenler arasında bir fark var. Bu, dünyanın her yerinde geçerli bir fark.
Türkiye geçmişte de pek özgür bir ülke değildi ama ana akım televizyonda benim yaptıklarımdan çok daha sert espriler yapan komedyenler vardı. Onlar da sorunlar yaşadı ama şaka yapmanın sonuçları bu kadar ağır değildi. Benim esprilerimi duysalar hafif bulurlardı.
Son yıllarda tahammül seviyesi ciddi biçimde düştü. Garip bir şekilde, bunda cesaret verici bir şey de var. Yöneticiler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa bu, komedinin gücünü gösterir.
Cezaevinde, gösteriyi yaptığınıza pişman olduğunuz anlar yaşadınız mı?
Bir saniye bile pişman olmadım. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi.
Gösterinizin altındaki YouTube yorumlarından birinde Türkiye’den bir izleyici, “Bu gösteri bana özgür bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissettiriyor” demişti.
Yapmaya çalıştığım şeyi tam olarak anlatıyor. Her şakayla, her hareketle, her saygısızlık anıyla hem seyirciye hem de kendime, konuştuğum şeylerin sıradan olduğunu hatırlatmak istedim. O rahatlığı ve doğallığı yaratmak için çok özenle çalıştım.
Komedi, otoriterlikle mücadelede ne yapabilir?
Bence yapabilecekleri sınırlı. İnsanlara empati ve motivasyon sağlayabilir. Belki konuşma cesareti verebilir. Ama hepsi bu. Daha fazlası değil. Psikolojik destek.
Gösterinizde arkanızda duran, başınızın devasa bir kopyası var.
Giyotinde kesilmiş gibi duran bir baş göstermek istedim. Çünkü gösteri ölüm ve sansür üzerine kurulu.
Gösterinizde cezaevindeki muhaliflerden de söz ediyor, bir noktada hükümetin sizi izliyor olabileceğini ima ediyorsunuz. Tutuklanmış olmanız, cumhurbaşkanının artık daha az “utangaç bir diktatör” olduğu yönündeki şakanızı doğruluyor mu?
Buna yanıt vermemeyi tercih ederim ama savunmamda bu sorunun yanıtı var.
Savunmanızda Lenny Bruce’tan söz ettiniz. Onun komedisinden nasıl bir ders çıkarıyorsunuz?
Kendine sadık kalmak. Onda yaramaz bir çocuğun ruhunu, kendini sınırlamama hâlini görüyorum. Bu da komedide en sevdiğim şeylerden biri.
Bruce tutuklandıktan sonra komedi gösterilerini kendi davalarının analizine dönüştürdü. Bazıları bunun komedisine zarar verdiğini düşündü.
Bunu bilmiyordum. Ama cezaevinde günlüğüme yazdığım ilk şeylerden biri şuydu: Gösterilerimde bu davadan çok fazla söz etme.
Bruce dışında size ilham veren Amerikalı komedyenler oldu mu?
Doug Stanhope. Türkçeye çevrilen ilk komedyenlerden biriydi. Burada büyük bir tiyatro salonunu doldurabilirdi. Diğeri George Carlin. İzlediğim ilk stand-up gösterisi, Stanhope’un milliyetçilik üzerine yaptığı bir gösteriydi. Carlin ve Stanhope’tan sonra Louis C.K., Mike Birbiglia, Sarah Silverman, Joe List ve Jerrod Carmichael’ı dinliyorum.
Hükümetler neden komedyenleri hedef alıyor?
Komedyenlerin sınırlarla oynaması beklenir. Diğer sanatçılar bu konulara hiç dokunmadan da işlerini yapabilir. Ama sonuçta yalnızca komedyenlerin hedef alındığını düşünmüyorum. Herkesi susturmak istiyorlar.
ABD hükümetinin “The Late Show With Stephen Colbert” gibi gece programlarına uyguladığı baskıyla ilgili haberleri takip ettiniz mi?
Evet.
Türkiye’deki baskılarla benzerlikler görüyor musunuz?
Amerika ile Türkiye arasında bağlantı kurmakta zorlanıyorum. Amerikalı komedyenler bana çok daha özgür görünüyor. Ama belki gelecekte sizinle bizim aramızda benzerlikler ortaya çıkabilir.
Amerikalı komedyenler sık sık iptal kültüründen ve internette maruz kaldıkları saldırıların yarattığı baskı ortamından şikâyet ediyor.
Övünmek gibi olmasın ama bizde hem iptal kültürü hem de hapis var.
Bu deneyim sizi nasıl değiştirdi?
Bunu söylemek için biraz erken. Ama içerideyken üzerine düşündüm. Bazen hayat sadece sizi mutlu eden şeyleri yapmakla ilgili değil. Uyumak, çay içmek gibi basit şeylerle de hayatınızda bir tatmin duygusu bulabilirsiniz. Ve en kötü koşullarda bile kendinizi özgür hissedebilirsiniz.
Kaynak: New York Times








