Medyascope.tv

Ebu Muhammed el Makdısi : IŞİD’e karşı bir cihad teorisyeni

Ebu Muhammed el Makdısi : IŞİD’e karşı bir cihad teorisyeni

Hélène Sallon – LE MONDE – Çeviri: Haldun Bayrı

makdisi

57 yaşındaki Ebu Muhammed el Makdisi, Türkiye’ye farklı tarihlerde defalarca gelmiş, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin doğusu ve batısını yakından tanıyor.

Ailesinin Ürdün’de Amman’ın kuzey banliyösünün yoksul mahallesi Rusayfa’ya tepeden bakan dairesinde bizi karşılarken, Ebu Muhammed el Makdısi’nin çehresine bir gülümseme yayılıyor. Hayli iri yarı olan bu adam 57 yaşını göstermiyor. Dağınık sakalı ve alnındaki birkaç kırışığa rağmen yaşlı görünmüyor. Bakışı içten, hatta güleç. Ailesi bir bayram ziyaretine gitmiş olduğundan, kakuleli kahveyi, eşinin hazırladığı hurmalı çörekleri ve “İsviçre‘den” diye belirttiği çikolataları kendi ikram edip oturuyor. Bir doksanlık boyuyla salondaki çiçek desenli kanapeye gömülüp bilgisayarını dizinin üzerine yerleştirirken, ziyaretçilerini göstermelik olmayan bir zevkle kabul ediyor. Birkaç cümle İngilizce konuşuyor, sonra özür dileyerek Arapça’ya geçiyor. “Sadece hapishaneye Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin ziyaretlerinde İngilizce konuşma imkânım oluyordu” diye anlatıyor. Sesinin neşeli tonu şahsiyetindeki anlaşılmazlıkları neredeyse unutturacak gibi.

Filistinli-Ürdünlü vaiz, 2015 başında serbest bırakıldığından beri, dinî kitaplar ve Yemen, Irak ve Çeçenistan’daki müritlerinin getirdiği hatıra eşyaları arasında neredeyse her şeyden el etek çekmiş gibi yaşıyor. Hapishanede olmadığı zaman –şu son yirmi üç yılın on beşini içeride geçirmiş– neredeyse aralıksız gelenleri kabul ediyor. Usame bin Ladin’in eski temsilcisi olan komşusu ve yandaşı Ebu Katâde el Filistinî, hemen her gün ziyaretine geliyor. Saatler geçiyor; keskin, çoğu zaman karmaşık, bazen de kapalı olan düşünceleri ise, içini açtığında gürül gürül akan bir anekdot ırmağı gibi. Dikkatli bir hoca olarak, bazen elinde yazdığı kitaplardan biriyle, ya da söylediğini destekleyen bir twitter sohbetini göstermek için açtığı bilgisayarıyla gelip yanınıza oturuyor. Kendini açmayı, beğenilmeyi, ispatlar getirmeyi ve ikna etmeyi seven bir adam bu.

“Dava cihadı”

Evreni salonunun dört duvarının hayli ötesine uzanıyor. Sosyal ağlar ve güvenliğe alınmış anlık mesajlaşmalar ve kendi internet sitesi Tevhid ve Cihad Mimberi’ndeki forum üzerinden, tavsiye arayışındaki yüzlerce müridiyle, ya da cihadcı Selefi akımın polemiğe girme arzusundaki teorisyenleri ve liderleriyle sürekli temas halinde. El Kaide’nin başı Eymen el Zevahiri’nin dostu olarak, takipçileri arasında cihadcı nebulanın şefleri ve ilâhiyatçıları bulunuyor; İslamî Mağrip El Kaidesi’nden (AQMI) Endonezya’daki Ebu Sayyaf’a, bu arada Arap Yarımadası El Kaidesi (AQPA) ya da Afgan Talibanı’na varıncaya kadar.

1980’li yılların sonunda cihadcı Selefi düşünürlerinin kapalı çemberine girdiğinden beri, kuşağının en etkili vaizi olarak kendini kabul ettirdi. Dünyanın en önemli cihadcısı hâlâ o. Yeni cihadcılığın ilkelerini o koydu ortaya diye açıklıyor Ürdünlü uzman Hasan ebu Haniyeh. 1959’da Kuveyt’te Asım Muhammed Tahir el Barkavi adını alarak doğduğu Filistin köyü Barka’dan, büyüdükten sonra öğrenim görmeye gittiği Suudi Arabistan’a, onun dünya görüşü, cihadın ilk teorisyeni olan Mısırlı Seyyid Kutub’un düşüncesi ile Vahhabi ilahiyatçıların bir sentezi şeklini almış. Her şeyden önce yakındaki düşman İsrail’e, ama aynı zamanda şeriata göre yönetmeyi beceremeyen Müslüman ülkelere de dönük bir “dâvâ cihadı”nın – temellerini vaaz yoluyla atmış.

Şöhretini aynı zamanda, bilhassa El Kaide’nin Irak Emiri olmadan önce takipçisi olan Ebu Musab el Zerkavi’ye borçlu. İki adam 1980’li yılların sonunda Pakistan’ın Peşaver bölgesinde, Usame bin Ladin’in 1979’da Afganistan’ı işgal eden Sovyetler Birliği’ne karşı “cihad”ını yürüttüğü kamplarda tanışmış. Nusayfa’nın hemen yakınındaki yoksul Zerka kentinden gelen, az eğitimli olup sabıkalı geçmişindeki günahların kefaretini cihad yoluyla ödemek isteyen Ebu Musab el Zerkavi, El Makdısi’de kendine bir akıl hocası bulmuş. Pakistan’a genç mücahit namzetleri nezdinde vaizlik gücünü test etmeye gelmiş entelektüel için ise, kendinde eksik olan o eylem kabiliyeti Zerkavi’de mevcutmuş. 1992’de Ürdün’e döndüklerinde, iki adam Afganistan’dan dönen cihadcılarla birlikte Beyat el Islam grubunu oluştururlar; fakat Ürdün Haşimi Krallığı’na ve bir İsrail sınır karakoluna saldırı planlamaktan hapse atılırlar.

Farklılıkları hapishanede sivrilecektir. “Makdısi gardiyanlara karşı nezaketiyle bilinirdi, oysa Zerkavi sertti. Diğer mahpuslar Zerkavi’yi tercih ettiler ve Makdısi’nin yerine onu grup emiri seçtiler. 1999’da serbest bırakılmalarından sonra Zerkavi Peşaver’e gidince şeyler daha berraklaştı” diye anlatıyor Hasan ebu Haniyeh. “Zerkavi orada kendine yeni bir akıl hocası, Ebu Abdullah el Muhacir’i buldu ve ideolojisi gelişti. Muhacir onu, intihar saldırıları ve Şiilerle mücadele gibi Makdısi’nin karşı çıktığı her şeyi benimsemeye ikna etti.

IŞİD’in “sapmalar”ı

Zerkavi 2003’teki Amerikan istilasından az sonra Irak’taki El Kaide’nin başına geçti ve Şiilere karşı kanlı bir saldırı kampanyası başlattı. Bunun üzerine Ebu Muhammed el Makdısi 2005’te kalemini alır ve nasihat tonunda, Zerkavi’nin cihadındaki ifrat ve hatalar üzerine eleştiriler dile getirdi: Müslümanların tekfirine, Şiilerin katline, boğaz kesme merakına ve sivil, kadın ve çocuklara saldırılara karşı çıktı. Bu eleştiriler cihadcıların saflarında karşılık bulmadı. Zerkavi “eski şeyhi“ni tanımadığını ilan etti. El Kaide artık Irak’taki emirinin ifrâtına müsamaha göstermekten başka şey yapamaz haldeydi; Makdısi ise, cihadcı akımın birliği adına suskunluğunu korudu.

Münakaşaları temel konularda değil, ama icraatta. Zerkavi elinizde güç varsa onu büyütmek hedefiyle kullanmak gerektiğini düşünür. Makdısi ise kişileri davet etmeniz gerektiğini, sayısal güce erişildiğinde de size karşı çıkanların silahla alt edilebileceğini düşünür” diye vurguluyor Hasan Ebu Haniyeh. Zerkavi’nin vârisi, IŞİD örgütünün başı Ebubekir el Bağdadi’yle birlikte bu kopuş daha da belirginleşti. El Bağdadi, 2013’te El Kaide’nin Suriye kolunun denetimini ele geçirmeyi başaramadıktan sonra, örgütten kopuşa yol açacak ve onun uluslararası cihadcılıktaki hegemonyasına meydan okuyacaktı.

Haziran 2014’te, Musul’un alınmasından az sonra, Bağdadi Suriye ile Irak üzerinde fethetmiş olduğu topraklarda halifeliği ilan etti. Makdısi, dünya üzerindeki cihadcı liderlerin ve teorisyenlerin çoğu gibi, El Kaide’nin başı ve Bin Ladin’in vârisi Eymen el Zevahiri’ye sadık kaldı. Musul’daki “halife”yi İslamî proje“yi alaşağı edip cihadcı Selefi akımın içine “fitne”  sokmakla suçladı. Zerkavi’nin acımasız yöntemlerini en uç noktalara vardıran IŞİD’deki «sapmalar» üzerine eleştirilerini artırdı. Ama, en yakınları arasından bile, kardeşi Selahaddin ya da kimilerinin şimdiden “küçük Makdısi” lâkabını taktıkları müridi Bahreynli Turki el Binali gibi bazıları IŞİD’le birleşmeyi seçtiler.

Ebu Muhammed el Makdısi bugün IŞİD’in gücünün artmasıyla yetkinliğinin tartışılır hale geldiğini görüyor. “Eğer IŞİD kazanırsa, cihadcı hareketlilikte onun bir rolü kalmayacak diye öngörüyor Fransız uzman Romain Caillet. İki yıldır Makdısi, elinden bir şey gelmeksizin, savaşta pişmiş cihadcıların ve yeni mühtedilerin “halifeliğe” katılmalarını izliyor. “IŞİD bu gençleri heyecan yoluyla ele geçiriyor: Kitap okumaya sabrı olmayanları, hemen bir şey isteyenleri” diyerek üzülüyor. “Özellikle IŞİD’in yanlışlarından söz ettiğimiz kitapları okumadıkları Batı’da oluyor bu. İslam’a bu yeni gelenler, ya da din değiştirenler, videolar seyrediyorlar ve IŞİD’in dövüşlerinin cazibesine kapılıyorlar. Ateizme ve ABD’ye karşı mücadele etmek istiyorlar. Heyecana kapılıp gözlerini karartarak öne atılıyorlar. 

Makdısi’nin vaizlik cihadı, IŞİD’in şedit ve tekfirci, körükörüne mezhepçi eylem cihadıyla karşılaştırıldığında artık çekici gelmiyor onlara. “Asıl mesele kardeşlerimizin çoğunun vaizlik cihadıyla ikna olmamasında” diye sürdürüyor sözünü, Silahları çekici buluyorlar, eylem istiyorlar.

IŞİD’le kopuş

Ebu Muhammed el Makdısi Ürdünlü yetkililer tarafından araçsallaştırılmış olduğundan beri IŞİD taraftarları üzerindeki tüm etkisini nihaî biçimde yitirdi. Ürdün Haşimi Krallığı, sınırlarını tehdit eden IŞİD karşısında, bu yeni grubun 8 bin Ürdünlü cihadcı üzerindeki etkisinin önünü almak ve liderleri arasına nifak sokmak için, Ebu Muhammed el Makdısi ile Ebu Kateda el Filistini’nin “soft” (yumuşak) cihadcılığına yatırım yapma kararı aldı. 24 Aralık 2014’te IŞİD, Ürdünlü pilot Muaz El Kesasibe’yi Suriye’de Rakka yakınında uluslararası koalisyon saflarında savaşırken yakalandığını ilan ettiğinde, Haşimi monarşisine karşı köklü husumetine rağmen Makdısi’ye teslim oldu Krallık.

Koalisyonun Irak ve Suriye’deki Müslümanlara ve İslam’a açtığı Haçlı seferi“ne karşı fetvasından ötürü iki ay önce atılmış olduğu hapishaneden, Ebu Muhammed el Makdısi, aralarında Ebubekir el Bağdadi’nin de bulunduğu IŞİD yetkililerine mektuplar gönderdi. Kasım 2005’te Amman’da Irak El Kaidesi’nin giriştiği saldırılara katılmaktan ölüme mahkûm edilmiş bir Iraklı kadınla, Sacide el Rişavi ile pilotun takas edilmesini telkin ediyordu. Bir aracı üzerinden, IŞİD liderleri, pilotun hâlâ canlı olduğunu söyleyerek alaya aldılar onu. Yaşadığının ispatı olarak da Makdısi’ye, pilotun yakılarak öldürülmesinin videosunu gönderdiler. Ürdün öcünü almak için hapisteki kadını bir başka Iraklı radikal İslamcı olan Ziyad el Karbuli’yle birlikte idam etti.

IŞİD’le kopuş tamamlanmıştı. 6 Şubat 2015’te, Ebu Muhammed el Makdısi Ürdünlü televizyon kanalı El Ruya’nın platosuna serbestçe geliyor ve IŞİD liderlerini tekfir ediyordu. Onların eylemleri “cihadı biçimsizleştiriyor ve dini kan rengine boyuyor” diye suçluyordu: “Kimse mahkeme falan görmüyor. Sadece kafa kesmeler ve insan yakmalar görülüyor, oysa Peygamber insanları yakarak eziyet edilmesini yasaklamıştır.” (Bu söyleşide Makdısi, “Ateşin rabbi olan Allah’tan başkası ateşle azap edemez” hadisini zikrediyor, ç.n.). IŞİD’e göre cihad katliam ve cinayet“ten ibarettir; bunların cihadcı Selefiliğe yabancı usûller olduğuna temin eder ve sonra sorar: “Muaz’ı yaktınız da, koalisyonu mu devirmiş oldunuz? Hayır, şimdi daha da var gücüyle çöküyor üzerinize.

Cihadcı grup cevap vermekte gecikmedi. IŞİD’in internetteki aylık dergisi Dabık’ta (Dabiq), “başsayfada” Ebu Muhammed el Makdısi’nin fotoğrafının altındaki başlık şuydu: “Yolunu şaşıranların lideri”; bunu bir ölüm cezası kararı izliyordu. Ona karşı ileri sürülen (Ürdün istihbarat servisi) “muhaberat ajanı” suçlaması cihadcı çevrelerde etkili oldu: “Nasıl yani? Ben mahpustum! Onlarla sorunun ne olduğunu bilmiyorum” diye savunuyor kendisini.

Cihadcı çevrelerin denetimini ele geçirmek için bugün El Kaide ile IŞİD’in yürüttükleri nüfuz mücadelesinde, bazıları El Kaide çağının sonunun geldiğini ilan ediyorlar bile. “Döneme uygun bir söylemi yok. Cihadcılar İslam Devleti’ni kurmak ve kazananların tarafında olmak istiyorlar” diye değerlendiriyor Ürdünlü araştırmacı Mervan Şehadeh. 

Ebu Muhammed el Makdısi’ye göre, 11 Eylül 2001’de New York’taki saldırılardan sonra El Kaide’ye karşı girişilen mücadeleden beri, Bin Ladin’in kurduğu nebula “artık aynı imkânlara sahip değil. Komutanlarının çoğunu kaybetti, artık ne merkezî komutası ne merkezî iletişimi var.” Ama cihadın yeni ana örgütü unvanının IŞİD’e verilmesine karşı: “IŞİD, heyecanlarıyla ya da Zerkavi’yi taklit etme isteğiyle hareket edenler, bu yola din için düşmeyen ve cihadı solduranlar üzerinde bir filtre etkisi görüyor. Dinî bir eğitimi olanlar bizimle kalıyor.

Ebu Muhammed el Makdısi’nin “biz” derken kastettiği, cihadcı Selefi akım. Amentüleri tevhid (teklik). “Biz El Kaide’ye bağlı değiliz; onların az veya çok kuvvetli olmaları önemli değil. Asıl önemlisi, fikirdir, cihadcı Selefiliktir” diyor. Gerçekten de hiçbir zaman El Kaide’ye biat etmemiş. Zevahiri’yle yakınlığı büyük, ama Usame bin Ladin’le ilişkilerinde güvensizliğin izleri olmuş. El Kaide’nin Suudi kurucusu, Suudi Kraliyet Ailesi’nin mürted ve cihada hedef olduğunu beyan etmesinden sonra onun fazla radikal olduğuna hükmederek kamplarda ders vermesine engel olmuş.

Muğlak tavır

Makdısi ise El Kaide’nin git gide daha fazla uzaktaki düşmana odaklanmasını eleştirmeyi hiç bırakmamış. “Amerika’ya ya da Batı’ya saldırmak yerine, İsrail’i ve Ortadoğu’daki zorbalık rejimlerini alt etmek gerek. 11 Eylül saldırılarından önce bana sorsalardı, bunu yapmamalarını söylerdim” diye iddia ediyor. Ama ne bu saldırıları ne de IŞİD adına Fransa veya başka yerlerde girişilen saldırıları açıkça hiç kınamamış. “Savaşçı olmayan kadınların, çocukların ve sivillerin öldürülmesine karşı olduğumu birçok kez söyledim” diye hatırlatmakla yetiniyor. Onu iyi tanıyan Hasan ebu Haniyeh, şöyle açıklıyor: “Makdısi 11 Eylül saldırılarını tasvip etmedi, fakat olanlar olduktan sonra artık onları kınayacak değildi. Aslında içinden bu saldırıları destekliyor, ama geliştirdiği teoriye uygun olmaz bu.

Daima cihadcı akımın birleştiricisi olarak konumlanma yolundaki bu arzusu, Ebu Muhammed el Makdısi’yi, başındakilerden nefret bile etse IŞİD nazarında muğlak bir tavır benimsemeye itiyor. Ebubekir el Bağdadi ile Ebu Muhammed el Culani arasında El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’nin denetimi üzerine 2013’te çıkan münakaşada, teorisyen Makdısi aralarını bulmak için boşuna uğraşmıştı. IŞİD’i ve El Bağdadi’nin ilan ettiği halifeliği mahkûm etmeksizin El Kaide’ye sadık kaldı. Sempatizanlarına, içlerindeki savaşların bitirilmesini ve cihadcı Selefi akımın birliği adına Eymen el Zevahiri’nin arkasında birleşilmesini savunuyor. IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon, Eylül 2014’te ABD’nin yönetimi altında eyleme geçtiği zaman, Ebu Muhammed el Makdısi alenen IŞİD’den yana tavır bile almış ve müşrik yöneticiler, Batı ve Şiiler karşısında bu örgütün zaferini temenni ettiğini söylemiştir.

Pilot Kesasibe olayından bir buçuk yıl sonra, Makdısi’nin IŞİD liderlerine karşı burukluğunda hiçbir azalma yok – “Âdil değiller ve yalan söylüyorlar” –, ama yine de, Ebu Katâde el Filistinî ya da Eymen el Zevahiri’nin yaptıkları gibi bu örgütü “Haricilik”le suçlamayı kabul etmiyor. “IŞİD’in yaptıklarını ve hatalarını kınayıp duruyorum” diyor ve ekliyor: “Kişisel hırçınlığın hükümlerimi yönlendirmesine izin vermem. Bunların arasında, liderleri ve yasakoyucuları gibi, Haricilerden de beter kimseler var. Ama onların tekfir ideolojisini paylaşmayanlar da var.

Makdısi IŞİD sempatizanlarını “Harici“den ziyade “sapmış” diye niteliyor ve tövbe kapısını açık bırakıyor. “Ebu Muhammed el Makdısi’nin IŞİD içinde hâlâ birçok bağlantısı var. Bir diyalog kurulması denenirse yararlanılabilecek unsurlardan biri olabilir diye değerlendiriyor, “Cihadcı Kuşakları, El Kaide’ye karşı IŞİD: Bir Kardeş Kavgasının Hikâyesi” yazarı Dominique Thomas (Générations djihadistes. Al-Qaida vs L’Etat islamique. Histoire d’une lutte fratricide, Michalon, Ekim 2016).

Irak ve Suriye’de yaşadıkları kayıplar, IŞİD’i bir uzlaşma arayışına yöneltecek mi? Artık liderleri öldüğüne ve ancak ikincil kadroları kaldığına göre, grup gerileyecek ve daralacak. Bırakıp gidenler çoğalmaya başlıyor. Nereye gideceklerini bilmiyorlar; diğer gruplar ise onları almaktan çok korkuyorlar. Liderler içinse, bunun tasavvur edilmesi çok güç” diye öngörüyor Makdısi. Çevresinden belirtildiğine göre, IŞİD’den ayrılıp El Nusra Cephesi’ne geçmek isteyenler, onlardan yana araya girmesi için Makdısi’yle temasa geçiyorlarmış.

FransizKultur