Abdulahad Astepho: “Suriye’de meydan tekrar en fanatiklere bırakılıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu SMDK’nın başkan yardımcısı Abdulahad Astepho ile Mediapart’dan Nicolas Cheviron İstanbul’da görüştü. 19 Şubat 2017’de yayınlanan söyleşiyi Türkçeye Haldun Bayrı çevirdi.

Cenevre’de Suriye üzerine yeni bir görüşme raunduna birkaç gün kala, Suriye muhalefetinin başlıca sorumlularından biri olan Abdulahad Astepho, Halep’in düşüşünden sonra tekrar güç kazanan cihadcı gruplar, saldırgan bir Rus diplomasisi ve başkanlık depremi sebebiyle sesi duyulmayan bir Amerikan Dışişleri karşısında, hareketinin yaşadığı zorlukları zikrediyor.

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu SMDK’nın başkan yardımcısı Abdulahad Astepho, 23 Şubat’ta Cenevre’de başlaması gereken konferansta Suriye faciasına siyasî bir çözüm bulmakla görevli muhalefet heyetinin bir üyesi. “IV. Cenevre Görüşmeleri” arifesinde ölçülü bir ümitvarlık gösteren, SMDK’nın uluslararası ilişkiler sorumlusu, 59 yaşındaki bu tarihçi, savaş reisleri tarafından “teslim edilen” Halep’in düşüşünü hatırlatıyor ve perşembe günü Özgür Suriye Ordusu ÖSO’nun 70 adamı da dahil olmak üzere muhalefetin çeşitli bileşenlerinden 200’e yakın kişiyi infaz etmekle suçlanan cihadcı grupların ilerleyişi karşısında bir alarm feryadı atıyor. Aynı zamanda, başkanlık seçimiyle felç olmuş ABD’nin yokluğunda, Rusya’nın Suriye çatışmasında “kendi” çözümünü dayatmak için sergilediği çabaları anlatıyor.

astepho

Suriye muhalefetinin savaşçıları Aralık ayında Halep’te denetimleri altındaki son mahalleleri de terk etmek zorunda kaldılar. Bu geri çekilme siyasî projeniz üzerinde ne gibi sonuçlara yol açıyor?
Askerî bakımdan kimin kaybetmekte olduğunu herkes biliyor artık. Biz kaybediyoruz. Beşar Esad rejimi karşısında değil; fakat aşırılıkçı gruplar, fanatikler karşısında kaybediyoruz. “Biz” dediğim zaman, Ruslar ve İranlılar tarafından bombalanan, silahlanmış ılımlı gruplarımızdan bahsediyorum. Şimdi sahada kim kazanıyor? Bunlar fanatik gruplar. IŞİD’den ve PYD’den ise hiç bahsetmiyorum. Ilımlı olan bizim silahlı gruplarımızın bazıları artık Şam’ın Fethi Cephesi’nin denetimindeki bölgelerde bulunuyor. [Eski adı El Nusra Cephesi olan bu örgüt, eski akıl hocası El Kaide’yle arasına mesafe koyduktan sonra Temmuz 2016’da bu ismi aldı. 28 Ocak’ta da yeni bir bütün olan Heyet Tahrir El Şam’la birleşti. Fr.Y.N.] Durum çok tehlikeli.
Meydan tekrar en fanatik radikal gruplara bırakılıyor. Astana görüşmelerinde az-çok mevcut olan bütün silahlı gruplar, sonunda ya Şam’ın Fethi Cephesi’nin ya da Ahrar uş-Şam’ın saflarına katılacaklar. Başka hiçbir şey kalmayacak.
Kaldı ki Esad, Ruslar ve müttefikleri, Halep çarpışmasını kazanmadılar. Halep’i onlara bizim silahlı gruplarımız, şehrin bazı güçlü silahlı grupları teslim etti. Kısmen bu ılımlı silahlı gruplar ile Şam’ın Fethi Cephesi’ni birbirinden ayırt etmenin zorluğu sebebiyle. Bu kimseler devrimin sloganını kendi çıkarları için kullanan savaş reisleridir, emirlerdir. Ayrıca her biri kendi sponsoruna ve kendi desteklerine sahip olan silahlı gruplar tarafından ele geçirilerek de kurban oluyoruz. Rejime gelince; o düşeli çok zaman oldu. Bu bir sır değil: Kurum olarak rejim artık yok. 2012’den beri yerel ateşkes müzakereleri yürütmek için kiminle görüşüyoruz? İranlılarla, Hizbullah’la ve Ruslarla.

Halep’in düşmesinden beri, Rus diplomasisi Suriye dosyası üzerine alışık olunmayan bir enerji sarf ediyor. İranlı ve Türk muhataplarıyla, Aralık sonunda bir ateşkese varılması, sonrasında da ateşkesi denetleme mekanizmalarının yerleştirilmesi ve siyasi veçhede ilerleme kaydedilmesi için 23 ve 24 Ocak’taki Astana görüşmesi de dahil olmak üzere çeşitli buluşmalarda temel bir rol oynadı. Bu hamaratlığı nasıl açıklıyorsunuz?
2012’den itibaren, Suriye dosyası daima bir Rus-Amerikan “eşbaşkanlığı” tarafından idare edildi. Ama geçen yazdan beri, ABD geri çekildi; onunla beraber de uluslararası camianın artakalanı. İlk zamanlarda, herkes Amerikan başkanlık seçimlerini bekliyordu. Şimdi, bu yapılan seçimleri Donald Trump kazanınca bütün kartlar karıştı ve hiç kimse ne yapacağını bilmiyor. Ruslara sadece Amerikalılar baskı uygulayabilir.
9 Kasım sabahı, Amerikan seçim sonuçlarının açıklanmasının ertesi günü, Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yaptığımız bir toplantıyı hatırlıyorum: Sersemlemişti, toplantıyı iptal etmek istiyordu. Herkes için bir sürprizdi bu. ABD bir geçiş dönemi yaşıyor ve bu sırada Ruslar, sahada, Halep’teki başarılarını siyasî kazanımlara dönüştürmek için azami zorluyorlar. Çok aceleleri var, zira Amerikalıları bir emrivâkiyle karşı karşıya bırakmak ve onlara, “Ateşkesi sağladık işte; bir siyasî çözüme doğru ilerlemek için ideal bir heyet de oluşturduk” diyerek, hazırlanmış bir anlaşmayı burunlarına dayamak istiyorlar.

Devam eden bu tartışmalarda Suriye muhalefetinin artık merkezî bir aktör olmadığı ve dışişleri bakanlıkları, özellikle de Ruslarınki tarafından yerinin ve metninin belirlendiği ikincil bir role sürüldüğü izlenimi ediniyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yapmayı denedikleri bu. Astana Konferansı’na hazırlık toplantısı esnasında Türkler sözü uzatmadılar. Bize bir liste verdiler ve: “Astana’ya gitmesini istediğimiz silahlı gruplar bunlar. Bunları istiyoruz, sahada gerçekten gücü olanlar bunlar. Bunlar da siyasî danışmanlarının ve hukukî danışmanlarının isimleri” dediler. Sonra Türkler çekildi ve “Buyrun, şimdi sizin sıranız” diyerek yerlerini Ruslar’a bıraktılar. (…)
Diğer yandan, BM Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, gelecek Cenevre Konferansı’na katılacakların listesini filanca tarihe kadar ona vermemiz için bizi tehdit ediyor. Üstelik bu işe bir çekidüzen vermek için, hakiki müzisyenler olmayan müzisyenlere zor bir partisyonu çaldırması gereken büyük bir orkestra şefi olmak lazım. Şayet takım ruhu yoksa bir heyet oluşturmak hiçbir şeye yaramaz; dosdoğru duvara toslarız. Suriye kamuoylarının her birinin bölgesel rengi ve yabancı sponsoru var. Suriye sorununda, ip cambazı gibi bir denge ustalığı gerekiyor. Strateji ya da fikirlerimiz olmadığından değil.

Sadece davet sahibi diplomasiler (Rusya, İran, Türkiye) tarafından parafe edilmiş olan ateşkesin denetlenmesini düzenleyici anlaşmayı Suriye heyetlerinin imzalamadığı Astana toplantısının yarı-başarısızlığının kökeninde bu güdümcülük mü var?
Astana’da bir anlaşma olmadı. Başlangıçta, Astana sadece askerî düzeyde bir toplantı olacaktı. Hedef özellikle sınır çizgilerinin belirlenmesiydi. “Siz şuradasınız, ben de buradayım” demekti. Bizim için, böyle bir sonuca ulaşmak, yine de durumu biraz sakinleştirmekti. Daha sonra da bu sınır çizgilerini gözetim mekanizmaları, garantiler, amaca yönelik yaptırımlar bulmaktı. Aynı zamanda da Şam’ın Fethi Cephesi’yle, IŞİD’le, bütün bunlarla uğraşmak. Herkesin bir masa etrafında toplanması gerektiği anlaşılana kadar iki, üç, dört yıl sürebilecek bir statükoya ulaşmak.
Suriye’yi bir arada tutmak için en nihayetinde tek yol bu: önce bu çizgileri tespit etmeyi denemek; daha sonra bunları değişmez kılmak; sonra da tatlılıkla, uluslararası camianın da yardımıyla, Şam değil herkes tarafından kararlaştırılan, yerel düzeyde bir yeniden inşa evresine doğru ilerlemek. Bir ekonomik istikrar başlangıcına varılır varılmaz, Suriyeliler bir masanın etrafında bir araya gelebilecek, bir anayasa hazırlayabilecek ve eminim bir 3. Cumhuriyet’e, Suriye Federal Cumhuriyeti’ne ulaşabileceklerdir.
Heyetimiz Astana’ya bu fikirle gitti; ama orada, Ruslar bize bir anayasa tasarısı sundu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov çıkıp bir basın toplantısı düzenledi, Suriyelilerin kendi anayasalarını kendilerinin yapmaları gerektiğini, temel yasalarını yazmakta onlara yardımcı olabilecek, Rus uzmanlar tarafından kâğıda dökülmüş bazı fikirleri onun sadece ilettiğini söyledi. Bütünüyle yanlıştı bu. Bize 24 sayfalık, 85 maddelik bir belge verdi. Gerçek bir anayasa tasarısı bu; bölük pörçük notlar değil. Hangi hakla yapıyor bunu? Ruslar anayasa konuşmamızı istiyorlar, fakat anayasa sonda gelendir, başlangıçta değil. Rejim de silahlı gruplar da bu anlaşmayı imzalamaya ikna edilemedi.

O sınır çizgileri belirlenmedi mi yani?
Nerede o günler! Ruslar ne yaptı? Onların stratejisi şuydu: Astana’da askerî konularla ilgilenirim, onlara bu dalgayı imzalatırım, sonra bütün siyasî tabakayı Moskova’da toplantıya çağırırım ve Cenevre’de yapılacak müzakerelere katılacak Suriye muhalefet heyetini oluşturmayı denerim. Ama biz, Suriye Ulusal Koalisyonu (SUK) ve Yüksek Müzakere Kurulu (YMK), diğer grupları da arkamıza alarak, oraya gitmeyi reddettik. Onlara bu formülü kabul etmediğimizi, Moskova’ya onlarla tartışmak için gitmeye hazır olduğumuzu, fakat bunun bu şekilde olamayacağını söyledik. Bunun sonucunda, Moskova’da [27 Ocak’ta, Fr.Y.N.], hakiki muhalefeti göremediler; sadece kendi muhalif gruplarını topladılar.
Kendilerini ateşkesin kefili olarak takdim edip askerî harita üzerinde sınır çizgilerinin tespiti için bizi çağırdıkları anda, rejim ve bizzat kendileri tarafından bölgeler bombalanıyorsa, biz Ruslara nasıl güvenelim? Yaptıkları inanılmaz. Hem yargıç hem taraf olmaya çalışan Ruslarla bir güven sorunumuz var.

Suriye muhalefetinin en ateşli destekçilerinden biri olan Türkiye, geçen ilkbahardan beri Şam rejiminin müttefiki Rusya’yla şaşırtıcı bir yakınlaşmaya girdi. Bu çark ediş karşısında nasıl tepki veriyorsunuz?
2014’ten itibaren, Türklerle beraber, bir tampon bölge fikrini savunduk; hem Türkiye için ciddi bir sorun oluşturan mülteci meselesini [yaklaşık üç milyon kişiyi ağırlıyor – Fr.Y.N.] çözmek için; hem de bizim, muhalefet olarak, ülke içinde bulunabilmemiz ve kurtarılmış bölgeleri idare etmeye başlayabilmemiz için. Bunu hiç kimse istemedi. Sonunda, bu güvenlik bölgesinin oluşturulması için Amerikalılar hiçbir şey yapmazken, buna izin verenler Ruslar oldu [Halep’in kuzeyinde Türk ordusunun birliklerini konuşlandırdığı yaklaşık 4 000 km²’lik bir sınır kuşağı – Fr.Y.N.]. Türklerle Ruslar arasında ilk anlaşma zemininin burada belirdiğini düşünüyorum.
Türkler için bu bölge, PYD ve PKK’nın çıkardıkları soruna da bir cevap sunuyor. Şimdi, bunu yaşamaktayız. (…) Türkler askerî düzeydeki tüm desteği, muhtemelen Ruslarla anlaşmaları sebebiyle kestiler ve hayatımızı çok zorlaştırıyor bu. Bununla birlikte, Türkiye’nin Suriye devrimi için yapmış olduklarının bilançosunu çıkarırsam, bunun daha ziyade pozitif olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Türkiye’nin Batı’nın yanındaki normal konumuna sonunda döneceğine de inanıyorum. Türklerle Rusların hiç alâkası yok.

Hafta başında Staffan de Mistura’nın ofisinden, Suriyeliler’in kendi aralarındaki müzakerelerin 23 Şubat’ta Cenevre’de başlayacağı ilan edildi. Bu “IV. Cenevre Görüşmeleri”nden ne bekliyorsunuz?
Cenevre’ye gitme ve bu siyaset yolunu açma olgusu bizatihi olumlu. Gerçekten treni iyi raylar üzerine oturtuyoruz. Suriye’de ancak siyasî çözümler olabilir. Birinin diğerini ezdiği bir askerî zafere bel bağlanamaz. IV. Cenevre Görüşmeleri’nin bu müzakere raundunu açması iyi bir şey. Sonra, somut sonuçlar elde edeceğimizi düşünmüyorum; bunun basit bir sebebi var: Amerikalılar hazır değil. Uzaktan izleyecekler. Yönetişim, anayasa ve seçimler gibi konuları öne çıkaran De Mistura’nın önerdiği gündemle de bir sorunumuz var.
Zira bizim için öncelikli olan konu, siyasî geçişi konuşmak. Suriye’de yaşanan bütün olaylar, bir değişim, siyasî bir geçiş olsun diye vuku buldu. Açıkça belirlenmiş karşılıklı rıza ilkesine dayalı olarak, ellerine kan bulaşmamış rejim üyeleriyle muhalefet arasında bir iktidar paylaşımını şart koşan II. Cenevre [Şubat 2014’te – Fr.Y.N.] bildirisini kabul ettik.
Dolayısıyla fazla sonuç çıkmayacak bir yeni raund olacak bu; ama en azından durum açıklık kazanacak. İki tarafın da işlemiş olduğu ihlaller nazarında siyasî sorumluluk dosyasında da ilerleme katetmeye çalışacağız. Aynı zamanda da, şiddet düzeyini azaltmaya çalışacağız. Bombardımanları durdurmayı hakikaten başarırsak, ateşkeslere hakikaten riayet edilirse, ahali için iyi olur bu; her iki tarafta da insanlar biraz dinlenebilir. Biz kendi tarafımızda –Koalisyon, Geçici Hükümet, yerel meclisler, birkaç ılımlı silahlı grup– üzerimize düşeni yapıyoruz, iyi ilerliyoruz; ama daha ziyade içeride, saflarımıza bir çekidüzen vererek. Sivil topluma daha çok açılmayı deniyoruz. Suriye’nin içiyle yurtdışı arasındaki, diasporadaki temaslarımızla bağlarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz.

ABD’nin Suriye dosyasındaki önemini vurguluyorsunuz. Sizce, Donald Trump’ın iktidara gelişiyle Washington’ın Suriye politikası değişecek mi?
Değişeceği kesin. Her ne kadar Suriye sorunu üzerine ilk alınan kararlar insanın sırtından soğuk terler akıtsa da, bu değişimin iyi geleceğini düşünüyorum. Başlıca iki nedeni var bunun: Önce, şimdi iktidarda olan Amerikan generalleri, Afganistan’da ve Irak’ta görev yapmış subaylar. Neden bahsettiğini hakikaten bilen kimseler bunlar.
Daha sonra, ABD’nin İran karşısındaki politikası değişecek ve bizimkilerin dediği gibi [Abdulahad Astepho Süryani Hıristiyan cemaatindendir – Fr.Y.N.] kiliseyi biraz köy meydanına oturtacaktır. ABD’nin günümüzdeki İran politikası sorunludur. Generaller bu dosyaya vâkıflar. İranlılara bazı darbeler indireceklerine eminim; bu da Suriye dosyası için iyi olacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus