Kılıçdaroğlu’nun referandum karnesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/315925496″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Bugün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da bir grup televizyon yöneticisiyle –editör, genel müdür, genel yayın yönetmeni ne ise–, özellikle haber kanallarından gazetecilerle bir araya geldi. Ben de Medyascope adına oradaydım. Orada bayağı uzun, bir buçuk saati aşkın bir süre kahvaltılı bir basın sohbeti oldu. Kameralar yoktu, ama insanlar not alabildiler. Ve onun yansımalarını, ilgilendiyseniz haberlerini görmüşsünüzdür. Mesela iktidar partisi içerisinde 120-180 arası Bylock kullanan milletvekili olduğunu söylüyor ve 15 Temmuz’u “kontrollü bir darbe” olarak tanımlıyor. Elinde bir dosya olduğunu, bunu ayrıca açıklayacağını söylüyor vs..
Şimdi, bu yayının başlığını “Kılıçdaroğlu’nun referandum karnesi” olarak koyduk. Bu sabahki toplantıda da, daha önce takip ettiğim ve bugün de gördüğüm kadarıyla bu konu kafamda biraz daha şekillendi. Kılıçdaroğlu’nu değerlendirmeden önce şunu söylememe izin verin ama: Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet siyasetçileri sayesinde, gazeteci arkadaşlarımız, meslektaşlarımız gazetecilik denen bir mesleğin olduğunu ve bu mesleğin esas olarak soru sormak olduğunu hatırlıyorlar. Televizyonlardaki yayınlarda muhalefet partilerine az tanınan imkânlarda da bunu görüyorduk. Bir kere daha bugünkü sohbet toplantısında da gördük. Sorular, sorular, bayağı sorular sordular. Üçer dörder tane soru soranlar vardı vs.. Bu iyi bir şey, basının özgür olması, özgürce siyasetçilere soru soruyor olması iyi bir şey. Ama tabii herkese sorabilmeleri kaydıyla ki Türkiye’de herkese aynı şekilde özgürce soru sorabilme imkânı olmadığı muhakkak.
Şunu vurgulamak istiyorum: CHP’nin şu âna kadarki referandum kampanyasının başarılı olduğunu düşünüyorum — ki daha önce de bu konuda birtakım değerlendirmeler yapmıştım. CHP şöyle bir şey yapıyor: Politik olmayan, ideolojik olmayan bir kampanya yürütüyor. Öyle bir ideolojik olmayan kampanya yürütüyor ki, bu da özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve AK Parti’nin diğer yöneticilerini çok ciddi şekilde zorluyor. Çünkü onlar Türkiye’de CHP’nin, merkez solun oy oranının yüzde 35 civarı olduğu gerçeğinden hareketle geri kalan kesimi kendi içlerinde kemikleştirmek istiyorlar ve bunu da ideolojik, politik tartışmalarla yapıyorlar. Bu anlamda CHP bu referandum kampanyasında “Hayır” oylarını artırabilmek için olabildiğince politik, ideolojik perspektiften uzak durup esas olarak anayasa paketinin içeriğine yoğunlaştı.

Şaşırtıcı bir hayır cephesi

Burada başka bir önemli husus, bu çok önemli, bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanıyla yaptığımız sohbette de altını özellikle çizdi: “Hayır” cephesine, “Hayır”cılara baktığımız zaman çok acayip bir birliktelik görüyoruz. Hayatta yan yana gelemeyecek, birbirine selam vermeyecek, hatta birbirine düşman olduğunu düşüneceğimiz kişiler “Hayır”da birleşti. Mesela Öcalan’dan “bebek katili” diye bahseden MHP’nin içerisinden bir grup, aynı şekilde Öcalan’a farklı bir şekilde “halk önderi” diye yaklaşan bir Kürt taban. Bunlar bir arada. Bu örneği çoğaltabiliriz. İşin içerisinde bir de, efsane mi gerçek mi tam anlaşılamayan ama sandıkta anlaşılacak olan, AK Parti içerisinde, tabanında olup, normalde AK Parti’ye oy verip bu referandumda “Hayır” vermesi beklenen kesimler. Bütün bu kesimlerin, birbirinden farkı yapıların arasında CHP bir nevi tampon gibi, veya kolaylaştırıcı işlevi görüyor. Herkes ayrı ayrı kampanya yapıyor. Öyle “Hayır” kampanyaları görüyoruz ki… Mesela bir tarafta MHP’den kopan veya kopmak durumunda kalan grup, bu anayasanın geçmesi durumunda Türkiye’nin eyaletlere bölüneceğini veya parçalanacağını söylerken, diğer tarafta Kürtler de bu tek-parti rejiminin Kürtlerin haklarının iyice gasp edilmesi anlamına geleceğini söyleyebiliyorlar. Bütün bu farklılıklara rağmen burada CHP’nin gerçekten işlevli bir konumu var. Kampanyada parti ismini kullanmıyor olmaları, görsel olarak, kampanyanın reklam boyutunda CHP’nin daha fazla parası olduğu için daha fazla öne çıkıyor. Burada parti amblemi vs. kullanmıyorlar. “Hayır” afişlerinde, o kız çocuklu pankartlarında parti işareti yok. Buna karşılık AKP’nin bütün hepsinde hem partinin logosu var, ayrıca cumhurbaşkanının kendisinin de bir figür olarak “Evet” kampanyasında kullanıldığını görüyoruz. CHP’de Kılıçdaroğlu’nun da partinin altı okunun da kampanya materyali olarak kullanılmadığını görüyoruz. Bu anlamda bunun ana hatlarıyla başarılı olduğunu ve anayasa paketi konusunda şüpheleri olan, normalde AKP’ye oy verebilecek kişileri de etkileyebildiğini görüyoruz.

15 Temmuz tartışması kime yarar?

Ama çok az bir süre kaldı. 13 gün var. 13 gün içerisinde bu olay tersine çevrilebilir. Daha doğrusu iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu kesinlikle tersine çevirmek isteyecektir. Bunu da tersine çevirmenin en kolay yolu, tekrar siyasi bir kavgaya, kampanyayı anayasa tartışması değil de başka şeylerin tartışmasına sevk etmektir ki bu anlamda bugünkü toplantıda Kılıçdaroğlu bunu yaptı. Ne yaptı? Bu Bylock meselesini, 15 Temmuz meselesini gündeme getirdi. Çok iddialı şeyler söyledi. Bunlar siyasi olarak önemli iddialar. Ama bence bu kampanyadaki CHP’nin şu âna kadarki performansını zarara uğratabilecek bir şey. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan kaba tabirle topa girdi. Bence tam onun istediği türden toplar bunlar.
Bir, biz şu anda bir süredir anayasa paketini tartışırken, yani bu bir tek adam rejimi midir, kuvvetler ayrılığı kalkıyor mu kalkmıyor mu, yargı bağımsızlığı ne olacak vs. gibi hikâyeleri konuşurken, cumhurbaşkanı yardımcıları kimler olacak, ülkeyi seçime götürmesi Meclis’i feshetmek midir değil midir gibi meselelerle uğraşırken birdenbire tekrar 15 Temmuz sahici bir darbe mi, kontrollü bir darbe mi gibi bir tartışmanın içerisine giriyoruz. Girmiyoruz aslında. Tabii ki bir siyasi partinin böyle argümanları dile getirmek hakkıdır.
Ama anladığım kadarıyla iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için anayasa paketi yerine 15 Temmuz tartışmak daha cazip olur. Bunu çok net bir şekilde söyleyebilirim. Çünkü bu anayasa paketinin uzun boylu savunulacak bir şeyi yok. Bu anayasa paketi tek bir kişinin bütün iktidarı elinde tekelleştirmesi anlamına geliyor. Bir cümlelik bir açıklaması var. Burada siz buna ya “Evet” ya “Hayır” diyeceksiniz, çok fazla konuşacak bir şey yok. İktidar tek kişinin eline geçince neden güçlü bir Türkiye yapıyor kısmı, tamamen spekülatif ve yoruma dayalı şeyler. Ama 15 Temmuz böyle değil. 15 Temmuz konusunda, bu bir kontrollü darbe mi sahici darbe mi, FETÖ terör örgütü vs. falan derken işin rengi değişebilir.

Negatiften pozitif kampanyaya

Zaten hep şunu yapıyorlardı biliyorsunuz: “Hayır” diyenler teröristtir dendi, sonra geri adım atıldı, ama terörist derken PKK ve FETÖ deniyordu. Burada yalnız bir noktanın özellikle altını çizmek istiyorum: Fethullah Gülen’in ve onun cemaatinin önde gelenlerinin “Hayır” çıkmasını arzu ettiklerini açıkçası sanmıyorum. Oylarını ne verirler bilmiyorum, zaten çok fazla sayıda insanı oy verebilecek durumda da değil. Ama tercihlerinin “Evet”ten yana olacağını ve özellikle savaşı, hükümetle savaşı, Tayyip Erdoğan’la savaşı artık yurtdışında ve daha çok da Batı’da yürüttükleri için “Evet” sonrası oluşması muhtemel görüntünün kendi işlerini daha da kolaylaştıracağını düşünüyorlar. Dolayısıyla dile getirdikleri başka olabilir, ama tercihlerinin “Evet” olduğunu düşünüyorum. Bu yapı böyle şeylere çok yatkın bir yapıdır. Dolayısıyla Gülen cemaatinin, FETÖ’nün “Hayır” için çalıştığı, “Hayır” konusunda diğerleriyle beraber hareket ettiği vs. iddialarını büyük ölçüde siyasi iktidarın kampanyası olarak gördüğümü vurgulamak isterim.
Tekrar dönecek olursak, Kılıçdaroğlu değişiklik metni üzerinden tartışmayı, anayasa metninin dışına çıkardığı andan itibaren “Evet” cephesinin işini kolaylaştıracağa benziyor. Bugün de bu konuda ısrarla söylediği hususlar –ki belli ki bundan sonra söyleyeceğe de benziyor–, şu anda işaretler onu gösteriyor, bayağı sıkışık durumda olduğu izlenimini veren “Evet” cephesinin, siyasi iktidarın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullanabileceği bir malzeme olabilir. İlla ki böyle olacak diye bir şey yok.
Şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz: Siyasi iktidar “Evet” kampanyasını önceden negatif bir stratejiyle yapıyordu. Yani içerik anlatmak yerine “Kimler ‘Hayır’ diyor? Teröristler ‘Hayır’ diyor, vatan hainleri ‘Hayır’ diyor” diyerek bir “Evet” kampanyası yapıyordu. Sonradan bunu çevirmeye başladılar. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği, “‘Evet’ diyen ne kadar saygınsa ‘Hayır’ diyen de o kadar saygındır” sözü bunun bir kanıtı olarak görülebilir. Ama şimdi tekrar Kılıçdaroğlu referanduma iki hafta kala 15 Temmuz tartışmasını, spekülatif bir tartışmayı –bunda haklı olabilir, haksız olabilir– gündeme getirerek referandumun “Hayır”larını artıracağını umuyor olabilir. Ama bu tür tartışmalarda, daha önce örneklerini gördüğümüz gibi, mesela 1 Kasım öncesinde de gördük, ya da önceki yerel seçimler öncesinde mesela muhalefet partisi tapeleri vs. kullanarak iktidar partisini yıpratacağını düşünmüştü. Bunların pek yürümediğini gördük. Bu tür tartışmalarda genellikle AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan daha baskın çıkabiliyorlar. Bu notu düşmek istedim. Şu anda her ne kadar CHP partiler-üstü bir kampanya yürütüyor gibi gözükse de “Hayır” cephesinin en önemli gücünün CHP olduğu muhakkak. Bugün benim de tanık olduğum gazetecilerle olan sohbette CHP lideri kendince iyi götürdüğü kampanyada raydan çıkma gibi bir olaya sebebiyet verdiğini düşünüyorum. Haklı olmayabilirim. Bunu çok gecikmeden anlarız herhalde. Teşekkürler, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus