Kürt İslamcılar ve Kürdistan referandumu: Reha Ruhavioğlu ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

 

 

Yayına hazırlayan: Ali Mert İnal

Perinçek’çi İslamcı, ümmeti bölüyorlar, içinden Nihal Atsız çıktı, İsrail destekli Kürt devleti… Medyascope’tan iyi günler. Bugün bu cümlelerin ne anlama geldiğini ve nerelerde telaffuz edildiğini konuşacağız. Bunlar, Irak’taki Kürdistan referadumunun ardından Türkiye’de İslamcılar arasında gerek sosyal medyada, gerekse köşe yazılarında karşılıklı suçlamalar için kullanılan ifadeler. Biz bugün Diyarbakır’a gideceğiz. Reha Ruhavioğlu ile Türkiye’de Kürdistan referandumu sonrasında İslamcılar arasında ve özellikle Kürt İslamcılar arasındaki tartışmalara kulak kabartacağız. Reha Bey hoş geldiniz merhaba.

Reha Ruhavioğlu: Hoşbulduk, merhaba İrfan Bey.

Reha Ruhavioğlu Diyarbakır’da yaşıyor, kendisini insan hakları aktivisti olarak tanımlıyor ve MAZLUMDER Diyarbakır’ın eski yöneticilerinden kendisi. Reha Bey hemen kısaca sizin Kürdistan referandumuna ilişkin bakışınızı öğrenebilir miyiz?

Reha Ruhavioğlu: Yani, şimdi biz kısaca ifade edecek olursam bir hak sahibinde değildi ve ihkak-ı hak olabilmesi için bende olmayan hakkın bana geçmesi gerekiyor. Kürdistan referandumu bu anlamda Irak Kürt’lerinin ellerinden alınmış hakları en maksimum düzeyde tekrar ele alabilmeleri adına atılmış bir adım. Bu anlamda sadece bir Kürt olarak değil, bir insan hakları savunucusu olarak da komşu ülkede, resmi olarak komşu devlette yaşayan bir vatandaş olarak da bunun sadece Kürdistan halkı için değil, örneğin Katalonya’da da referandum yapıldı. Dünyanın neresinde olursa olsun bir insan kendi kaderini kendi belirleme iradesini göstermiş, bunun için tarihte bir sürü bedel ödemişse bu anlamda bu iradeyi göstermesi onun hakkıdır. Bu anlamda gayet normal buluyorum bir insan olarak. Ayrıca bir Kürt olarak da verilen bedelleri falan hesapladığım zaman olumlu da buluyorum.

Bu bakış açısı Türkiye’de genel olarak İslamcıları tarif etmiyor. Bu konudaki tartışmalara baktığınızda ne görüyorsunuz?

Reha Ruhavioğlu: İlginç bir şey söyleyerek başlamak istiyorum: Doksanlı yıllarda, biraz belki marjinal bir şey gibi gelecek ama bir hakikati ifade ettiğini düşündüğüm için vurgulamak istiyorum, 90’lı yılarda Türk Müslüman’larla Kürt Müslüman’ları bir arada tutan en önemli çimento dindi. Tabii ki politik şeylerden bahsediyorum. Ancak 90’lı yıllarda her iki taraf da muhalefetteydi, iktidar daha dinle barışık olmayan, daha uzak, daha seküler, daha din dışı bir iktidar odağıydı ve iki taraf bu iktidar odağına karşı muhalefet edebiliyorlardı, ortaklaşabiliyorlardı. Ancak devir değişti, Müslüman’lar iktidara geldiler. 90’lı yıllarda örneğin Kürt meselesi bağlamında talep edilen haklar değişmedi. Mesele güncelliğini, sıcaklığını, gerçekliğini koruyor. Ancak burada şu değişti; Beraber meydanlarda eylemler yaptığımız, beraber muhalefet ettiğimiz Müslüman kitlenin bir kısmı, kahir ekseriyeti iktidara eklemlendi, o mahalleye taşındı. İş böyle olunca biz 90’lı yıllarda el ele kol kola tutuştuğumuz arkadaşlarımızdan haklarımızı talep eder noktaya geldik. Bu durumda onlar kendi duruşlarını işte bugün daha maslahata uygun olduğu gerekçesiyle koruyorlar. Biz de bu duruşların İslami olmadığı noktasını eleştiriyoruz. Yani toparlayacak olursam bir cümleyle, 90’lı yıllarda bizi bir arada tutan çimento dindi, bugün bizi birbirimizden ayıran şeyin kendisi din. Dini yorumlama biçimimiz, dine yaklaşım biçimimiz.

Peki. Eleştirdiğiniz cephenin iki argümanı var. Bunlardan birincisi, Kürdistan referandumu kutlamalarındaki İsrail bayrakları ve ümmeti Kürtler bölüyor iddiası. Bu eleştirilere ilişkin ne söylersiniz? Kürtler ümmeti bölüyor mu?

Reha Ruhavioğlu: Şimdi Kürtlerin… İrfan Bey BBC kazası gibi bir şeyle karşı karşıyayız, evde çocuk var bir yandan…

Hiç önemli değil, çocuklar canımızdır. Yayına etki etmediği sürece… Buyrun.

Reha Ruhavioğlu: Şimdi öncelikle Kürt’lerin ellerinde İsrail bayrağı var falan böyle bir hikaye var. Ben Müslüman, İslami daha çok Türk İslamcılığı diyebileceğimiz arkadaşlardaki argümanları görüyorum. Bir tanesi, İsrail efendim bu devleti nasıl destekler? E, siz destekleyin. Yani İsrail’e bırakmayın. Çok basit bir şey. Şimdi 25 yıl öncesinde Erbakan’ın bir konuşmasını yayıyorlar. Diyorlar ki Amerikan albayı bana şöyle söyledi, emperyalistler şurada savaş çıkacak, burada savaş çıkacak bir Kürt devleti kurulacak. Şimdi ben orada Amerikan albayın öngörüsünü görebiliyorum. Şimdi orada Erbakan’ın da bir öngörüsü var bakın diyor ki emperyalistlerin 50 yıllık falan bir projesi var. Bunlar hazırlığını yapmışlar peki bizim projemiz ne? Bizim planımız ne, bizim gelecek tahayyülümüz ne? Şimdi eğer cin şişeden çıkacaksa, bizim sünnetullah dediğimiz bir şey var yani su akıp yatağını bulacaksa bunu Amerikalı bir generalden önce Müslüman’ın görmesi gerekir çünkü Müslüman dediğimiz kişi feraset dediğimiz kişidir. Suyun akıp yatağını bulacağını öngördükten sonra bu Kürtler örneğin Amerika’nın, İsrail’in işte Batı’nın şunun bunun pençesine düşmek yerine Müslüman kardeşleriyle eşit, ortak, adil bir düzen içinde nasıl yaşarlar oturup bunun hesabını kitabını yapmaları gerekiyor ama bizim kardeşlerimiz şunu yapmışlar: 25 yıldır emperyalistler burada bir devlet kurdurtacak falan filan aman ha biz buna engel olalım. Şimdi biz örneğin Güney Kürtleri bağlamında söylüyorum. Oradaki insanlar 100 yıldır bağımsız bir devlet mücadelesi veriyor. Şimdi 100 yıldır emperyalistler de böyle bir şey istiyorsa ben meşru, doğal hakkım olan şeyden vaz mı geçmem gerekiyor? Hayır. Biz kendimize şunu soralım: Peki neden siz buna karşısınız? Ya emperyalistler buna taraf anladık. Ne menfaatleri var bilmiyoruz. Peki siz neden buna karşısınız? Yani Allah bizi bir tarağın dişleri gibi eşit görüyor, Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a, Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e hani üstünlüğü yok. Bütün bu hikayede Kürt’ün hakkı söz konusu olduğunda yok efendim siz ümmeti bölüyorsunuz, emperyalist uşaklığı yapıyorsunuz hikayesi kendi iktifarının aşınmasını gören birinin korkusunu ifade ediyor. Şimdi İsrail bayrağına geleyim. Kürdistan’da kutlama yapılırken 500 tane 1000 tane Kürdistan bayrağının içinde bir tane İsrail bayrağı olmuş. Öncelikle bu arkadaşların nasıl tek tip bir dünya algısı içinde yaşadıklarını hatırlatmak isterim. Çünkü bakın o Kürdistan’da sallana bayrak Kürdistan’da yaşayan bir Yahudi’nin salladığı bayrak da olabilir. Yani şöyle düşünün: Türkiye’de yaşayan bir Alman, 16 nisan referandumu sonrası Türkiye ve Almanya bayraklarını beraber salladığında nasıl bir kıyamet kopacak? Bir şey oluyor mu? Velev ki böyle bir şey olabilir. Diyelim ki o değil, bir Kürt sallamış bu bayrağı, kim bu Kürt? Devlet başkanı mı, bakan mı, herhangi bir temsiliyeti var mı? Yok. Peki, buna rağmen herhangi, sıradan bir Kürt vatandaşın İsrail bayrağını sallamış olması Müslüman kardeşlerimizi rahatsız ediyor. Peki, anladım ben. Şimdi bunu Mavi Marmara gibi müsümanların işte çok başka insanlar da var, gitmişler Filistin’e yardım için İsrail o gemiyi basmış, dokuz tane insanı öldürmüş. Bu dokuz tane insanın dokuzu da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Bu dava bizim devletimiz ve hükümetimiz tarafından sümenaltı edilmiş. 20 milyon dolar karşılığında bu dava kapatılmış. Sonra hükümetimizin sözcüsü çıkmış demiş ki “İsrail Devleti bizim dostumuzdur. Devleti ve halkı bizim dostumuzdur.” Şimdi sokakta hiç tanımadığınız, sıradan, temsiliyeti olmayan bir insanın salladığı İsrail bayrağı ile bir hükümetin sözcüsünün İsrail Devleti bizim dostumuzdur ifadelerini yan yana koyduğunuzda kıyas bile edilemez. Bu arkadaşlar bir şeyden rahatsız olacaklarsa çıkıp kendi hükümetlerinin sözcüsünden rahatsız olmaları gerekir. Şimdi burada başka bir sorun var İrfan Bey. Velev ki ben kendi irademle sizin hiç sevmediğiniz biriyle ortaklık yapmaya karar verdim, İsrail’le ortaklık yapmaya karar verdim. Siz bundan neden rahatsız oluyorsunuz biliyor musunuz? Çünkü hayrı da şerri de kendi tekelinizde görüyorsunuz. Benim kendi irademle yanlış yapmaya bile hakkım olduğunu tanımıyorsunuz. Böyle bir sıkıntınız var. Şimdi bu arkadaşlar Kürt’lerle adil, ortak, Avrupa Birliği gibi bir düzende yaşaalım, yaşayalım. Avrupa Birliği’nde temsil edilen halklarda devletsiz olan var mı? Avrupa Birliği üyesi olanların herbirinin bir bağımsız devleti var öyle değil mi? Siz Ortadoğu’da Avrupa Birliği gibi Müslüman bir ittifak kuracaksanız bu ittifakın mensuplarının hepsinin birer devlet sahibi olması gerekmiyor mu? E gerekiyorsa, Kürt’lerin de orada eşit temsil edilmelerinin birinci şartı devlet sahibi olmaları. Hiç kendinizi kandırmaya gerek yok. Şimdi, çok ilginç şeyler oluyor mesela. Şimdi, birisi futbol takımı veya voleybol takımı Türkiye’ye geliyor, Türkiye’yle İsrail bayrağı yanyana dalgalanıyor. Bu böyle çok büyük bir kıyamet koparmıyor. Ama sokakta bir tane adam İsrail ve Kürdistan bayrağını yanyana dalgalandırdığı için… Neden biliyor musunuz? Çünkü kendisiyle eşit görmediği, kendisinin altında gördüğüne eşitler arası ilişkiyi haram görüyor. Ben bağımsızım, İsrail’le uluslararası ilişkiler kurabilirim diyor ama sen ulus altı bir şeysin. Sen nasıl onunla benim gibi eşit ilişki kurabilirsin? Bakın İsrail bayrağının sallanmasından çok net söylüyorum rahatsızım çünkü İsrail vahşi bir devlet, gaddar bir devlet, zalim bir devlet. İsrail’i iyiliği-kötülüğü Kürt’lere nasıl yaklaştığıyla ölçülmez. İsrail’in kendi içinde yaşayan mazlumlara nasıl yaklaştığıyla ölçülür. Filistin’e nasıl davrandığıyla ölçülür. Dolayısıyla İsrail, Filistin imtihanında zalim olduğu için benim gözümde zalim. İsterse benim devlet olma hakkımı %100 tanısın. Bu benim için İsrail’i değiştirmez ancak ben İsrail’le uluslararası ilişkileri sizin rızanıza uygun şekilde kurmak istiyorsam siz bana laf söylemeden önce kendinize dönüp bakmanız lazım. Kendiniz bir ilişki kuruyorsanız bana bir şey söyleme hakkını olmaması lazım. Şimdi Müslüman camiadan bir kitle şöyle diyor: Bizim bu referanduma karşı çıkışımız stratejiktir. Ne demek bı biliyor musunuz siyasette? Aslında haktır ama biz yine de karşıyız. Stratejik demek bu demek. Yani adil düzende Kürt’lerin de hakları vardır fakat biz stratejik olarak bu hakları eşit dağıttımızda bizim iktidarımız, egemenliğimiz bundan olumsuz etkileniyor. Bu yüzden biz stratejik olarak karşıyız. Şimdi stratejiyle ilkeyi, stratejiyle adil düzeni yanyana koyan bir Müslüman kitle var ve buradan stratejik çıkarı tercih ediyor. Ben bu değerlendirmeyi kamuoyunun vicdanına bırakıyorum. Olmadı öbür tarafta biz ilahi yönünden bütün bunlar birbirimize soracaksak eğer, ben Kürt’lerin kendi iradeleriyle yanlış dahi yapma hakları olduğunu söylüyorum. Ve sizin haklıyı da doğruyu da yanlışı da tekelinizde tutmaktan dolayı bu karardan, bu tutumdan rahatsız olduğunuzu söylüyorum.

Peki Reha Bey şöyle bir soru sormak istiyorum. Belli ki bu konuda dolusunuz da şunu merak ediyorum ben: Bu Küristan referandumuna karşı tavır alan İslami duyarlılığa sahip aydın, yazar, çizer takımı AK Parti hükümetiyle farklı düşündekleri ortaya çıkmasın diye mi böyle diyorlar sizce? Yoksa zaten İslamcılıklarının içinde ciddi bir gen, damar vadı o mu açığa çıktı? Bu spekülatif bir soru ama yanıtınızı merak ediyorum. İlki mi ikincisi mi?

Reha Ruhavioğlu: Vallahi ben önce genel, ana akım İslami camiayla ilgili bir şey söylüyorum. Türkiye’de İslamcılık sağcılığa dönüştü, sağcılık devletleşti. Devletleşmek demek yani özetle bunu söyleyebilirim. Şimdi ancak başka bir şey. Daha detay konuşacak olursak. AK Parti’nin kendisi taklidi milliyetçilikten tahkiki milliyetçiliğe döndü. Yani milliyetçi bazı oyları almak, bilmem ne falan için zaman zaman milliyetçilik yapıyordu, 2007’den sonraki AK Parti’den bahsediyorum. 2007’den sonra taklidi bir milliyetçilik yaptı AK Parti. Ancak özellikle 15 Temmuz’dan sonra bugün artık AK Parti’nin ben rol yaptığını falan filan düşünmüyorum. Bugün gayet Devlet Bahçeli gibi düşünüyor. Şimdi bununla beraber bazı müslüman kardeşlerimiz de bu dönüşümü yaşadılar. Şimdi ismini vermek istemiyorum, bir tanesi, iki kere onunla bir kriz anında şok halindeki ifadelerine şahit oldum. Birisinde Mehmet Ağar’ı Selahattin Demirtaş’tan daha müreccah görüyordu. Bir tanesinde “Ben vatansız it miyim kardeşim, niye referandumu destekleyeyim?” diyordu. Bu müslüman camianın ortalamasının üstünde vicdanıyla, ahlakıyla, entelektüelliğiyle falan filan söyleyebileceğim bir insan bakın. Bakın bu Devlet Bahçeli falan üslubu değil, bu baya baya içindeki Nihal Atsız’ı falan çıkarmak yani. Şimdi yazılan yazılara bakıyorsunuz, iki argüman var. Bir tanesi “Ya işte türk olduğumuzu söylemeye çekindik.”, bu 50 yıldır, daha doğrusu 30 yıldır ülkücülerin argümanı biliyorsunuz. Türk olduğumuzu söylemeye… Kardeşim devlet türk, anayasa türk, vatandaşlık tanımına göre şu anda sizinle konuşan reha türk. Yani buna rağmen böyle hamasi bir şey. İkincisi işte Barzaniler yahudiymiş falan filan, böyle bir hikaye. Bu da biliyorsunuz, böyle Mehmet Şevket Eygi gibi, daha böyle arkaik islamcıların argümanlarıydı. Daha doğrusu ondan önce de ulusalcıların argümanlarıydı. Şimdi geldi bizim ana akım medyada gördüğümüz müslüman ahalinin argümanına dönüştü bu argümanlar. Yani ciddi bir dönüşüm yaşadı bu arkadaşlar. Dolayısıyla ben aradaki, efendime söyleyeyim “Biz farklı görünmek için şöyle söyleyelim.” dediklerine inanmıyorum. Çünkü bu görüşler kriz anında ortaya çıkan görüşler. Kriz anında ortaya çıkan görüşler sizin biliçaltınızın yukarıya sıçramasıdır ve en net ifadeli, en net düşünceniz aslında odur. En gerçek, en hakiki düşünceniz aslında odur, sonradan tweetlerinizi silseniz bile.

Anladım. Şimdi ikinci bölüme geçmek istiyorum. İkinci bölümde daha çok güneydoğudaki islam…

Geçmeden önce bir iki şey söylemek istiyorum.

Hadi buyurun lütfen.

Şimdi bir argüman da biliyorsunuz Kerkük üzerinden…

Evet, evet.

Şimdi öncelikle Şemsettin Sami’den başlayarak yani 1896’da onun Kamus’unda Kerkük’ün 4’te 3’ünün Kürt olduğu yazıyor. Irak’ın n güvenilir sayımı 1957 saymıdır. Orada da nüfusun 49-50’sinin Kürt olduğu, 28-29’unun Türkmen, geir kalanın Arap olduğu falan diğer azınlıkları söylüyor. Şimdi işin bir tarafı bu. Biz şöyle diyoruz: Kerkük hem bir Türk şehridir hem bir Kürt şeridir hem Arap şehridir hem Asuri şehridir hem Keldani şehridir. Fakat Kürdistan coğrafyasının bir parçasıdır ve Kürdistan coğrafyası bunun üzerinde 2007’de statüsü netleştirilmediken sonra Irak anayasası tarafından, bunun üzerinde hak iddia ediyor. Bu benim, siz bu statüyü bir açıklığa kavuşturma anlaşmasını ihlal ettiniz, dolayısıyla biz de kendi yolumuza bakacağız diyor. Ancak bazı arkadaşlar işte Kerkük Türk ilidir, aman bırakılmaz edilmez… Burada iki tane sorun var, bir tanesi bir Türkmen şehri olan Kerkük, şii Irak yönetiminin elinin altındayken Müslüman kardeşlerimiz rahatsız olmuyorlar. Ancak Kürt yönetiminin denetimine geçtiğinde rahatsız oluyorlar. Bir d buna gerekçe olarak da efendim Kerkük Türk şehrdir, nasıl Kürdistan’a dahil olur diyorlar. Efendim Diyarbakır ne şehridir? Kerkük Türk şehridir anladık. Diyarbakır ne şehridir? Kimin dnetimindedir şu anda? Kimin egemenliği altındadır? Urfa, Şırnak, Hakkari bu şehirler nüfusunun %99’u falan Kürt olan şehirler ama Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı yaşıyor bu insanlar. Şimdi Diyarbakır Kürt şehridir dolayısıyla siz bunu Türkiye Cumhuriyeti içinde sayamazsınız falan egemenlik şartları altında nasıl bu kadar rahat saçmalayamıyorsak e dolayısıyla bu arkadaşların bu kada rahat konuşmamaları gerekir.

Kerkük meselesindeki görüşlerinizi de aldık. Şeyi merak ediyorum ben, güneydoğuda Kürdistan referandumuna ilişkin İslamcı Kürt entelijansıyası arasında farklılık var mı bu konuda? Aslında HÜDAPAR çekinceli bir tavırdaydı. Şimdi bugün mesela kendi yayın organlarında bu dil bizi bitirir diye Ankara’ya çok ciddi mesajlar verilmeye başlandı. Onun dışında Med-Zehra ve Zehra çevreleri var. Başka İslamcı Kürt dinamikler var. Bu konuda farklılıklar var mı yoksa bir bütünlükten bahsedebilir miyiz?

Reha Ruhavioğlu: Şimdi İrfan Bey bu konudaki farklılıklar ton farklılığı sadece. Yani referandumun hak olduğunu kabul eden herkesin arasındaki ton farklılığı var burada. Çünkü burası Kürdistan’n kuzeyi, bir Kürt coğrafyası. Dolayısıyla buranın sahası öyle Afyon’un, Ankara’nın, İsranbul’un sahasına benzemez. Şunu söylemek istiyorum: Burada AK Parti İl Başkanı Urfa’da, işte Şırnak’ta, Hakkari’de AK Parti İl Başkanı bile batıya götürdüğünüzde sizin HDP’li diye yaftalayabilceğiniz bir siyaset içinde yaşıyor ve bunu yapmak zorunda. Dolayısıyla MemurSen’inden tutun diğer örneğin ÖZGÜRDER’ine falan bütün dini ve siyasi gruplar Diyarbakır’da ve bu bölgede Kürt meselesine yakın olmak zorundadırlar. Hem yakındırlar hem de yakın olmak zorundadırlar çünkü bu sosyolojinin içinde Kürt siyaseti yönetiyor bu insanlar. Bunu söyledikten sonra genel olarak bu referandumun bir hak olduğu kabulü var. Örneğin HÜDAPAR gibi çevreler ya biz ümmetin bölünmesini istemeyiz ama kardeşim bunu da bir tek Kürtler söz konusu olduğunda hatırlamayın. Eğer, örneğin Suudi Arabistan, Ürdün, şurası burası, Yemen falan yani 40 tane 20 tane falan Arap devleti, ümmet kendi arasında 20’ye parçalamış siz bunu sorun etmiyorsanız Kürt’lerin de bir devlet sahibi olmasını sorun etmeyin. Dolayısıyla bu onların hakkıdır diye mesela söylüyorlar. Örneğin ÖZGÜRDER Diyarbakır şubesi referanduma 1-2 gün kala bir basın açıklaması yayınadı ve biz Müslüman’larn birliğinden yanayız, ulus devletlere de karşıyız ancak referandum orada yaşayan insanların en meşru hakkıdır, engellenemez gibi bir açıklama yaptılar. Burada AK Parti’ye çok yakın, belki oradan örneğin siyasi-sivil toplum bağlamında daha sıkı ilişkileri olan, dolayısıyla kendi kişisel görüşünü çok açık edemeyen insanlar bil biliyoruz ki bu referanduma destek veriyorlar. Çünkü bakın Türkiye Kürt’leri arasında Barzani önemli bir değer ve AK Parti’ye oy veren Kürtler arasında da Barzani çok önemli bir değer. Dolayısıyla Barzani’nin sadece kendisi değil, yürüttüğü hareket, devraldığı miras orada verilen bir hak mücadelesi burada yaşayan insanlar için saygıdeğer bir şey. Bir değer olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla ben şeyi esas merak ediyorum, bu kadar çok Barzani karştlığı mesela aşağılıyor: “Otur oturduğun yerde, kimden izin aldın?”, “Kapıyı kapatırsak aç alırsınız” gibi argümanların ben bölgede AK Parti’li Kürt seçmen üzerinde ciddi olumsuz bir etki oluşturacağını düşünüyorum. Zaten rahatsızlar ancak çok iddialı bir cümle söyleyeceğim, eğer bu dil böyle devam ederse HDP’nin, DBP’nin 20 yıl uğraşsa kendisine oy vermeyeceği insanlar AK Parti’nin bu siyaseti sayesinde önümüzdeki seçimlerde HDP’ye DBP’ye oy verebilirler. Çünkü Diyarbakır’da Kürtlük sebebiyle küstürdüğünüz bir insanın gidebileceği tek bir yer vardır, onu da az önce söyledim neresi olduğu bellidir. Dolayısyla bu insanlar içten içe rahatsızlar. Referandumun bir hak olduğunu düşünüyorlar. Zaten referandumdan önce biz 100 imzalı bir bildiri yayımladık. İşte bu BM sözleşmeleri açısından da bir haktır, biz tanıyoruz, herkesin tanımasını istiyoruz falan… Oradaki 100 imzaya bakarsanız İslami camiadan, seküler, iş dünyasından, sivil toplumdan, insan hakları mücadelesinden falan çok renkli bir imza listesi var o beyanın altında. Bu şu demek, bölgede temsil edecek kurumların %99’u bu referandumu destekliyor anlamına geliyor aslında o imzalardan çıkaraibileceğimiz mesaj budur. Dolayısıyla evet HÜDAPAR ümmetin bölük pörçük olmasını istemiyor, parçalanmasını istemiyor ancak ümmet dediğimiz şeyin sadce Kürt meselesi bağlamında hatırlanmasını da istemiyor. Kürt’ler kendi kaderlerini tayin etsinler, iradelerini ortaya koysunlar, sonra tekrar isterseniz Avrupa Birliği gibi bir şey kurarsınız. Şimdi bu referandumdan sonra ortaya çıkan dil seküler Kürtleri falan rahatsız edecek değil, özellikle Müslüman camiayı çünkü bizim tanıdğımız, bildiğimiz Müslüman ağızlar tarafından son derece ırkçı hezeyanlarla insnalar ötekileştiriliyorlar, aşağılanıyorlar, insalara hakaretler ediliyor. Yani bırakın bir HDP’liyi falan, bugün o müslüman kardeşlerimiz HDP’lileri bile PKK’li olmakla itham ediyorlar. Açın Twitter’da mentionlara falan bakın. Konuşcağız diye, söylediklerim sağlıklı olsun diye biraz tarama yaptım inanın her HÜDAPAR’lının paylaştığı ya kardeşim böyle saçma dil kullanmayın, onların da hakkıdır ifadlerinin altında en az bir-iki tane işte siz de gittiniz PKK’li oldunuz, bölücü oldunuz gibi ifadeler var. HÜDAPAR’ı PKK’li yapabilen bir Müslüman ağızdan bahsediyoruz. Bunun kendi egemenlik çıkarının elinden gidiyor olmasının hezeyanı şeklinde açıklamak dışında ben başka türlü açıklayamıyorum.

Reha Bey çok teşekkürler, çok bilgilendirici ve iyi bir sohbet oldu. Ağzınza sağlık, çok teşekkürler. Ufaklığın da gözlerinden öperiz.

Reha Ruhavioğlu : Eyvallah, sağolun.

Medyascope’tan iyi günler. Yeni bir özel yayında buluşmak üzere hoşçakalın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus