Dünden bugüne Star Wars efsanesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı olan Star Wars serisinin yapım yılı itibariyle ilk filmi olan ‘A new hope’un ilk hali, 1977 yılında vizyona girmesinden 4 yıl önce George Lucas’ın 2 sayfalık sinopsisinde şekillendi. Lucas tarafından daha sonra geliştirilerek 14 sayfaya ulaşan ve Star Wars adını alan metnin ilk adı ise ‘Journal of the Whills’ (Whill’lerin günlükleri) adını taşıyordu.

lukestarkiller

Başlangıçta, yıldızlar arası ilişkilerin kaydını tutması öngörülen, Whill adlı bu insan üstü yaratıklar, daha sonra yerini ‘güç’ (force) kavramına bırakacak, Lucas bu değişimi şöyle açıklayacaktı:

“Aslında yapmaya çalıştığım, hikayeyi Whill adlı ölümsüzlerin ağzından anlatmaktı; muhtemelen ölümlülerden daha zeki olan bu yaratıklar, tüm yaşananlara şahitlik edecek ve olayların kaydını tutacaktı. Sonradan bu fikirden vazgeçtim; Whills de değişerek hikayedeki ‘güç’ kavramına evrimleşti.”

Senaryodaki bir diğer ilginç değişiklik ise filmin baş karakteri Luke Skywalker’ın adıyla ilgiliydi. Sinopsiste olduğu gibi, senaryonun ilk halinde de, Skywalker’ın tam adı Luke Starkiller olarak geçiyordu. Metin, serinin ilk iki üçlemesinin yapımını üstlenecek olan 20th Century Fox yapım şirketine de bu şekilde gidecek, hatta setteki çekimlerin ilk bir kaç haftasına kadar bu isim kullanılmaya devam edilecekti.

Bu isimden neden vazgeçtiğini Lucas daha sonra şu sözlerle açıklayacaktı: “Starkiller’ın (yıldız doğrayan) çok olumsuz bir çağrışımı vardı. İnsanların bu ismi Charles Manson benzeri (geçen ay ölen, ünlü seri katil) biriyle ilişkilendirmesinden çekindim”.

Efsanenin ilham kaynakları

 

Lucas 1995’te vereceği bir röportajında, Star Wars’u yazma sürecinin nasıl başladığıyla ilgili bir soruya çocukken izlediği Adventure Theater programındaki Flash Gordon adlı diziden etkilendiğini söyleyerek cevap verecekti.

 

Filmin dikkatli izleyecileri, serinin tüm filmlerinin başında yer alan, olayların öncesinin özetlendiği metnin üç boyut perspektifi içinde ve müzik eşliğinde aktığı giriş açıkça kendini gösterdiğine işaret etmiş olsa da, Lucas’ın yakın arkadaşı olan ünlü yönetmen Steven Spielberg, HBO kanalına vereceği bir röportajda söz konusu giriş jeneriğinin, filmin montajlanmadan önceki halini izledikten sonra Scarface filminin yönetmeni Brian De Palma tarafından önerildiğini savunacaktı:

“Brian kısaca şunu söyledi: ‘Bu filmi eski usül bir şekilde, bir giriş metniyle başlatmalısın. Metin aşağıdan yukarı doğru akarak senin ne anlatmaya çalıştığını, sahnede ne olup bittiğini ve efsanenin doğuşunu anlatacak. Bize o dünyayı anlatacaksın ki izleyenler filmin keyfini çıkarabilisin’. İşte meşhur giriş jeneriğinin hikayesi buydu”.

Ancak Star Wars’un tek ilham kaynağı Flash Gordon değildi. Lucas bir röportajında dünyaca ünlü Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın hayranı olduğunu ve onun ‘Seven Samurai’ ve ‘Hidden Fortress’ filmlerinden çok etkilendiğini söyleyecek, yönetmenin filmlerinin Star Wars filmindeki izleri sinema severlerin gözünden kaçmayacaktı.   

Hidden Fortress’teki karakterlerin Obi-Wan Kenobi ve Prenses Leia karakterlere ilham verdiği tahmin ediliyor.

 

Lucas’ın, başka filmlerden esinlenerek geliştirmiş olabileceği düşünülen bir diğer karakter ise, görünüş itibarıyla, Avusturyalı-Alman yönetmen Fritz Lang’ın künt filmi Metropolis’te, tüm erkekleri kendine aşık ederek toplumu çılgınlığa sürükleyecek olan dişi robotu andıran, Skywalker’ın sadık drone’u CP3O’ydu.

Darth Vader’ın doğuşu ve yükselişi

Lucas, Star Wars’un ilk metninde, serinin daha sonra kostümü ve sesiyle ikonalaşacak olan ‘yarı insan yarı makine’ karakteri Darth Vader’in, filmin sonunda ölmesini öngörüyordu. Karakterin otobiyografisi ve onu Skywalker ve ustası Obi-Wan Kenobi ile ilişkilerecek olan bağlantılar ise ancak 4. taslak metinde şekillenecekti. Senaryonun ilk taslağında ‘uzun boylu, sert çehreli bir general’ olarak tanımlanan Vader’ın, uzayın her noktasında nefes alabilmesine imkan sağlayacak olan maskesinin ve filmdeki bütçe gerektirecek fantastik karakterleri ve uzay gemilerini kağıt üzerinde tasarlayacak olan kişi ise ilüstratör Ralph McQuarrie’dı. 

Darth-Vader-Revenge-of-the-Sith-Featured-06082017

Lucas daha sonra, çizimleriyle Fox’u filmin yapımcılığını üstlenmeye ikna eden McQuarrie’nin, filme sunduğu katkının paha biçilemez olduğunu söyleyecekti.

McQuarrie’nin modelini çizmiş olduğu Darth Vader’ın kostümü, karaktere hayat verecek olan David Prowse’un üzerinde denendikten sonra sahne kostümcüsü John Mollo’nun eliyle ete kemiğe büründü, yapımı ise 1.173 dolara mal oldu. Aynı zamanda vücut geliştiricisi olan Prowse, Stanley Kubrick’in 1971 yapımı Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filminde oynadığı bodyguard FOTO rolünyle Lucas’ın dikkatini çekmişti. Kendisine Chewbacca ya da Darth Vader’ı oynama teklifi götürülen Prowse, ‘kötü adamların daha akılda kalıcı’ olduğunu düşündüğü için tercihini Vader’den yana kullandığında, film boyunca yüzünün bir maskenin ardında kalacağından habersizdi. Yüzü görünmemekle kalmayan Prowse, filmde kendi sesini de kullanmadı.

Vader’in sesi siyahi oyuncu James Earl Jones tarafından seslendirildi. 1977 yılının mart ayında stüdyoya giren Jones, kaydı yalnızca 2.5 saat içinde tamamladı.

Filmin sesçisi Ben Burtt, karakterin derinden gelen hırıltılı nefesini elde edebilmek için, satın aldığı dalış maskesiyle kendi nefes alıp verişini kaydetti ve banttaki bu kayıt, konuşmalara sonradan eklendi. Burtt ayrıca Vader’in Jones tarafından yapılan seslendirmesinin akustiğini de değiştirerek karakterin sesinin daha derinden gelmesini sağlayacak son rötuşları yaptı. 

Titiz bir ekip çalışmasının sonucunda yaratılan Darth Vader karakteri, filmde yalnızca 12 dakika görünmesine rağmen seyirciden beklenmedik ölçüde olumlu tepki aldı. Vader’in başarısının ardından Lucas, serinin çekeceği bir sonraki filmi olan The Empire Strikes Back’in merkezine koyduğu Vader’in Skywalker ile olan ilişkisine odaklandı. İkilinin kaderini birbirine bağlayacak olan fikir de bu süreçte şekillendi.

İkinci filmin, Darth Vader tarafından söylenen en can alıcı repliği ise Lucas tarafndan set ekibinden sır gibi saklanmış, çekim sırasında da kendi sesi kullanılmayan David Prowse tarafından orijinalinden farklı biçimde söylenmişti. Repliğin orijinalini yalnızca filmin yöneteni Irvin Kreshner biliyordu, Mark Hammill ise nihai çekimden yalnızca dakikalar önce öğrenmişti.

 

Orijinal üçlemede yapılan değişiklikler

Star Wars’un ikinci üçlemesinin ilk filmi The Phantom Menace, orijinal üçlmenin son filmi olan Return of the Jedi’den  16 yıl sonra çekildi; ancak yeni üçleme önceki bir dönemi anlattığı için serinin kronolojik sıralamasını değiştirdi. Bu durum, Lucas’ı filmin VHS (1997), DVD (2004) ve Blu-Ray (2011) olarak her yeniden yayınlanışında çeşitli değişiklikler yapmaya itti.

En çok değişikliğin ilk filmde yapıldığı göze çarparken, bunların çoğunu görsel efektler oluşturuyordu. Özellikle Skywalker’ın çocukluğunun geçtiği Tatooine gezegendeki Mos Eisley şehrinin sonradan çekilen filmlerdeki daha detaylı ve renkli görünen haline benzemesi için, filmin burada geçen kısımlarına pek çok yeni sahne eklendi.

 

Yeni versiyonda ayrıca, daha önce zamanın teknolojisi elverdiği ölçüde, belli belirsiz ışıklarla verilen arka planlarda daha fazla detaya girilebildi.

Senaryolar arasında tutarlılık gereği yapılan iki önemli değişiklikten biri de, serinin ikinci filminde Darth Vader’a kendisiyle ilgili sırrı verdiği sahnede hologram olarak görünen İmparator’un, sonradan çekilecek olan üçlemedeki imparator Palpatine karakterininkiyle değiştirilmesiydi.

İkincisi ise orijinal üçlemenin final sahnesinde görünen Anakin Skywalker üzerinde yapıldı. Skywalker, Jedi ustası Yoda ve Obi-Wan Kenobi ile birlikte görüldüğü söz konusu sahnenin ikinci versiyonunda genç haliyle yer aldı.

Bütün bu rötuşlarla birlikte, filmi ilk kez izleyecek olanların önce hangi üçlemeden başlaması gerektiği tartışmasıysa, ikinci üçlemenin ilk filminden bu yana tazeliğini koruyor.

Son üçlemenin ilk filmi ve Hamill’in tepkisi

2012’de Lucas, 41 yıl önce kurmuş olduğu şirketi Lucasfilm’i tüm haklarıyla birlikte 4 milyar dolar karşılığında Disney’e sattı.

Yönetmenliğini J. J. Abrahams’ın yapmış olduğu Disney yapımı ‘The Force Awakens’ 2015’te vizyona girdi. Filmde, orijinal üçlemenin başrolünü Mark Hamill’le paylaşmış olan Harrison Ford ve Carrie Fisher yan rollerde karşımıza çıkarken, Hamill, yalnızca filmin son sahnesinde, yarım dakikalığına, pelerininin kapüşonunu çıkarırken göründü ve herhangi bir şey söylemedi.

https://youtu.be/j3XZiJyePEI

 

 

Hamill filmin dünya prömiyerinde, Star Wars hayranlarını “Hepi topu bir film; eğer çocukluk anılarınızı canlandırma beklentisiyle izleyecek olursanız, kendinizi hayal kırıklığına hazırlayın” diyerek uyaracak, daha sonra kendisine senaryoyu okuduğunda ne hissettiği sorulduğunda ise mizahi bir dille ‘Kendisininki haricinde herkesin rolünü beğendiğini’ söyleyecekti.

Sosyal medyada Star Wars hayranlarını ikiye böldüğü görülen ve kimilerince olumsuz biçimde ‘Disney filmi’ olarak tanımlanan The Force Awakens, dünya genelinde 2 milyar dolar gişe hasılatı elde etti.

Yeni üçlemenin ikinci filmi ‘The Last Jedi’ ise Türkiye’de geçen perşembe vizyona girdi. 

Rian Johnson’un yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini bir önceki filmde de yer alan Daisy Ridley, John Boyega ve Adam Driver ile birlikte, orijinal üçlemenin baş rol oyuncuları Hamill ve geçen yıl hayatını kaybeden Fisher paylaşıyor.  

Üçlemenin son filminin 2019’da vizyona girmesi bekleniyor.  

 

  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus