Tahrir’in yedinci yılında Mısır’da neler değişti?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2010 yılının sonunda Tunus’ta işsiz bir üniversiteli gencin kendini yakmasıyla başlayan siyasi ve sosyal hareketliliğin en önemli durak noktalarından biri Mısır olmuştu. Mısırlılar, 29 yıllık Hüsnü Mübarek yönetimini ve ülkedeki siyasal ve toplumsal adalet eksikliğini protesto amacıyla 25 Ocak 2011 günü Tahrir’de toplanmıştı. Tahrir’de hareketin sloganı ‘Ekmek, Adalet ve Onur’ olarak ortaya konulmuştu. Daha sonra ‘Ekmek ve Özgürlük’ talepleri de öne çıktı. Milyonlarca insanın sokağa çıkışı ve çatışmalar sonucunda Mısır Devlet Başkanı Mübarek 11 Şubat 2011 günü görevini bıraktı. Modern Mısır tarihinde ilk kez siyasal yönetim tepeden değil aşağıdan insanların talepleri doğrultusunda değiştiği için Tahrir’de başlayan hareketin Mısır için tarihi bir önemi var ve bu yüzden Tahrir’e gidenler bunu devrim olarak nitelendiriyor.

1.

Mübarek görevi 11 Şubat’ta bırakmasına rağmen Mısırlılar 25 Ocak gününü Mısır devriminin yıldönümü olarak anmaya devam ediyor. Her yıl 25 Ocak günü devrimin tutulmayan sözlerini hatırlatan Mısırlılar sokağa çıkmak istiyorlar. Ancak şu an görevde bulunan asker kökenli Abdülfettah El Sisi yönetimi buna izin vermiyor.

Devrim sonrası süreç ve ilk özgür seçimin galibi: Muhammed Mursi

Son yedi yılda Mısır’da çok önemli değişiklikler yaşandı. Öncelikle, 11 Şubat 2011’de Mübarek’in düşüşünün ardından, Mısır silahlı kuvvetleri ülkenin yönetimini ele alan ve ülkeyi ilk seçimlere kadar götürecek bir Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi kurdular. 20 üyeli bu konseyin görevi ülkeyi 2012 yılında yapılacak seçimlere kadar yönetmek ve düzen içinde tutmaktı. 2012 yılının Haziran ayında, Mısır, tarihinin ilk özgür seçimlerini gerçekleştirdi. İki turlu yapılan başkanlık seçimlerinin ilk turuna katılım oranı % 46’da kalmıştı. Bunun sebebi olarak, gençlerin sandıktan uzak durması, sandığa değil sokağa güvenmeleri, devrimin tutulmayan sözleri, askeri yönetime duyulan tepki olduğu ileri sürülebilir. Yine de ilk turda siyasal İslamcı görüşü seslendiren Müslüman Kardeşler’in temsilcisi Muhammed Mursi oyların % 25’ini alarak, oyların yüzde % 24’ünü alan Mübarek’in Başbakanı olan Ahmet Şefik’le ikinci tura kaldı. İlk turun adayları İslamcılar ile laikler/elitler olmak üzere ikiye ayrılmıştı. İkinci turda ise Mısırlıların % 52’si sandığa gitti. Mursi oyların % 51.71’ini alarak Mısır’ın devlet başkanı seçildi.

2

Mursi seçildikten sonra Mısır’da Mübarek döneminden kalan siyasi ve toplumsal sorunlarla uğraşmak zorundaydı. Tahrir’e çıkanların önemli bir kısmının desteklemediği Mursi, Müslüman Kardeşler’in örgütlülüğü sayesinde seçimi kazanmıştı ancak Mısır’ın söz konusu sorunlarıyla ilgili – işsizlik, gençlerin talepleri – çözüm üretmesi gerekiyordu. Ayrıca siyasal İslamcı pozisyonundan ötürü Mısır’ın laik kesimlerinin hayat tarzı korkuları daha da önem kazanmıştı. Mursi’den yeni bir anayasa yapma, laikliğe burada yer verme, kadınların sorunları ile ilgili adım atması, işsizliğe ve ekonomik sorunlara çare bulması konularında beklenti vardı. Bu konularda ilerleme sağlayamayan Mısır’da – tersine, ülkenin en önemli gelirlerinden biri olan turizm, siyasal istikrarsızlık sebebiyle azalmıştı – durum giderek daha kötü bir hal alıyordu. Seçildikten bir yıl sonra 2013 haziranında Mursi başta Kahire olmak üzere Mısır’ın çeşitli yerlerinde sokağa dökülen kitlelerin öfkesiyle karşılaştı.

Ordu yönetimi ele alıyor

Yeniden patlayan sokak protestolarının ardından, Mısır silahlı kuvvetleri 3 Temmuz 2013 günü yönetime el koyduğunu ve Mursi’yi görevden aldığını açıkladı. Silahlı kuvvetlerin başında bulunan Abdülfettah El Sisi, yeni seçimler yapılıncaya dek, ülkeyi, başında Mısır Anayasa Mahkemesi başkanı olan Adli Mansur’un olduğu bir geçiş hükümetinin yöneteceğini açıkladı. Sisi daha sonra Haziran’da başlayan bu sokak protestoları ve sonucunda ordunun yönetime el koymasını ‘ikinci bir devrim’, ‘ilkini doğru yola sokan bir devrim’ olarak nitelendirdi.

Bir ay kadar sonra Müslüman Kardeşler taraftarları sokaklara döküldü ve orduyu protesto etti. Bu protestolarda, Mısır silahlı kuvvetleri güç kullanmaktan çekinmedi ve 1400 Müslüman Kardeşler taraftarını öldürdü. Aynı yılın sonunda ise Müslüman Kardeşler, hükümet tarafından terör örgütü ilan edildi. Ancak Müslüman Kardeşler’in terör örgütü ilan edilmesiyle beraber, ülkenin askeri yönetimi gücünü giderek arttırdı ve Mısırlı solcular ve liberaller üzerinde de baskı uygulamaya başladı. Birçok solcu, demokrat hapse atıldı. Bu süreç halen devam etmekte. Sisi’nin gücü arttıkça ve gücünü korumak istedikçe İslamcılar, solcular ve demokratlar üzerinde baskıyı kaçınılmaz görüyor.

3

8 Haziran 2014’te yapılan seçimlerde tek aday olan Abdülfettah El Sisi oyların % 96.9’unu alarak Mısır devlet başkanı oldu. Aynı yıl ve daha sonra, yönetim ülkede askerin yetkisini ve etkisini arttıran yasal düzenlemeler yaptı. Bu düzenlemeler yapılırken, Sisi ülkeye düzen ve istikrar getireceğini ileri sürerek destek talep etti. Bunu yaparken, İslamcılar ve solcular üzerindeki baskısını daha da yoğunlaştırdı. 2014 sonrasında Sisi yönetiminde siyasal özgürlükler ve haklar giderek geriledi. İnsan hakları örgütleri, Sisi yönetimini eleştiriye tabi tuttu. Tüm bunlarla beraber, 2016 yılında Sina bölgesindeki terör saldırıları ve IŞİD’in Mısır’ın bu bölgesinde güçlenmesi, canlı-bomba saldırıları ülkenin ekonomik kaynaklarını ve Sisi’nin siyasal ve toplumsal vaatlerini sekteye uğratarak sorunları daha da derinleştirdi.

Tahrir’den çok uzak: Derinleşen adaletsizlik

Mısır ekonomik olarak da giderek güç kaybetmeye devam ediyor. Mısır parası Sisi yönetimi altında sürekli değer kaybediyor. Bu ise 2011 yılında ekmek ve toplumsal adalet talepleriyle ayaklanmış olan Mısır toplumunun gündelik hayatını daha da çekilmez kılıyor. Toplumun en yoksul kesimlerinin temel ihtiyaç maddelerine ulaşması iyice zorlaşıyor. Yönetim halen ekmek yardımı yapıyor. Mısır ayrıca IMF ile anlaşarak borç aldı. Bunun karşılığında IMF’nin neoliberal reçetelerinin gerektirdikleri biliniyor. Kamu harcamalarında kısıntı ve serbest piyasa modeli. Ancak tüm bunlar Sisi yönetiminin baskıcı yöntemleriyle içiçe yol alıyor. Bu durum doğrultusunda Mısır toplumu ne siyasal adalete ne de toplumsal adalete yaklaşabiliyor.

Mısır, Mart ayının sonunda cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidecek. Sisi aday olacağını açıkladı. Ancak geçtiğimiz yıldan bu yana Sisi karşısında aday olacağını ya da olabileceğini açıklayan beş aday ya yarıştan çekildiler ya da Sisi yönetimi tarafından hapsedildiler. Mısır 2014 yılından bu yana Sisi’nin demir yumruğu altında yönetiliyor, ve devrimin taleplerinin çok uzak bir noktasında bulunuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus