Jean-Pierre Filiu: Netanyahu Suriye’deki savaşını nasıl kaybetti?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Jean-Pierre Filiu, Columbia (New York) ve Georgetown (Washington) üniversitelerinde davetli öğretim üyesi olarak ders verdikten sonra, Paris Siyasal Bilimler (Sciences-Po) Okulu’nda Çağdaş Ortadoğu Tarihi profesörlüğü yapmaktadır. 1988-2006 arasında diplomat olarak Afganistan, Lübnan, Ürdün, Suriye ve Tunus’ta görev yapan Filiu’nun 18 Şubat 2018’de Le Monde’da çıkan bu yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

JPFiliu-2013

İsrail Başbakanı 2009’dan beri iktidarda; daha önce de 1996’dan 1999’a kadar hükümet etmişti. 2011’den beri Arap dünyasını sarsmış olan demokratik başkaldırı karşısında İbrani devletinin izlediği politikanın bütün sorumluluğunu onun taşıdığı da söylenebilir. O ise sistemli bir biçimde Arap halklarına karşı diktatörlükler kartını oynadı; Suriye’deki oyuna da Esad’ın iktidarda tutulmasından yana müdahil olmuştu. Kuşkusuz daha iyisi olmadığından işleme sokulan bu stratejik tercih, İsrail’in kuzey sınırında, benzeri yaşanmamış bir güvenlik açığıyla son buldu.

Kimyasal program saplantısı

İsrail, yedi yıl öncesinde işgal ettiği Golan’ın Suriye tarafında 1974’ten beri hüküm süren sükûnetle tatmin olsa yeterdi. Esad rejimi, önce baba Hafız döneminde, sonra da 2000’den itibaren mahdum Beşar döneminde, ABD himayesiyle varılan ve BM’ye bağlı bir kuvvetin denetiminde olan ateşkese sımsıkı uymaktaydı. Beşar Esad’ın Mayıs-Haziran 2011’den itibaren dikkatleri ülkesinde büyüyen karşı çıkıştan başka tarafa çevirmek için giriştiği birkaç provokasyon, İsrail tarafından haşince cezalandırılarak statükoya dönüş sağlanmıştı. Bu kaydadeğer istikrar, Netanyahu ile hükümetini, Suriye’de bir devrimin bilinmezliğine sıçrama yerine, Esad kartına öncelik tanımaya yöneltti.
Esad-yanlısı bu yönelim, Lübnan Hizbullahı’nın Suriye diktatörlüğünden yana müdahalesiyle paradoksal bir biçimde daha da arttı. Nitekim Netanyahu, İran-yanlısı milisin Suriye’deki çatışma tarafından emilmesi neticesinde yüzünü İsrail’den çevireceğini ve bu çatışmadan hayli kan kaybederek çıkacağını zannetti. İsrail ordusu, Hizbullah’ın potansiyelini anlamlı biçimde kuvvetlendirebilecek olan, Suriye’den Lübnan’a silah nakliyatına darbeler vurmayı sürdürüyordu nasılsa. Aynı anda Netanyahu, Obama nezdinde, bir gün İsrail hava kuvvetlerine karşı kullanılabileceği gerekçesiyle Suriye’deki isyancılara yerden havaya hiçbir füze verilmemesi için başarılı girişimlerde bulunuyordu. Böylelikle “Bibi” [Netanyahu], Esad rejiminin Suriye’de mutlak hava hâkimiyetini elinde tutmasına dolaylı olarak katkıda bulundu. Bunun Suriye halkı için nasıl felaket sonuçlara yol açtığını biliyoruz.
Buna karşılık Netanyahu, Esad rejiminin kimyasal programından çok kaygı duyuyordu. Ağustos 2013’te Şam banliyösünün rejim tarafından sarin gazı bombardımanına tutulması sırasında, misilleme olarak Esad’ı vurmak yerine, o kimyasal cephaneliği dağıtma zorunluluğunu öne çıkardı. Sonunda, Vladimir Putin’in de oluru alınarak Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması çerçevesine Barack Obama da onay verdi. Bu anlaşmanın Nisan 2017’deki Han Şeyhun bombardımanı sırasında bâriz bir biçimde ihlâl edilmesi, Netanyahu’yu İsrail misillemeleri tehdidi savurmaya yöneltti. Donald Trump’ın kimyasal saldırı düzenleyen uçakların havalandıkları üsle sınırlı bir hava saldırısı kararı alması da böyle bir tırmanıştan kaçınmak içindi.

Rus serabı

Netanyahu Eylül 2015’ten itibaren Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesine daha ziyade olumlu bir tepki gösterdi. Oysa Kremlin’in Esad rejimini, hele İran’ın yayılma heveslerini gerçekten dizginleyebileceğini sanırken yanılıyordu. “Bibi”nin Putin’le yaptığı çok sayıda ikili görüşmeyle kurmuş olduğu kişisel ilişkinin niteliğini abarttığı bârizdi. Mayıs 2016’dan beri savunma bakanı olup Moldav kökenden gelmesi hasebiyle Kremlin’e sahici bir empati besleyen ve İsrail’deki Rusça konuşan seçmenler tarafından onaylanan Avigdor Liberman da aynı yanılsamaya kapılmıştı. İsrail ve Rus askerleri arasındaki çok karmaşık uzlaşmalar, her iki tarafa da orduları arasında gerginlik çıkmaksızın Suriye’de hava saldırıları yürütme imkânı veriyordu.
Bununla birlikte, Palmyra ve Halep çarpışmalarının en ön saflarında yer alan Hizbullah’ın askerî kapasitesini anlamlı biçimde artırdığı bârizdi; bu esnada ise İran, kendi topraklarıyla Akdeniz arasında benzeri görülmemiş bir bağlantı sağlama projesini sebatla hayata geçiriyordu. Esad rejimine gelince; IŞİD cihadcılarının Suriye, Ürdün ve İsrail arasındaki stratejik üçgen olan Yarmuk havzasına yerleşmesine seve seve izin veriyordu. Başka yerlerde olduğu gibi burada da, IŞİD’in karşısına çıkma azmini sadece Suriyeli devrimciler gösteriyordu; fakat Esad rejimiyle varılan uzlaşma adına Trump yönetimi tarafından yüz üstü bırakılmaları, onları kelimenin tam anlamıyla silahsız bırakmaktaydı.
Netanyahu iş işten geçtikten sonra, 2017 Yazı’nda Rus serabından ayıldığı vakit, İran ile ona bağlı milisler Suriye sahnesinde sağlam emrivâkilere gitmişlerdi. “Bibi”, Hizbullah’a zaten dayatılan kısıtlamaların üstüne, İran’ın Suriye’ye yerleşmesi hususundaki yeni “kırmızı çizgiler”e saygı göstermesi için Putin’e ne kadar çağrıda bulunursa bulunsun, Kremlin’den soğukça İsrail’in bu taleplerinin aşırı olduğu cevabını aldı. Devamını biliyoruz: İran’a ait bir insansız hava aracının İsrail topraklarına girmesi, 10 Şubat’ta, bu aracın havalanmış olduğu Palmyra yakınındaki T4 Üssü’ne bir hava saldırısına yol açtı; fakat Esad’ın hava savunmasının verdiği yoğun karşılık, bir F16’nın bizzat İsrail topraklarına düşmesine sebep oldu.
Netanyahu tarafından acil olarak aranan Putin, “tüm dünya için tehlikeli” olabilecek bir çatışmadan sakınılması gerektiğini söylemekle yetindi. Ayrıca Moskova, Suriye’deki kuvvetlerinin isabet alması durumunda karşılık vermekle tehdit ediyordu; ki bu da İsrail’i, bu sefer F16’nın düşürülmesine tepki olarak hazırlandığı ikinci bir hava saldırısı dizisini sınırlı tutmak zorunda bıraktı. Üstelik adaletle başı belada olan “Bibi”, palavradan yiğitlik tasladığıyla kaldı. İsrail’in çevre güvenliğinin böyle hissedilir biçimde zayıflamasındaki sorumluluğu yine de bâriz; çünkü Suriye savunması tarafından vurulan bir İsrail uçağı bulmak için arşivlerde 1982 yılına kadar çıkmak gerek.
İsrail’in bakış açısından bile, yanlış şekilde bir istikrar teminatı gibi algılanan Esad’ın iktidarda tutulması, çatışmanın tırmanma risklerini adamakıllı vahimleştiriyor.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus