Simon Tisdall: Doğu Guta’da ikinci Srebrenitsa yaşanıyor ve biz yine gözlerimizi kaçırıyoruz

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İngiltere’de Guardian’ın köşe yazarı, aynı zamanda gazetenin yayın yönetmen yardımcısı Simon Tisdall’ın 20 Şubat 2018’de çıkan yazısı Mert Doğruer çevirdi.

tisdall
Simon Tisdall

1995’te Bosnalı Müslümanların yaşadığı katliam, bugün Suriye’de yineleniyor

Doğu Guta, ölen her çocukla ve cezalandırılmayan her bir gaddarlık parçasıyla, Kofi Annan’ın 1945’ten beri Avrupa topraklarında işlenmiş en büyük suç olarak tanımladığı olayı giderek daha çok andırıyor. Suriye’nin Srebrenitsa’sı Doğu Guta oluyor.
1995’te Bosnalı Müslümanların etrafları kuşatıldığında yaşananlar gibi, Şam yakınlarındaki Doğu Guta da Suriye savaşının ilk günlerinden beri rejim güçleri tarafından kuşatılmış halde. Bölgeyi kontrol eden isyancı gruplar, yıllarca kayıp vermelerine rağmen buradan çıkarılamadı.
Srebrenitsa’da olduğu gibi, gıda temini ve tıbbi yardım kesilmiş durumda. BM 1993’te Srebrenitsa’yı bir “güvenli alan” olarak ilan etmişti. Ruslar geçtiğimiz yıl, sonuçsuz kalan Astana barış görüşmelerinin bir parçası olarak, doğu Guta’yı bir “gerilimi düşürme bölgesi” ilan etti.
Yine sonuç alınamadı. Bosna’da olduğu gibi, barış görüşmeleri sonuçsuz kaldıktan sonra Aralık’ta rejim bölgeye saldırdığında kimse buradaki sivil nüfusu korumaya kalkışmadı. Artık çok büyük zararlar vermeye başlayan hava saldırıları ve bombardımanları gerçekleştiren Suriye güçleri ile onların Rus destekçileri hiçbir yaptırımla karşılaşmıyor.
BM, içinde İran destekli milislerin de bulunduğu Esad yanlısı koalisyona, derhal insani bir ateşkes ilan edilmesi için neredeyse yalvardı. Ama itirazları duymazdan gelindi. Yardım kuruluşlarının bölgeye erişim ricaları da cevapsız kaldı.

Sadece hayatta kalmak istiyorlar

Hem ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin hem de Türkiye gibi bölgesel aktörlerin dikkati, yarım milyon Suriyelinin cesetleri üzerinde oynanan çok büyük bir stratejik oyunda. Amaç, fiilen belli başlı etki alanlarına bölünmüş ülkenin gelecekteki kontrolünü ele almak.
Trump yönetimi için bunun anlamı, İran’ın -sözde- Akdeniz’e bir “kara köprüsü’ kurma veya Afganistan’daki Herat’tan başlayıp Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ne dek uzanan bir ‘Şii hilali” oluşturma hedeflerini engellemek. Türkler için tek amaç Kürtlere darbe vurmak. Vladimir Putin’in tek istediğiyse güç.
Ama Doğu Guta sakinleri yalnızca hayatta kalmak istiyorlar. Savaş 2011’de başladığından beri binlerce kişinin hayatını kaybettiği alanda, son otuz altı saat içinde rekor sayıda can kaybı yaşandı. Ve buradan kaçış yok.
100’ün üstünde ölü, 500’ün üstünde yaralı var ve beş hastane bombalandı. Uygulanan şiddet çok acımasızca, çok vahşice.
Srebrenitsa’da yaklaşık 8 bin Müslüman erkek ve oğlan çocuğu birkaç gün içinde katledilmişti. 25 ila 30 bin Boşnak kadın, çocuk ve yaşlı ise tehcir edilmiş, berbat muamelelere maruz kalmıştı. Daha sonra eski Yugoslavya için kurulan uluslararası ceza mahkemesi, bu suçların soykırım olduğuna karar verdi.
Bunlar yaşanırken ise, tüm dünya geri çekildi ve General Ratko Mladiç’in Bosna Sırp ordusu ile Akrep paramiliter güçlerinin Hollandalı barış gücünü aşarak bölgeye girişini izledi. Mladiç’in yapabilecekleri, işin sonunun katliama gidebileceği uluslararası toplumda gayet iyi biliniyordu. Ama gözler kaçırıldı.

Kaç çocuğun ölmesi gerekiyor?

Doğu Guta’nın çektiği çile, 2013’te sarin gazının kullanıldığı kimyasal silah saldırısıyla da gözler önüne serildiği üzere, Srebrenitsa’ya kıyasla daha uzun sürüyor ama benzer şekilde göz ardı ediliyor. İçlerinde birçok çocuk olan siviller, burada da öldürülüyor. Ülke dahilinde silahlı güçleri olan Batılı ülkeler, buraya da müdahale etmeyi reddediyor. BM yine çaresiz; güvenlik konseyi, Rusya’nın veto gücüyle aciz bırakılıyor.
Bağımsız bir örgüt olan Tıbbi ve İnsani Yardım Kuruluşları Birliği’nden Zaydun El-Zuabi, “Burada Suriye tarihinin en kötü saldırılarından biri yaşanıyor olabilir, Halep kuşatmasının da ötesinde… Sivilleri sistematik olarak hedef alıp öldürmek savaş suçu kapsamına girer ve uluslararası toplumun bunu durdurmak için harekete geçmesi gerekiyor” diye konuştu.
Ancak en azından şimdilik, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad –tıpkı 1995’te Mladiç’in olduğu gibi- aklıselime veya dış baskılara direniyor. Esad’ın hem savaş suçları hem de insanlığa karşı suçlar işlediğine dair kanıtlar bitmek bilmiyor. Bunun ona henüz bir geri dönüşü olmadı ve Esad kimseye aldırmadan baskısını sürdürüyor.
Bugün doğu Guta’da, tıpkı 1995’te Srebrenitsa’da olduğu gibi, soykırım olarak yorumlanabilecek ağır suçlar işleniyor. Geçtiğimiz kasım ayında, Mladiç sonunda Lahey’de soykırım suçundan mahkûm oldu. Bu yargıya varılması için yirmi iki yıl geçmesi gerekti. Peki Suriye’de adaletin işlemesi için kaç çocuğun ölmesi gerekiyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus