Garry Kasparov: “Rusya’da gerçekten bir seçim yapıldığı yok”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dünya satranç tarihinin en büyük isimlerinden, dünya eski şampiyonu Garry Kasparov uzun bir süredir Rusya’daki muhalefet hareketinde aktif bir şekilde yer alıyor. Kasparov’un 13 Mart 2018’de ABD’deki neo-conların önde gelen yayınlarından Weekly Standard’da çıkan yazısını Mert Doğruer çevirdi.

download-1
Kasparov Rusya’da bir protestoda

Rusya’nın popüler lideri Vladimir Putin, 18 Mart’ta bir kez daha altı yıllık devlet başkanlığı görevine seçilecek. Bu hem net bir gerçeğin, hem de yanlışlığın ifadesi. ABD’deki siyasi tabirle, bu ifadenin gerçek anlamında hata yoktur ama ciddiye alınması mümkün değildir.
Açmazın nedeni dilin zayıflığı ve en basit kelimelerin bile manipülasyonuna izin verişimiz. Putin ve 18 Mart’taki Rusya devlet başkanlığı seçimi hakkındaki bu basit cümlede, tarih ve Putin’in adı dışında her şey yanlış.
İfadedeki kurgu ögeleri irdelemeden önce, dilerseniz Rusya’da 18 Mart’ta gerçekte neler olacağıyla başlayalım. Birçok insan oy kullanma merkezlerine gidecek ve farklı adaylara oylarını verecek. Putin ve diğer adaylar, kâğıttan pusulalarını sandıklara atarken televizyonlar tarafından kameraya alınacak ve flaşlar patlarken gülümseyecekler. Vladimir Putin rahat bir çoğunluk elde edecek, muhtemelen 2012’deki yüzde 64 civarlarında. Televizyona çıkıp Rus halkına destekleri için, devlet başkanlığını bir altı yıl daha ona bahşettikleri için şükranlarını sunacak. Rus basını, tebrik için Putin’i arayan dünya liderlerini haberleştirecek. Bu liderler arasında ABD Başkanı Trump’ın da bulunması gayet muhtemel.
Son ayrıntı biraz spekülatif oldu, kabul ediyorum; gerçi Trump, kendi seçimi için ondan çok daha fazla zaman ve çaba harcayan Putin’i aramazsa nezaketsizlik etmiş olur. Hatta Kremlin, görevdeki başkandan ziyade diğer adayları tanıtmak için çaba harcadı; çünkü morali bozulan halk, on sekiz yıldır görevde olan Putin’in hiçbir yere gitmediğinin gayet farkında, morali bozuk ve sandığa gitme konusunda isteksiz.

Gerçekte bir seçim yapıldığı yok

Ama önce, şu açılış cümlesindeki ilk yalana dönelim, yani Putin’in 18 Mart’ta seçildiği kısmına. Aslında gerçekten bir seçim yapıldığı yok. 2005’te profesyonel satrancı bırakıp Putin muhalifi Rus demokrasi hareketine katıldığımda, bana satranç deneyimimin siyasette ne kadar işe yarayacağı sorulmuştu. Onlara deneyimimin pek de işe yaramayacağını, çünkü sabit kurallar ve belirsiz sonuçlara sahip satrancın aksine, Rus siyasetinde tam tersi olduğunu söylemiştim. Bugün bu daha da doğru, kurallar Kremlin’in o gün karar verdiği şekilde işliyor, sonuçlar ise yıllar önceden biliniyor. 2010’da belirlenen alan adı “putin2018.ru”, Obama yönetiminin Rusya’yla ilişkileri düzeltmeya çalıştığı, umudunu Dimitri Medvedev liberalizasyonuna bağladığı o meşhur dönemde alınmıştı. Aynı şekilde putin2024.ru, putin2030.ru ve putin36.ru da sahiplenilmiş halde, merak ettiyseniz.
Putin bu hakka doğuştan sahip olmuş gibi hüküm sürmeye devam edecek. 18 Mart’takine seçim demek, özünde çok kıymetli olan bu kelimeye hakaret oluyor. Yine de, özgür dünyanın basın kuruluşları, Putin’in Rusyası gibi ülkelerde “seçim” yapıldığında ısrar ediyor, çünkü bunu tanımlamak için kullanabilecekleri başka bir kelime yok ve demokratik olmayan rejimlerin gayet iyi kullandıkları bir durumdur bu da. Putin’e “devlet başkanı” demek bile en hafif tabirle isabetsiz, en kötüsüyleyse rezalet bir propaganda. Sözlüğümdeki karşılığa baktığımda, devlet başkanı için “cumhuriyetle yönetilen ülkelerin seçimle başa gelmiş liderleri” yazıyor; Putin ise seçilmiş değil, kaldı ki Rusya da cumhuriyet değil. 2000’de ilk seçimi kazandığında devlet başkanı olmuş olabilir, orası tamam. Ama 2012’de, Medvedev’in dört yıl boyunca koltuğunu sıcak tutmasına izin verdikten sonra, gücünü hiç kaybetmeden, anayasaya aykırı şekilde başkanlığa döndüğünden beri, Putin’in diktatör sıfatına sahip olduğu su götürmez bir gerçek.

Şehirdeki tüm restoranlar yandıktan sonra geriye kalan tek restoran gibi

Açılış cümlemdeki diğer yalana geçelim: Putin’in Rusya’daki popülerliği. Bu mitos hakkında kaç defa konuşmaya zorlandığımı sayamıyorum bile. Yine bu da modern diktatörleri tarif etmek için dillerin yetersiz kalışıyla alakalı. Özgür dünyada siyasetçilere atfedilen “anketlerdeki oran” ve “popülerlik” gibi terimler, otoriter rejimlerde bambaşka anlamlara sahip. Putin’in “popülerliği” hakkında sorulara, şehirdeki tüm restoranlar yandıktan sonra geriye kalan tek restoranın ne kadar popüler olduğunu sorarak yanıt veriyorum.
Diktatörlerin ve izledikleri politikaların halk desteğine sahip olamayacağını da söylemiyorum tabii. On sekiz yıllık tek adamlıktan ve sürekli propagandalarda Putin’in Rusya’yı ölümcül iç ve dış düşmanlardan koruyan bir yarı tanrı olarak gösterilmesinden sonra, desteğin bu bağlamdaki karşılığını sorguluyorsunuz ama. İnternette trollerin ürettiği sahte haberler ve aptalca sosyal medya paylaşımlarıyla geçen bir yılın ertesinde, Amerika ve yere göğe sığdırılamayan medyasının yarısı boşa dövünüp durdu. Neredeyse yirmi yıl boyunca, her gün, her an yalnızca buna maruz kalan bir halkın ne durumda olabileceğini siz düşünün.
“Seçim” kelimesi de benzer bir tartışmaya neden oluyor. Özgür bir toplumda, seçim günü uzun bir demokratik sürecin doruk noktasıdır. Bu süreçte özgür medyaya adil ve rakipleriyle denk erişim sağlanır, adaylara sağlanan koşullar makuldür, halka açık tartışmalar yapılır vs. Yaklaşık yirmi yıldır, Rusya bunların hiçbirine sahip değil. 18 Mart’taki seçim adil yapılmış olsaydı Putin’in yine de kazanacağını söylemek anlamsız. Eğer Putin ve yürüttüğü politikalar gerçekten popüler olsaydı, kelimenin hakkını verseydi, Putin medyayı hâkimiyet altına almak, rakiplerini yıldırmak ve küçük büyük her seçime hile karıştırmak için bu kadar uğraşmazdı. Blogcuların yargılanması ve elinde Putin karşıtı dövizle kent meydanına çıkan yalnız bir protestocunun tutuklanması, bana kendi popülerliğine güvenen birinin yapacağı hareketler gibi gelmiyor.
Anketler ise şöyle: Kimliği belirsiz bir kişi, bir Rusu ev telefonundan arayıp Rus polis devletinin her kademesini kontrol eden kişi hakkında ne düşündüğünü sorduğunda, şevk dolu destek sözcüklerinden başka bir karşılık vermek büyük cesaret işi oluyor. Birçok cesur Rus sayesinde, koltuklarını kaybettikleri âna dek vatandaşlarının hayatlarını parmakları ucunda oynatan Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’nin elde ettiği yüzde 99’luk halk desteğine Putin henüz sahip değil.

Yeltsin dönemi

Küçük rakiplerinin bile Putin’in ülkeye canı istediği sürece hâkim olacağını kabul etmelerinden sonra, Kremlin bu yılki katılıma kafayı takmış durumda. Eğer halk, oy merkezlerine gerekli ilgiyi göstermezse, demokrasi piyesinin sürdürülmesi zorlaşacak. Bu yüzden bu yıl oy pusulalarında daha fazla rakibin görünmesine izin verildi. Önceki seçimlerin büyük kısmında, beraberinde bir komünist ve bir milliyetçi adayla seçime giren Putin, Rusya’yı ve dünyayı bu tehlikeli radikallerden koruyan ılımlı aday olarak gösterilmişti. Bu taktiğin ne kadar fazla kullanıldığını anlamak için, milliyetçi kanat adayı Vladimir Jirinovski’nin ilk adaylığını 1991’de Yeltsin karşısında açıklamış olmasından anlayabiliriz. Partisine uzun süre liderlik eden komünist Gennady Zyuganov da sonunda koltuğunu halefine devretti.

yeltsin
Boris Yeltsin

Bu komünist lider, 1996’da yalnızca demokrasi maskesine hizmet etmesi için kullanılmıyordu. O tarihte, içinde benim de bulunduğum birçok liberal, Zyuganov karşısında Boris Yeltsin’i desteklemişti, hatta Yeltsin’in seçimi kazanmak için elindeki gücü istismar edişine de göz yummuştu. Yeltsin, Rusya’nın demokratik kurumlarına geri dönüşü olmayan bir zarar verdi. Ruslar, SSCB’nin çöküşünün ertesinde hâlâ şok içindeydiler; yeni ülkemiz, artık ayyuka çıkmış yozlaşma ve ilk Çeçen savaşı sağ olsun, büyük bir batağa saplanmıştı. Ruslar, demokrasinin doğrudan daha iyi yaşam standartları sağlayacağı gibi bir yanılsama içindeydiler, oy sandıkları ATM’ymişçesine. Özgür Rus basını –evet, bir zamanlar vardı, alçak ve kaba olsalar da- Yeltsin’i eski büyük düşmanımız Amerika’nın yalakası olarak yansıtmaktan çok hoşlanıyordu. Birçok Rus, komünizme dönmenin o kadar da kötü olmayabileceğini düşünmeye başlamıştı.
Yeltsin asla sağlam biri değildi ama reformcular, liberalleşmenin halka vaat edilen yararlarının hemen elde edilemeyeceğini zaten biliyorlardı. Henüz anayasanın mürekkebi kurumamışken, kırılgan Rus devletini komünistlere teslim etmek, Rusya’nın sonunda özgür ve istikrarlı ülkeler arasına katılmasını uman herkes için dehşet verici bir düşünceydi.
Yeltsin 1996’da, ülkenin fena halde ihtiyaç duyduğu güçlü demokrasi kurumlarının oluşturulamaması pahasına kurtarıldı. Dört yıl sonra, çok daha acımasız ve anti-demokratik bir lider geldi. Putin, bu cılız kurumları büyük rahatlıkla eğip büktü. Totaliter rejimin bitmesini kutlayan Rusya’nın dokuz yıl sonra eski bir KGB yarbayını devlet başkanı seçmesi hâlâ akıl alır şey değil. İnsan özgürlüğünün kıymetini bilmeli ve kime oy verdiğine dikkat etmeli; çünkü her seçim, yapacağınız son seçim olabilir.
2012’de, Mikhail Prokhorov adlı oligark da seçim tiyatrosunu renklendirmesi için Zyuganov ve Jirinovski’ye eklendi. Hatta Prokhorov’un Putin’i üstü kapalı şekilde eleştirmesine de izin verildi. Oyların ancak yüzde 8’ini alan Prokhorov, şarlatan Jirinovski’yi bile zor geçti ve sessizce Moskova’yı terk edip Brooklyn Nets’i satın aldı.

2012 seçimleri

2012’deki devlet başkanlığı seçimi, Rusya’da Sovyetler sonrası dönemdeki en büyük siyasi protestoların gölgesinde gerçekleşti. Aralık 2011’den itibaren, yüz binlerce insan, ülkenin dondurucu sokaklarını doldurup, Putin’in düşük standartlarında bile fena halde yozlaşan meclis seçimini protesto etti. 24 Aralık’ta Moskova’nın Sakharov Caddesi’nde, muhalefet lideri Aleksey Navalny’nin deyimiyle “sahtekârlar ve hırsızlar topluluğu”nu protesto etmek için 120.000 kişi toplandı ve sayıma açıkça hile karıştırılmasına karşı duyulan öfkeyi ifade etti. “Adil Seçim İstiyoruz” ve “Putin’siz Rusya” gibi dövizler dikkat çekiyordu. Bu protestolarda, Putin destekli devlet başkanı adaylarının aksine, suçu Putin’de bulmaktan çekinmeyen konuşmacılar vardı; biri de bendim. 2005’te düzenlenmesine yardım ettiğim Muhalifler Yürüyüşü’nden beri ilk kez, halkta Kremlin’in güç hesaplarını değiştirebilecek kadar tiksinti gördüm.
“Burada isterlerse Kremlin’i veya Beyaz Saray’ı alabilecek kadar fazla insan görüyorum” dedi Navalny (Beyaz Saray’dan kastı ABD başkanlık konutu değil, bir Rus devlet binasıydı). “Ama biz barışçıl bir gücüz. Bunu yapmayacağız, şimdilik.”

rusya secimler
2012 seçim sonuçlarına hile gerekçesiyle itiraz eden Ruslar

Sonradan düşününce, bunun her riski almamız gereken bir fırsat olduğunu söylemek kolay. O gün kamp kurmuş olsaydık, insanlar bizim yeni seçim isteğimizi destekler miydi? Biz Kızıl Meydan’a yürümüş olsaydık, bir milyon Moskovalı da bize katılıp Putin’in görevi bırakmasını talep eder miydi? Bunu asla bilemeyeceğiz. Satrançta, inisiyatifi elinde bulunduran oyuncunun atak yapması gerektiğini söyleriz; çünkü aksi takdirde bu inisiyatif kaybolur ve her şey karşı atağa bağlı gelişir. Aralık 2011’de inisiyatif bizdeydi ama atak yapmadık. Putin ise aynı hataya düşmedi.
Protestolar 2012’ye de sıçradı ama artık ivme kaybedilmişti. Muhalefetin önünü kesmek için bir dizi acımasız kanun çıkarıldı. Sivil itaatsizlik suçlarında cezalar günlerden yıllara çıktı. Polis, Putin’in 7 Mayıs’taki göreve başlama töreninden bir gün sonra, Bolotnaya Meydanı’nda “Milyonların Yürüyüşü”ne sert müdahale etti. Kremlin bu yürüyüşü hemen “ülkeyi istikrarsızlaştırmak isteyen radikallerin çıkardığı isyan” olarak yansıttı. Daha sonra, her zamanki gibi yalnızca yürüyüşü düzenleyenler yerine, Bolotnaya’daki onlarca protestocu gözaltına alındı. Muhalefet liderlerinin ve ailelerinin evlerine, işyerlerine baskın düzenlendi, Sovyet döneminden beri görülmemiş siyasi gösteri duruşmaları yapıldı. Putin eldivenlerini çıkarmıştı. 2013 baharında, ben artık Rusya’ya dönersem güvenliğimin tehlikede olacağını anladım ve karımla kızıma katılıp New York’a kalıcı olarak yerleştim. Şubat 2015’te, muhalefet lideri Boris Nemtsov, Kremlin’in önünde kurşunlandı.

Önce Gürcistan, ardından Ukrayna

Otoriter liderlerin üstü kapalı ve hatta bazı durumlarda açık açık söyledikleri şey, istikrar için özgürlüklerin feda edilmesi gerektiğidir. Yüksek petrol fiyatları, Putin’in bu savını bir süre daha savunmasını sağladı, tabii Berlin Duvarı yıkılır yıkılmaz Rusya’nın liberalleşmesi yönündeki hevesini yitiren uluslararası toplum da buna katkıda bulundu. Putin, G7 tarafından denk bir üye olarak kabul edildi, vatanında demokrasiyi ve sivil toplumu ezip geçmesine rağmen. O, dünya liderleri tarafından kucaklanırken, biz Rusya’da yaşayanlar için Putin’in rejimini anti-demokratik görüp ona karşı çıkmanın ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Ağustos 2008’de komşu Gürcistan’ı işgal etmesi bile herhangi bir sansür veya yaptırım getirmedi. Putin birkaç ay sonra Obama ve Hillary Clinton’ın ilişkileri düzeltme programıyla ödüllendirildi ki bu da Ukrayna’ya yapılacak saldırıya yine göz yumulacağının habercisiydi.
Şubat 2014’te Rusya, Ukrayna’yı işgal etti ve kısa süre sonra Kırım’ı ilhak ettiğini açıkladı. Bu kez ABD ve Batı’nın geri kalanından tepki geldi ama artık Rusya çok farklı bir yerdi. Putin vatanındaki gücünü rakip tanımayacak şekilde pekiştirmişti; ayrıca orduyu, kolluk kuvvetlerini ve dünyaya tanıtmaya hazırlandığı propaganda makinesini güçlendirmişti. Enerji fiyatları çakılmıştı ve Putin’in elinden bırakmaya hiç niyeti olmadığı gücünü bir şekilde meşrulaştırması gerekiyordu. Bu yüzden, her diktatörlüğün dosttan çok düşmana ihtiyaç duyduğunda yapması gereken şeyi yaptı.
Rus medyasındaki Amerikan ve AB karşıtı adi söylem, artık yeni nefret ve ötekileştirme seviyelerine ulaştı. Bu zehirli yanlış bilgi yayımının düşük dozlarda bile ne kadar zararlı olabileceğini Amerikalılar ve Avrupalılar daha henüz görüyorlar; Ruslar ise yıllardır buna maruz kalıyor. Her televizyon kanalı, her gazete, her internet forumu ve sosyal platform bir zehir yuvası.
Ağır devlet sansürü ve resmi parti söylemlerinden oluşan eski komünist propaganda gibi değil bu seferki. (En büyük iki Sovyet gazetesi Pravda (Gerçek) ve Izvestia (Haber) hakkında bir yaygın şaka vardı: “Pravda’da haber yok, Izvestia’da gerçek yok!”) Çin’deki “Firewall Seddi” gibi yoğun işgücü gerektiren bir gerçek zamanlı sansür ve yüksek teknolojili filtreleme sistemi de değil. KGB köklerine uygun şekilde, Putin propaganda için alternatif bir gerçeklik inşa etti. Bu gerçeklik dahilindeki yüzlerce kaynak ve fikir hem doğru bilgi hem de kurgu içeriyor, ama büyük boyuttaki gerçekler gizli tutuluyor; her şeyin ötesindeyse, Putin’e verilen destek pekiştiriliyor.
Bu yöntemin en açık örneği, 17 Temmuz 2014’te Malezya Havayolları’nın 17 numaralı uçuşuna ateş açılmasına Kremlin’in verdiği yanıtta görülüyor. MH17’nin Ukrayna topraklarında, Rus kontrolündeki BUK uçaksavar füzesi tarafından düşürüldüğü kısa sürede ortaya çıktı. Eğer bu konuyla ilgili herhangi bir tereddütünüz varsa, bunun nedeni Kremlin’in propaganda makinesinin şüphe yaymaktaki başarısıdır. Bu noktada, BUK füzesinin Ukrayna sınırından içeri sokulmasıyla ilgili radyo kayıtlarından görsel tespitlere kadar her türlü veriye sahibiz.
İnkârlar ve kanıtlara karşı yapılan sert itirazlar, Rusya’nın verdiği yanıtın yalnızca küçük bir kısmıydı. MH17’ye neler olduğuyla ilgili alternatif senaryolar yazılması içinse daha büyük çaba sarf edildi. Rus medyası ve ona çalışan kurumlar tarafından onlarca ayrı komplo teorisi üretildi, bazısı BUK füzesinin Ukrayna’ya ait olduğunu iddia etti, bazısı da CIA veya İsrail’e. Bir akşam, Rus televizyon kanallarından birinde, Ukrayna’nın Su-25 savaş jetlerinden birinin bu işi nasıl kotardığıyla ilgili ciddi ciddi bir belgesel yayınlandı; başka bir kanal ise, aynı ciddiyetle, Ukrayna’nın füzelerinden birinin bu işin sorumlusu olduğunu gösteriyordu.
Yalan söylemenin sonsuz yolu vardır, gerçeğin ise yalnızca bir yolu. Günümüz propagandası bir duvar değil, bilginin insanlara ulaşmasını engelleyen bir şey değil. Bu bir akış, bizim eleştirel düşünme kabiliyetimizi bunaltan bir saldırı. Yapılmak istenen, özel bir öyküyü veya gündemi zihinlere yerleştirmek değil, şüphe yaratarak insanları gerçeğin bilinemeyeceğine ikna etmek. Ukrayna’da herhangi bir Rus gücü yok. Rusya, ABD seçimlerine müdahale etmedi. Popüler lider Vladimir Putin, 18 Mart 2018’de tekrar seçildi.
Rusya’nın seçilimsiz seçiminden sonra tekrar tekrar duyacağınız şey tam olarak bu. Bu yılın “Prokhorov modeli” alternatif adayı, televizyonlarda sıkça boy gösteren, sosyetik Ksenia Sobçak. Bayan Sobçak, kampanyasını Rusya içinden çok ülke dışında yürüttü. Putin’in eski patronu, yani eski St. Petersburg belediye başkanı Anatoli Sobçak’ın kızı olan Ksenia Sobçak’a Rusya’nın sorunları hakkında özgürce konuşma izni verildi ama –vaftiz babası olduğu iddia edilen- Putin’in kendisini eleştirmesinin önüne geçildi. Bir de Girgori Yavlinsky var. Kendisi sadık bir liberal muhalif, onlarca yıldır ipin ucuna bağlı bir kukla gibi oy pusulasına girip çıkıyor. Bu kişiler, demokrasinin antika dekorasyonları gibi. Bu piyesin devam etmesi gerekiyor.
Aleksey Navalny meşru bir muhalif lider olarak kaldı ama seçime girmesi yasaklandı. Kendisi şimdi bizim altı yıl önce yapmamız gereken şeyi, boykotu savunuyor.

İngiltere’deki son zehirleme olayı

Önceki hafta, İngiltere’deki eski bir Rus ajanının sinir gazıyla suikast edilme girişimi, bize Putin’in özgür dünyadaki insanları yalnızca zihnen değil, bedenen de zehirlemekten geri durmayacağını hatırlatıyor. Bunu neden yapıyor? Neden ölümcül yollara başvurabileceğini şimdi vurguluyor? Eh, ben bu soruyu biraz evirip çevirerek şöyle sormayı tercih ediyorum: Neden yapmasın ki? Diktatörler “neden” diye sormazlar, “neden olmasın” diye sorgularlar. Putin, FSB muhbiri Aleksander Litvinenko’yu 2006’da Londra’nın merkezinde radyoaktif bir izotopla öldürdü ve ne bedel ödedi? Üç Britanya başbakanı, Putin’i gücendirmemek ve son yıllarda Britanya’ya akan milyarlarca Rus dövizini kesmemek için soruşturmanın üstünü örtme konusunda anlaştılar. On sekiz yıl görev başında kaldıktan sonra, Putin istediği her şeyi satın alabileceğini veya güç kullanarak arzularını dayatabileceğini düşünüyor. Onu tersine ikna edecek herhangi biri var mı?
Putin bir tepki görene kadar etrafını zorlamaya devam edecek. Bunu da yalnızca Batı yapabilir, hem de halihazırda var olan yöntemlerle. Putin, onu Rusya’daki yakın arkadaşlarının önünde küçük düşürecek bir jeopolitik yenilgiyi kaldıramaz. Magnitsky Kanunu gibi hedefli yaptırımlar, çetesini Putin’e sadık kalma veya onun yurt dışındaki zenginliğine sahip olma arasında seçim yapmaya zorlayabilir. Tecrit ve caydırıcılık da işe yarayabilir; bu yöntemler, silahlı çatışmaların önüne geçilmesi konusunda muhtemelen son zamanlardaki yatıştırma eğiliminden daha çok işe yararlar. Her kabadayının yaptığı gibi, Putin de yalnızca kazanabileceğinden emin olduğu kavgalara giriyor. Tarih bize şunu söylüyor ki; er ya da geç, Putin kendi gücünden ve muhaliflerinin zayıflığından o kadar emin olacak ki, haddini aşarak belki de küresel ölçekte bir felakete neden olacak.
Rusya’nın 18 Mart’taki seçim gösterisi yalnızca ülke içi bir avuntu değil. Aynı zamanda özgür dünyada Putin’i savunanlara bir söylem gücü sağlıyor, tıpkı onay anketleri ve sahte muhalif adaylar hakkındaki sahte tartışmalar gibi. Putin’in Rusya’sında herhangi bir demokratik ilerleme veya muhalefet yok. Putin’e devlet başkanı demeyi bırakın. Onun zaferlerini tebrik etmeyi kesin. Artık Putin’in yalanları karşısında onun gerçekte kim olduğunu vurgulayarak direnmeye başlayalım.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus