Abdullah Gül’ün adaylığı muamması

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler! Abdullah Gül’ün aday olup olmayacağı meselesi hâlâ belirsizliğini koruyor. Bugün cuma namazı çıkışında açıklama yapması bekleniyordu; medya da gitti, ancak kendisi bu önemli konuların cami önünde ayaküstü konuşulmayacağını söyledi ve yarına gazetecilere randevu verdi; ama şu âna kadar saat kaçta olacağı ve nerede olacağı hakkında bir bilgi henüz yok. İddialar var, değişik spekülasyonlar var ve kimisi kesinlikle olmayacak diyor, kimisi olacak diyor, 100 bin imza toplayarak bağımsız aday olmayı düşünüyor diyenler de var. Hangisinin olacağını artık herhalde yarın öğreneceğe benziyoruz; ama biraz filmi başa saralım: Abdullah Gül’ün adaylığı meselesi nedir? Çok ilginç bir görüntü var açıkçası. Şu anda Abdullah Gül’ün adaylığını istediğini deklare eden bir Saadet Partisi vardı, bir de birkaç tane sağda solda yazan –gazeteci ya da aydın diyelim– insanların beyanı dışında Abdullah Gül’ün aday olmasını isteyen, istediğini söyleyen hemen hemen hiç kimse çıkmadı. Buna karşılık olmamasını isteyen ya da çatı adayı olmamasını isteyen çok sayıda kesim var.

Vazgeçirme çabaları

Çok ilginç bir nokta var: 24 Haziran seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ı yenme iddiasındaki kesimlerin önemli bir kısmı Abdullah Gül’e sırt çevirdi, destek vermiyor, hatta karşı tavır alıyor; ama en çok sırt çeviren, onun adaylığını en çok engellemek isteyen ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi. Başından itibaren bunu yaptı, en son çok net bir haber, HaberTürk’ün önce duyurup sonra sildiği ama birçok yerden bir şekilde doğrulandığı anlaşılan bir haber, Genelkurmay Başkanı’yla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün birlikte Abdullah Gül’e, benim de ödül aldığım o meşhur Erbakan ödülleri töreninden önce gidip onunla konuştukları haberi. Ama onun ötesinde de başka temaslar olduğunu biliyoruz; mesela Ahmet Davutoğlu’nun Abdullah Gül’le olan görüşmesinin ilk başta Abdullah Gül’ün davetiyle olduğu yazılıp çizilmişti ve Ahmet Davutoğlu’nu kendisiyle birlikte hareket etmeye çağırdığı söylenmişti; ama sonradan işin daha farklı olduğu yolunda çok daha güçlü iddialar var; Davutoğlu’nun onunla görüşüp adaylıktan vazgeçmesini istediği söyleniyor. Nitekim Davutoğlu daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında olduğunu, ama siyasete tekrar milletvekili olarak devam etmeyeceğini deklare etti.

Çatı adaylığı planı

Erdoğan’a karşı Gül, böyle bir plan ve bu planı ilk biz duyurduk ve galiba da ben duyurdum. Öteden beri bilinen plan bu, öteden beri bu hep dile getiriliyor; ama erken seçim kararı alındıktan sonra bunun ilk ifade edilmesi, benim yurtdışında, tatildeyken yaptığım bir beş dakikayı aşkın bir canlı yayında oldu ve o video çok ilgi gördü, şaşırtıcı derecede ilgi gördü; ama belli ki herkesin bir şekilde bildiği, duyduğu bir olayın dile getirilmesiydi. Ama oradaki en önemli husus şuydu: Bu, Abdullah Gül’ün kendi başına bir adaylığı değil; çok daha geniş bir çerçevede ve CHP’nin başını çektiği bir inisiyatif olarak SP’yle birlikte ama İYİ Parti’nin ve hatta HDP’nin de bir şekilde dahil olacağı bir plan olarak, bir proje olarak bunu tanımladım. O yüzden başıma gelmedik kalmadı; özellikle CHP’ye kendini yakın gören kişiler beni Abdullah Gülcülük yapmakla, CHP’ye Abdullah Gül’ü empoze etmekle vs. suçladılar, hâlâ da suçlamaya devam ediyorlar. Ben halbuki ben gazetecilik yaptım ve bunu yurtdışında olmama rağmen, birbirinden farklı CHP içinden ve dışından çok güvenilir ve birinci derecede olayı takip eden kişilerden öğrenerek, onlara doğrulatarak yaptım. Şunu çok biliyorum: Kemal Kılıçdaroğlu’nun Temel Karamollaoğlu’yla birlikte geliştirdiği bir proje bu. Kemal Kılıçdaroğlu bu projenin yani Abdullah Gül’ün adaylığının kendi partisinin içinde gerek parti teşkilatı ve gerek parti tabanında benimsenmesinin çok da kolay olmayacağını biliyordu, ama buna rağmen bunu göze aldı ve tabii seçim tarihinin çok erkene alınmasıyla bu plan büyük ölçüde zora düştü ve bu noktada, şunu bir analiz olarak söyleyeyim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi bu kadar erkene almasının en önemli nedenlerinden birisi bence Abdullah Gül’ün bu muhalefetin çatı adayı olma projesini zora sokmaktı ve nitekim öyle oldu. Olayın bir de böyle bir boyutu var.

Planı Akşener bozdu

Bazı kişiler Abdullah Gül’ün aday olmasının iyi olduğunu vs. falan yazıp söylediler; bunlar zaten değişik zamanlarda benzer pozisyonlar da almış kişiler; ama bunlar temenniydi, bizim yaptığımız bir habercilikti ve bu haberciliğin doğru olduğu ortaya çıktı. Her ne kadar Özgür Özel net bir şekilde “Hiçbir şekilde gündemimizde Abdullah Gül olmadı” açıklaması yaptıysa da, bizim haberimiz doğruydu. Nitekim Cumhuriyet gazetesi de benzer haberler yaptı. En son dün ana haber Güne Bakış’a bağlandığında Murat Sabuncu da bunun altını çizdi, “Haberimizin arkasındayız” dedi, Medyascope olarak biz de arkasındayız. Özgür Özel’in ya da başka CHP sözcülerinin yaptığı siyaset. Tabii doğrular üzerinden siyaset yapmakla temenniler üzerinden, imajlar üzerinden siyaset yapmak ayrı bir şey.
Şunu tekrar vurguluyorum: Bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun başından beri dahil olduğu ve CHP’nin yönetim kademesindeki insanların bilgisi dahilinde olan bir tasarıydı ve bu tasarının gerçekleşmesinin önünde en büyük engel Meral Akşener oldu ve Meral Akşener bu tasarıyı etkisiz hale getirdi. Kendisinin adaylığını sürdürme iddiası, onun olmadığı, İYİ Parti’nin olmadığı bir yerde –ki İYİ Parti’nin meclis seçimlerinden SP ve Demokrat Parti’yle birlikte hareket edeceği biliniyor, en azından böyle bir niyet var–, işler sarpa sardı. Bu anlamda bir tıkanıklık yaşandı. Hâlâ Meral Akşener’in bu konuda ikna edilmeye çalışıldığını duyuyorum; artık bu saatten sonra herhalde iyice zordur, ama bir diğer seçenek de Abdullah Gül’ün her şeye rağmen, çatı adayı olmadan da SP’nin desteklediği bir şekilde bağımsız bir aday olarak ortaya çıkma ihtimali –çok düşük ihtimal olsa bile– var, yarın bunu net bir şekilde göreceğiz. Ama şunu açık olarak biliyoruz artık: Erdoğan’la Abdullah Gül’ün yolları tamamen ayrılmış durumda. Birçok kişi biz bu haberleri yaptığımızda Erdoğan’la Gül arasında hiçbir fark olmadığını vs. vs. değişik şeyler söylediler, tabii bu onların görüşü; ama bütün bu itirazlar şu soruya cevap vermiyor: Neden peki Erdoğan, Abdullah Gül’ün aday olmasını engellemek istiyor? Bu çok net bir şekilde önümüzde duruyor, böyle bir çaba var; son âna kadar süren, belki hâlâ süren, yarınki yaptığı basın toplantısını da etkilemek için her iki kanattan da bir tazyik olduğunu tahmin etmek pekâlâ mümkün.

Ne yapar Abdullah Gül? Başta da söyledim, çok düşük bir ihtimalle de olsa bağımsız aday olarak çıkma durumu var. Öyle bir durumda 100 bin imzayı toplamasının çok zor olacağını sanmıyorum — hele SP örgüt olarak destek olursa zor olmaz ve Abdullah Gül’ün alacağı her oy –SP’den alacağı oyları saymazsak– aslında Erdoğan’a gitmesi söz konusu olan oylar olacak. Şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Bu olayın içinde CHP ve SP var ve onların yürüttüğü bir proje olarak gözüktü ve birtakım “liberal” isimler –ki sayıları ve etkileri iyice azalmış durumda onların– alenen Abdullah Gül’e destek verdiler. Olay bundan ibaret değil. Özellikle AKP çevresinden sesini çıkartmayan çok sayıda insanın bunu merakla beklediğini görüyorum, duyuyorum, gözlüyorum; hemen hemen herkes de biliyordur, nitekim şu âna kadar seçimle ilgili konuşulan neredeyse yegâne konu bu. Yarınki açıklamaya kadar da bu olacak; ama yarınki açıklamanın ışığında belki daha fazla Abdullah Gül’ü konuşuyor olacağız.
Eğer Abdullah Gül yarın çıkıp aday olmayacağını ilan ederse çok fazla konuşulacağını sanmıyorum; çünkü kendisi zaten siyasette çok aktif bir pozisyon almıyordu. Aday olmayacağını açıklaması durumunda iyice unutulacaktır, kenarda kalacaktır; ama adaylığını açıklaması durumunda ne olursa olsun bu yarışın esas olarak içeride ve dışarıda algısı yarışın Erdoğan ve Gül arasında olduğu olacak, yani böyle bir algı olacak. CHP henüz adayını açıklamış değil, hâlâ spekülasyonlar var, hâlâ birtakım garip garip tarifler var, “çıldırtacak aday” vs. gibi açıklamalar var, gayri siyasi açıklama diyeyim ben buna; ama hâlâ adayın açıklanmamasını da –kişisel görüşüm bu– Abdullah Gül opsiyonunun %100 bitmemiş olmasına bağlıyorum; hatta HDP’nin de Selahattin Demirtaş açıklamasını, “Parti Meclisi’nin eğilimi bu yönde, ama Merkez Yürütme Kurulu kesin açıklamayı yapacak” diye dondurmasının da bununla alâkalı olduğu kanısındayım. HDP’den zaten şu âna kadar gelen açıklamaların büyük bir kısmında, Abdullah Gül’le ilgili yapılan açıklamaların büyük bir kısmında ya sessizlik ya da pozitif bir tutum vardı.

Derdimiz gazetecilik

Çok ilginç bir olay yaşanıyor tabii burada; yine bugün söylediklerimden hareketle, yaptığım değerlendirmelerin bir yönlendirme vs. olduğunu söyleyenler çıkacaktır; ama şunu söylemek lazım: Etimiz budumuz ortada, yani benim ilk yayın, bir odadan yapılmış, 5.30 dakikalık kötü bir internet bağlantısıyla yapılmış bir periscope yayınıydı. Medyascope olarak yaptığımız yayınlarda tabii ki bir iddiamız var; ama Türkiye’de ne kadar yere ulaşabildiğimiz vs. bunların hepsi ayrı bir konu — bir de, kaldı ki en önemli husus şu: Bizim, benim ve burada çalışan tüm arkadaşlarımın gazeteci olarak perspektifimiz, kamuoyunu bilgilendirmektir; yoksa, yönlendirmek vs. hele ülkeyi yönetenlere ya da siyasetçi takımına akıl vermek vs. değil.
Bizim derdimiz öğrenebildiğimiz kadarıyla sorular sormak, öğrenebildiğimiz kadarıyla birtakım gerçekleri ve özgün yorumların olabildiğince hızı bir şekilde ve net bir şekilde kamuoyuna iletmek. Gördüğüm kadarıyla Abdullah Gül meselesi o kadar dirence rağmen, yalanlamaya rağmen muhalefet cephesinin önemli bir kesiminin ana gündemiydi, seçimin erkene alınmasıyla beraber bu daha hızlandı ve orada bu hızın önünde fren olarak Meral Akşener çıktı, Meral Akşener’in ısrarı çıktı ve şu anda bu olay yatışmışa benziyor; ama yine de yarın Abdullah Gül’ü beklemek gerekir.

Gülsüz seçim yarışı

Peki, Abdullah Gül’ün olmayacağı bir seçim yarışı nasıl olur? Bunu artık haftaya konuşmak daha gerçekçi olur. CHP’nin adayı da o hepimizi şaşırtacak ve özellikle Erdoğan’ı çıldırtacak aday da ortaya çıkmış olur, Meral Akşener zaten belli. Bağımsız adayların çıkma ihtimali giderek azalıyor, beş gün içerisinde 100 bin imza bulmak ve YSK temsilciliklerine gitmek gibi dayatmalarla –ki bugün Levent Gültekin İrfan Bozan’a burada, stüdyoda, kendisinin bu imza toplama işine girmeyeceğini söyledi, başkaları da böyle yapacaktır–, adaylar da iyice netleşmiş olur o zaman konuşuruz; ama şu haliyle görüldüğü kadarıyla Erdoğan’ı seçtirmeme konusunda kararlı olduğu düşünülen kesimlerine Erdoğan’ı nasıl seçtirmeyecekleri konusunda çok net bir cevapları henüz belirmiş değil, Meral Akşener’in bir iddiası var, kendisi bunu yapabileceğini söylüyor. Yapabilecek mi bunu göreceğiz. Daha önce, yurtdışındayken yaptığım değerlendirmede İYİ Parti hakkındaki kanaatlerimi söylemiştim, tekrarlamak istemiyorum.
Ben açıkçası çok büyük bir patlama yapabilecekleri kanısında değilim, daha doğrusu şöyle söyleyelim: CHP’yi, belki Kılıçdaroğlu’nu ya da CHP’nin adayını geçebilir, ama Erdoğan’ı zorlayacak bir çıkış sergileyebilir mi? Açıkçası çok emin değilim; ama bunu haftaya tartışmak üzere şimdilik bu kadar diyelim. Abdullah Gül’ün yarınki basın toplantısı eğer gerçekten yaşanacaksa oraya gitmek istiyorum ve o açıklamadan sonra da oradan belki bir yayın da yapmaya çalışırım.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus