Almanya’daki Türkiye kökenliler arasında, Türkiye’ye aidiyet hissi artıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Alman Süddeutsche Zeitung gazetesindeki haberden çevirip yayına hazırlayan: Ekin Bayur

Almanya’daki Türkler için Türkiye’nin önemi son birkaç yıldır artıyor. Her geçen gün, Almanya’da yaşayan ikinci kuşak Türkiye kökenli, ebeveyninin ülkesini kendi vatanı olarak görüyor. Almanya’nın Essen kentindeki Türk Çalışmaları ve Entegrasyon Araştırmaları Merkezi (ZfTI) tarafından yapılan bir araştırma da bunu kanıtlar nitelikte.
Araştırmanın sonuçlarına göre; Türkler’in yarısından fazlası sadece Türkiye’yi vatanları olarak görürken, sadece yüzde 17’si Almanya’yı vatan olarak görmekte. Yaklaşık yüzde 30 ise iki ülkeyi de vatan olarak kabul ediyor.
2017 verileri, geçtiğimiz yıllara kıyasla Türkiye’yi, aile kökenleri ve kültürel olarak, tek vatanı olarak gören Türk sayısının 2011 yılından bu yana önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Veriler, Almanya veya her iki ülkeyi de vatan olarak görenlerin sayısı gittikçe azaldığını gösteriyor.
Aynı zamanda, yarısı Alman vatandaşı olmasına rağmen, Türklerin büyük bir çoğunluğu kendini hala Türkiye’ye ait hissettiğini belirtiyor. Araştırmaya göre ankete katılanların yüzde 61’i Türkiye’ye aidiyetlerini “çok güçlü” olarak tanımlarken yüzde 28 “oldukça güçlü” olarak görüyor. Bununla birlikte cevaplayanlardan yaklaşık yüzde 37’si kendilerini Almanya’ya “çok güçlü” bir şekilde ait hissederken yüzde 43’ten fazlası da bu aidiyeti “oldukça” olarak tanımlıyor. Vatana bağlılığın aksine “aidiyet duygusu” gerçek yaşam koşullarıyla ilgili.
Kuzey Ren Vestfalya eyaletinden 1000 ve Almanya’nın geri kalanından 1000 kişi ile yapılan araştırma, aynı zamanda araştırmayı da yürüten Hacı Halil Uslucan’a göre “Türk kökenli bireylerin büyük bir çoğunluğunun iki ülkeye de ait hissettiklerini” gösteriyor ve bunun Alman Futbol Federasyonu ile yaşadığı sorunlara rağmen Mesut Özil için de geçerli olduğunu düşünüyor. Özil, Alman Milli Takımı’nda da Türk Milli Takımı’nda da oynayabilirdi, ancak Alman Milli Takımı’nı seçmişti ve Türk taraftarların tepkisini görmüştü. (Özil 2007’de Türk vatandaşlığından çıktı. Şu an sadece Alman vatandaşı.)
Araştırmanın yazarı Martina Sauer, ankete katılanların dörtte birinin “iki kültürlü bir konuma” sahip olduğunu, ülkeye göç etmiş olan ilk kuşakta bunun üçte bir olduğunu belirtti. Çoğunluk kültürünün yanı sıra, Türk toplumuna da eşit ölçüde bağlılar.
Durum bu nedenle görünenden daha karmaşık. Türkiye’ye güçlü bir yönelim, muhafazakâr milliyetçi parti AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Türk halkının yüksek derecede desteği de görünüşe göre entegrasyona yönelik bir isteksizliğin kanıtı değil.
Sauer çalışmasında bu gelişmelerin nedeni olarak özellikle yeni nesillerle ilgili birkaç faktörden bahsediyor. Türk kökenli ve dindar Müslüman birçok insan topluma hala kabul edilmeyip, aksine ayrımcılığa uğruyor.
Bu durum, Almanya’daki Türkler’i, her zaman onların çıkarlarını koruduğunu vurgulayan Türk hükümetine yakınlaştırdı ve hükümet bu süreçte Türkiye’ye milli aidiyetin Almanya’daki Türkler için çok önemli olduğu fikrini destekledi ve yaydı.
Türkiye’ye yönelim, Almanya’dan uzaklaşma anlamına gelmiyor. Bununla birlikte birçoğu topluma dâhil edilmediğini düşünüyor, dışlanmış hissediyor ve farklı olduklarının kendilerine hissettirildiğini düşünüyor. Özellikle yeni nesilin iyi eğitimli ve entegre olmuş kesimi sık sık ayrımcılığa uğradığını hissediyor. Son olarak, bu kesim ekonomik beklentilerin eksikliğinden şikâyet ediyor. Kendilerini bütünleşmiş hissettikleri Almanya, onları reddediyor gibi görünüyor.
Martina Sauer, Türkler’in ekonomik beklentilerini geliştirmeyi ve bu insanların iki kültüre ve ülkeye de ait hissetmelerinin kabul edilmesini önermekte. Kökenine yönelme ve o ülkeye ilginin “bütünleşme isteği eksikliği veya Almanya’ya bağlılığın az olması gibi yorumlanmaması gerektiğini” yazan Sauer, “göçmenlerin özel konumları ve farklılıklar onların Alman toplumunun doğal bir bileşeni olarak anlaşılmasını engellememelidir; bu da göçmenlerin ev sahibi ülkeye bir “vatan sevgisi” hissetmesini sağlayabilir.” diyor. Ne var ki ev sahibi ülke ne seviyede bir kültürel farklılığı kabul etmeli sorusu cevapsız kalıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus