İSTANBUL (Medyascope) – Sağduyu’nun bu bölümünde Tarık Çelenk’in konuğu Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün oldu. Düzgün, İslam düşünce geleneğinde Tanrı merkezli ve insan merkezli evren tasavvurları arasındaki gerilimi değerlendirdi.
Allah insana özgür irade verdi mi? Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün, Tanrı merkezli ve insan merkezli evren tasavvuru arasındaki tartışmayı değerlendirdi. Düzgün, temel sorunun “Tanrı merkezli mi yoksa insanı merkeze alan bir evren tasavvuru mu?” olduğunu belirterek, farklı dini ve felsefi geleneklerin bu dengeyi kurmakta zorlandığını söyledi.
Allah ile alem arasındaki ilişkinin bir türlü düzene oturtulamadığını ifade eden Düzgün, “Ya Allah’ın kudretini koruyacağız diye insanın özgürlüğünü törpüledik (Eş’arilik) ya da Allah’ın insan ve evren için en iyi olanı yaratma zorunluluğunu savunduk (Mu’tezile) ve bu da Allah’ın kudreti hakkında eleştirilere yol açtı. Maturidilik ise Eş’arilik ve Mu’tezile arasında uzlaşma arayışındadır ancak insanın özgür iradesini vurgular” dedi.

Dinin ve Allah’ın konuşulduğu yerde, insan unsurunun mutlaka dahil olması gerektiğini ifade eden Düzgün, “Kant’ın metafiziğe itirazının sebebi de insan unsurunun teolojiden çıkarılmasıdır” dedi.
Bugün konuşulan metafiziğin İçkin Metafizik olduğunu belirten Düzgün, şunları söyledi:
“Aşkın metafizikte Tanrı, insanın ötesinde ve aşkın bir varlık olarak düşünülür. İnsan sınırlı bir varlık olduğu için Tanrı’nın zatı hakkında doğrudan konuşamayacağını kabul eder. Bu nedenle klasik İslam düşüncesinde, özellikle Ebu Hamid el-Gazali, İbn Sina ve Muhyiddin İbnü’l-Arabi gibi isimlerde Tanrı’nın zatından çok sıfatları, isimleri ve tecellileri üzerinden konuşulur. Yani insan, Tanrı’yı ancak dünyadaki yansımaları ve tecellileri aracılığıyla anlayabilir; zatını tam olarak kavrayamaz. Bu yaklaşım, insanın kendi sınırlılığını kabul eden bir metafizik anlayışıdır. Bugünkü içkin metafizik ise farklı bir noktadan hareket eder. Buna göre Tanrı hakkında konuşmak aynı zamanda insan hakkında konuşmaktır. Çünkü Tanrı fikri, insanın kendi varoluşunu, bilincini ve deneyimini anlamasının bir yolu hâline gelir. Böylece aşkın metafizikte hissedilen ‘sınırlılık’, insanın kendisine yönelmesiyle birlikte bir tür ‘sınırsızlık deneyimine’ dönüşür. Yani modern içkin metafizik, Tanrı’yı insan deneyiminin dışında değil, insanın içinde ve insanla birlikte düşünmeye yönelir.”








