Anarşist coğrafyacı Simon Springer: “Baş işlevi eşitsizlikler yaratmak olan neoliberalizme artık bir ‘fuck/s.ktir git!’ deme zamanı”

Afişi tıpatıp bir hard rock grubunun turne afişine benziyor. Her ne kadar Simon Springer bu müzik tarzının fanı olsa bile, yaz öncesindeki Avrupa turnesinde uğradığı 28 yere, konser vermeye gitmemiş; son çalışması “Anarşist Bir Coğrafya İçin” (Pour une géographie anarchiste, Ed. Lux, 2018) üzerine konferanslar söz konusu. 2012’den beri Kanada’daki Victoria Üniversitesi’nde profesör olan Springer, önümüzdeki eylül ayında Avustralya’daki Newcastle Üniversitesi bünyesine katılıyor. Anarşist düşünce ve Kamboçya konularında uzman bir radikal coğrafyacı olan Springer, aynı zamanda ate, vegan, barış yanlısı, “straight edge” (psikotrop maddelerin tüketilmesine karşı olan punk alt-kültürü) ve “süper-baba”. Bu gündelik yaşam eylemcisi, Libération gazetesindeki söyleşisinde, her tür hükmetme ilişkisinin önüne set çekmek maksadıyla adım adım verilen bir mücadelenin gerekliliğinde ısrar ediyor.

Springer ile Maïté Darnault’nun yaptığı ve 20 Ağustos 2018’de yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Simon Springer

Anarşist bir coğrafya nedir?

Yaşamlarımızı düzenleyen hiyerarşi ve hükmetme sistemleri önce bize bir öğretilir. Anarşist olmak, bu öğretilenleri kafanızdan çıkarmaktır. Çok sayıda anarşist değeri içselleştirmiş olan üç çocuğum var. En büyük öğretmenim onlar. Coğrafya çok geniş bir alan; fizikî coğrafyadan beşerî coğrafyaya uzanıyor.

Hem coğrafya hem anarşizm kaynakları olan Elisée Reclus ve Pierre Kropotkin’e dönüp bakarsak, açık bir ayrım yoktur. Britanyalı bir radikal coğrafyacı, Doreen Massey’ye göre coğrafya tarihi anlatır, tarihleri anlatır. Derlenmiş bütün tarihleri düşünmek söz konusudur; üstelik sadece insanı merkez alan bir bakış açısıyla da değil. Bunun içine hayvanların tarihi de, bitkilerin tarihi de, Yeryüzü’nü bugün ne ise o hale getiren tüm ara bağlantıların tarihi de girer.

Mekân genel olarak değil, çoğul olarak, fakat özel biçimleriyle tasarlanır. Doreen Massey, yerlerin takımyıldızlar oluşturduğunu düşünüyor; tecrübe ettiğimiz ara bağlantıların bir iskeleti gibi. Toplumsal, siyasal ve ekonomik ilişkilerin bu bütünü sürekli evrim halindedir. Bir büyük tarih vardır, bir de ufak tarihlerin işlendiği kanaviçe. Hiçbir şey donmuş, tamamına ermiş değildir.

Anarşizm ve onun fikirleri, mekânla ve herkesin tarihleriyle ilişkimizi yeniden düşünmeye ne bakımdan imkân sağlıyor?

Anarşizm bir dünyada-olma tarzıdır; bir özgürlük meselesidir; âzâde olma meselesidir. Bir hiyerarşi biçimi çıkar çıkmaz, eleştirel bir tavır alınması gerekir; sadece insanların kendi aralarındaki ilişkiler konusunda da değil. Aydınlanmacılar’ın düşüncesi, insanı uzun süre türler evriminin zirvesinde konumlandırdı. 19. yüzyıldan itibaren Kropotkin ve Reclus için ise, insana doğru yerini vermek söz konusudur: Üstün bir yer değil, sadece diğer canlı türleriyle yan yana yaşayan bir canlının yerini. Kropotkin, tüm evrim ölçeğinde karşılıklılığı, işbirliğini, paylaşımı düşünüyordu. Lüzumlu bir yarış gibi ve bir türün bir diğeri üzerinde egemenliği gibi yorumlanan Darwinciliğe karşı çıkmak maksadıyla, Darwin düşüncesinin bir yüzünün de canlı varlıklar arasındaki birbirine bağımlılığı öne çıkardığını vurgular. Evrim süreci buna bağlıdır: Bazı türler sadece diğerleriyle aralarındaki bağlar sayesinde var kalmaktadır. Bu yaklaşım, Darwin’in okunmasını, varsa yoksa yarışmak yerine işbirliğine doğru yönelterek, var kalma mefhumunu tekrar düşünme olanağı verir. Anarşizm aynı zamanda bir gönüllü birleşme ve doğrudan eylem meselesidir de. İlki seçime, özgür iradeye bağlıdır; ikincisi ise bunun sonucudur: Şayet biz bunu yapmak istiyorsak, yaşamlarımızı tekrar düşünmek için, seçilmiş liderlerin, bir avangardın, başka birinin iznine ihtiyacımız yoktur. Doreen Massey’ye göre, arzularımızı, ilgi alanlarımızı ve ihtiyaçlarımızı daha iyi karşılasınlar diye tarihe, tarihlere etki etmek söz konusudur.

Bu düşünce hangi bakımdan güncel olabilir?

Irkçı baskı, devlet şiddeti, kapitalizmin şiddeti: Hiyerarşilerin getirdiği şiddet biçimleri bugün çoğalıyor ve kalıcılaşıyor. Anarşizm ilk başındaki Proudhonculuktan çok daha geniş kapsamlıdır. Sadece devletin ve mülkiyetin temelinin sorgulanması değil; türler, cinsiyetler, ırklar ve türler bakımından bütün hükmetme biçimlerinin temelinin sorgulanması söz konusudur. Anarşizm daha geniş kapsamlı bir başka hayal gücünün şekillendirilmesine katkıda bulunmalıdır; varlıklara etiketler yapıştırmaktan ziyade, onlar arasındaki bağlantıları öne çıkarmalıdır.

“Fuck neoliberalism” başlıklı bir yergi yazdınız, “neoliberalizmi defedelim” demek bu…

Bir an geldiğinde, sadece «fuck it !» [«has…tir !», ndlr] demek gerek. Zira piyasanın kimilerine avantaj sağlarken kimi diğerlerini dezavantajlı duruma sokması olgusunu biz ne kadar ayrıntısıyla araştırırsak araştıralım, çok sayıda kişi, bu kendilerini ilgilendirmiyormuş gibi hissetmeye devam edecek. Dolayısıyla dur demek ve eğilimi tersine çevirmeye uğraşmak gerek. Kapitalizm hükmetme üzerine kuruludur; baş işlevi eşitsizlikler üretmektir. Bu sistemde, bazıları başarır, ötekiler arkada kalır. Akademisyenler olarak, falan yere ya da filan ahaliye yaptığı kötülükleri kınamak için daha kaç makale yazmamız gerekecek?

Lafı dolandırmak yerine, meseleye dikkat çekmek için bir kışkırtma bu. Kariyerimde yazdığım, en çok okunan metnim bu. Derinlemesine anarşist bir mesaj taşıyor. Oysa üniversite dünyasından bu makaleye gelen cevap kitleselce olumlu oldu. Belki de “anarşizm” terimi hiç belirmediği için. Gündelik yaşamda anarşist ilkelerle bütünleşmiş kimselerin çoğu bunu ille de böyle teşhis etmiyorlar. İşbirliği, karşılıklılık, birbirine yardım… bunları herkes her gün dostlarıyla, ailesiyle uyguluyor. İmece usûlü bir bahçe başlatmak, öğretmenlerine karşı eleştirel kalmak, neoliberalizmle atbaşı giden bireyciliği sorgulamak… topluluk yaşamındaki bir etik biçiminin parçası bunlar. Sistemi sürdürme suçu hepimizin — ben de dahil. Neoliberalizmin temel direklerinden biri, birey üzerine odaklanma iradesidir ; bir toplumsal Darwincilik biçimine yol açar bu : «herkes herkese karşı»dır, « gemisini kurtaran kaptan»dır.

Gündelik yaşamdaki bir eylemcilikten bahsediyorsunuz. Nedir o?

Eylemcilik, polise girişmeye hazır halde yürüyüş kafilesinin başında durmakla özetlenemez. Çok gündelik hareketlerden geçer; komşunuza bir öğleden sonra çocuklarına bakmayı teklif etmek de olabilir. Victoria’da, evsizler için giysiler ören bir “radikal nineler” grubu var. Komşularını daha iyi tanımak, bir kişinin karşıdan karşıya geçmesine yardım etmek, gözlerimizi telefonlardan kaldırmak ya da kulaklığı kapatmak ve otobüste ya da sokakta insanlarla konuşmak: Bu çok basit şeyler terazinin öteki kefesini kaldırır, neoliberalizmin ürettiği bireyciliği kısadevreye uğratmayı mümkün kılar. Eğer G20’ye karşı protesto gösterisine katılmak içinizden geliyorsa ne âlâ, ama kolektif şekilde gündelik yaşamda da harekete geçmek gerek.

İnsanların göçmenler üzerine görüşlerini değiştirtmenin en iyi yollarından biri, onları bir Suriyeli aileyle tanıştırmak, aralarında bir ilişki başlatmaktır. Durumlarının yakınına varmak, mültecileri tekrar insan görmenin yolu olabilir. Bu ilişkiyi başlatacak bir mekâna, nefret söylemlerinden âzâde, içerici bir yere sahip olmak gerektir. Anarşizm milliyetçiliğe karşı çıkarak, “milliyetçi olmama”yı düşünmeye, tensel tepkilerin ötesine bakmaya, meşgalelerimizin çemberini ve ötekiye ilgi gösterme, bütün insanlıkla ilgilenme kapasitemizi genişletmeye teşvik eder.

Bu ethos (değer sistemi) kurumsal şiddete karşı mücadele imkânı da veriyor mu?

Kendimi barışçı telakki ediyorum; ama insanların karşı çıkmaması, mücadele etmemesi, kendini savunmaması anlamına gelmez bu. Benim için anarşizm, temel olarak şiddet-karşıtıdır — muayyen sayıda anarşist bu konuda aynı düşünmez. Kurallardan ve zorlamadan oluşan bir sistem kendiliğinden şedittir. Devlet bu şiddetin tekelini elinde tutma iddiasındadır. Eylemci, anarşist grupları –ya da her kimse– devlete karşı çıktığı zaman, bunu şiddet diye adlandırmak bir dil istismarıdır. Muhalefeti itibarsızlaştırmak için iktidarın başvurduğu bir yoldur bu. Madem devlet şiddetin tekelini üstleniyor, onu bu anlamıyla kabul edelim. Şiddet tiksindiricidir, bunun tekelini mi istiyorsunuz? Alabilirsiniz bunu. Ama o zaman bizim cevabımızı “şiddet” diye adlandırmayın. Bir anarşistin, bir eylemcinin hedefi, hükmetmek, zorlamak değildir; kendine karşı dürüstlüğünü korumaktır, daha fazla özgür, daha iyi bir toplum yaratmaktır. Kendini savunmak şiddet değildir.

Kara Blok (Black Bloc) bir şekilde şiddet uygulamıyor mu size göre?

Her Kara Blok verili bir bağlamda çok sayıda nedenle harekete geçebilir. Ama genel olarak, hedefinin şiddet olduğuna inanmıyorum. Kara Blok’un yüzünü gizlemesinin baş nedeni, bireysel çıkarların söz konusu olmamasındandır; kolektif bir harekettir bu. Medya çoğunlukla Kara Blok’tan “şiddet” anlamında bahseder, oysa öncelikle bir direniş, kendini savunma biçimidir bu; sadece o anda Kara Blok’u oluşturan bireylerin değil, topluluğun ve üzerinde yaşadığımız gezegenin kendini savunmasıdır. Kırıldıktan hemen sonra yenisi takılacak bir cam nedir ki bir banka için? Kara Bloklar’ın şiddetini kınamak, hükmetmeye, zorlamaya, güçlü bir azınlığın mülkiyetini muhafaza için bazı bireylerin özgürlüğünü ortadan kaldırmaya, polisin şiddetini gizlemeye imkân vermektedir.

Kara Blok: Siyah giyen, otonom küçük gruplar halinde hareket eden protesto gruplarının adıdır. Kara Blok`un bir çeşit uluslararası organizasyon olarak düşünülmesi sıkça yapılan bir hatadır; oysa kara blok, göstericilerin kullandığı herhangi bir taktikten fazlası değildir. Farklı amaca hizmete eden birçok kara blok bulunabilir ama genelde bunlar anarşist, anti-kapitalist, anti-faşist ve küreselleşme karşıtı gruplardır. Siyah giymelerinden dolayı kara blok olarak adlandırılmışlardır. Ayrıca birçoğu deşifre olmaktan kaçmak, göz yaşartıcı sprey ve biber gazından korunmak için maske takar.  (Çevirenin notu)

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

En Yeniler

Haftanın en popüler içerikleri