Rand Corporation raporu: “Rusya, Türkiye’nin Batı ile arasını açmak için sistemli medya operasyonları düzenledi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Rand Corporation’ın Amerikan ordusu tarafından desteklenen Ordu Araştırmaları Bölümü’nün (Rand Army Research Division) hazırladığı bir raporda, Rus medyasının Türkiye’nin ABD ve Avrupa ile kurduğu güvenlik ve siyasi işbirliğini zayıflatmaya dönük faaliyetleri inceleniyor. Rusya’nın medyası aracılığı ile kendi dış politika hedefleri çerçevesinde, Türkiye’nin iç politika gelişmelerine etki etmeye ve Ankara’yı “daha itaatkâr bir ortak” haline getirmeye çalıştığı belirtilen raporda, -belirsizlik durumlarının etkisini artırmak, uydurma haberler yaymak ve aynı konuda birbiriyle çelişen haberler yapmak gibi- kullanılan propaganda yöntemleri örneklerle aktarılıyor.

Rand, ABD hükümetinin, NATO’nun ve bağımsız medya izleme kuruluşlarının, hem Moskova’nın Türkiye içinde ve dışında bu amaçla yürüttüğü medya faaliyetlerini hem de Ankara’nın bağımsız medyayı tümden tasfiye edip, yerine Ruslarınkine benzer bir propaganda organı inşa etme çabalarını dikkatle izlemesi gerektiğini vurguluyor. Buna göre, TRT World Rusya’nın Russia Today (RT) adlı yayın organının, Anadolu Ajansı da Rusya’nın resmi ajansı TASS’ın bir benzeri olma yolunda. Nitekim, Mart 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in TASS ile Anadolu Ajansı arasında işbirliği anlaşması imzaladığı da hatırlatılıyor.

Katherine Costello  imzalı raporda, söz konusu dezenformasyon ve propaganda faaliyetleri kapsamında Rus medyasının şu üç olay ertesindeki haberleri incelenmiş:

  1. Kasım 2015’te Rus savaş uçağının düşürülmesi
  2. Temmuz 2016’daki darbe girişimi
  3. Aralık 2016’da Rus Büyükelçisi’nin suikast sonucu öldürülmesi

 

Özetle aktarıyoruz:

Uçak düşürme olayı ve muğlaklığı fırsat bilen propaganda

24 Kasım 2015’teki uçak düşürme olayı ertesinde, belirsizlik durumunun etkisini artırmak amacıyla, Rus medyasında Türkiye ve siyasi liderleri, IŞİD’e kaynak sağlayacak şekilde yasadışı petrol ticareti yaparak terör destekçileri olarak resmedildi. Daha önce hem Türk hem Batı medyasında Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığı, yabancı militanların topraklarından Suriye’ye geçişlerini ve IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasını engellemediği, IŞİD bölgesindeki petrol ticaretinde yer aldığı iddiaları üzerinden sorgulanmıştı. Ama Nisan 2015’te ABD Kongresi’nin bir raporunda, IŞİD’in Türkiye üzerinden petrol kaçakçılığı yapmakla beraber Türk hükümetinin bununla mücadelesinin zorlukları ve nihayetinde 2014’ten itibaren bu ağları dağıtmaya başladığı kaydedilmişti. Rus medyası ise, uçak düşürülmesi ertesinde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesini bu meseleyle ilişkilendirecek şekilde konuyu ele aldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, “Terör destekçileri bizi sırtımızdan bıçakladı” diyerek meseleyi kişisel bir düzleme çekti. Rusya uçak düşürme olayına, Suriye’deki hava sistemini güçlendirerek, Türkiye ve Suriye’de çeşitli güç gösterilerine girişerek, turizmi sınırlandırmak, tarım mahsüllerine ambargo koymak, Türk Akımı projesini durdurmak gibi Türk ekonomisine zarar verecek tedbirlerle karşılık verdi. Rus medyası da Rusya’yı yüceltip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alarak, Türkiye ve NATO üyeliğinin güvenilirliğini sorgulayan yayınlara ağırlık verdi. Duygusal ifadelere başvurmak, alay etmek, kanıtsız suçlamalar yöneltmek, bağlamından koparılmış iddialar, açıklamalar ve görsellerle yorumlarda bulunmak gibi dezenformasyon taktiklerini kullandı. Örneklerden biri, RT’de yayınlanan “Ankara’nın IŞİD’le Petrol İşi” başlıklı haber.

Darbe girişimi ve komplo teorileri

15 Temmuz’daki darbe girişimi ertesinde ise, Rus medyası ABD karşıtı komplo teorilerini ve dezenformasyonu devreye soktu. Türkiye’de ve yurtdışında insanların henüz ne olup bittiğini anlayamadığı, neye inanacaklarını bilemedikleri bir ortamda yaygınlaştırılan bu uydurma bilgiler ve komplo teorileriyle bir yandan darbe girişimin ardında ABD’nin olduğu, bir yandan da ABD’nin Türkiye-Rusya yakınlaşmasını baltalamak istediği algısı yaratılmak istendi. Kullanılan yöntemler ise, sahte imzalarla haber yapmak ve yetkinliği kuşkulu kişilerin iddialarına uzman görüşü gibi analizlerde yer vermek. Örneğin Rus Haber Ajansı TASS, 21 Temmuz 2016 tarihinde Rusya’nın Türkiye’yi darbe konusunda uyardığına dair bir haber yayınladı.  Sputnik ise, aynı haberi ismini vermediği İranlı kaynaklara dayandırarak verdi.

“Putin’in özel temsilcisi” sıfatıyla tanıtılan Rus siyaset bilimci Aleksandr Dugin de darbeden bir gün önce askeri üslerdeki “olağandışı hareketlilik” konusunda Türk yetkilileri uyararak bizzat kendisinin Türkiye’yi darbeden kurtardığına dair açıklamalar yaptı.

Rus Büyükelçi’ye suikast ve algı yönetimi

19 Aralık 2016’daki Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov’a yönelik suikastin ertesinde ise Rus medyası bu kez birbiriyle çelişen çok sayıda anlatımla, bu olaydan hem Gülen Cemaati’nin hem İslamcı teröristlerin hem de Batılı güçlerin fayda sağlayabileceğine dair algı yaratmayı hedefledi. Bu tür haberler, suçlamaları özellikle Türk polisi ve güvenlik güçlerinden uzaklaştıracak şekilde ve her biri başka bir okur kitlesine yönelik alternatif açıklamalarla verildi. Bu farklı anlatılar, Rus hükümetinin bu suikaste rağmen Türkiye ile yakınlaşmayı sürdürme kararını destekleyecek şekilde, olayın iki ülke arasındaki ilişkileri baltalamak isteyenlerin işi olarak görülmesine hizmet etti. Nitekim RT’de yayınlanan “Türkiye’nin ‘Saraybosna Anı’ndan kim çıkar sağlıyor” başlıklı makale, yukarıda sıraladığımız birbiriyle çelişkili yorumları içermesi bakımından iyi bir örnek.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus