Oslo Anlaşması’nın 25. yıldönümünde Ortadoğu’da ne barış var ne de halklar barışa yakın

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tam 25 yıl önce, 13 Eylül 1993’te İsrail Başbakanı İzak Rabin ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat, ABD Başkanı Bill Clinton eşliğinde Beyaz Saray’da el sıkışarak Oslo Anlaşması’nı imzaladı. Haber dünya basınında “Ortadoğu’ya barış getirecek tarihi anlaşma” olarak sevinçle duyurulurken, daha birinci yıl dolmadan Arafat ve dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Nobel Barış ödülüne layık görüldü.

Intercept yazarları Jon Schwarz ve Alice Speri, bu yıldönümü vesilesiyle kaleme aldıkları makalede Oslo Anlaşması’nın neden bir dönem iddia edildiği gibi Filistin sorununa çare olmadığını anlatıyor. Özetle aktarıyoruz:

Filistin asıllı Amerikalı kuramcı ve hak savunucusu müteveffa Edward Said, resmi adı “Geçici Öz-Yönetim Düzenlemelerine Dair İlkeler Deklarasyonu” olan Oslo Anlaşması için, daha imzalar kurumadan “Filistin teslimiyetinin aracı” nitelemesini yapmıştı. Said, İsrailli yazar Amos Oz’un da şu değerlendirmesini alıntılamıştı: “1948’de İsrail’in kurulmasından sonra Siyonizm tarihinin ikinci büyük zaferi.”

Oslo sadece İsrail’in FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi saymasını ve işgal ettiği toprakların bir kısmından -bir süre sonra oluşturulacak Filistin güvenlik güçlerine bırakmak üzere- çekilmesini öngörüyordu. Esas meselelerin -“Kudüs’ün statüsü, mülteciler, Yahudi yerleşimleri, güvenlik düzenlemeleri, sınırlar, diğer komşularla ilişkiler ve işbirliği”- tamamına dair müzakereler ise “beş yıllık geçici süreç” sonrasına erteleniyordu. Üstelik Oslo Anlaşması’nda bağımsız devlet konusu dahil İsrail’in Filistinlilere taviz vermesini gerektirecek hiçbir teşvik ya da zorlayıcı ibare yer almıyordu. Said, “‘Bu geçici süreç nihai olabilir” uyarısı yapacaktı.

Nitekim, 25. yıldönümünde Oslo için kutlama yapan yok; zira ortada ne Filistin devleti var ne de barış. Hiç olacak mı, o bile şüpheli. O günden bugüne çoluk çocuk 10 bini aşkın Filistinli, İsrail tarafından, bin civarında İsrailli de Filistinliler tarafından öldürüldü. Gazze ve Batı Şeria birbirine hiç bu kadar uzak düşmemişti; işgal topraklarında yaşayan İsraillilerin nüfusu da 250 binden 600 bine yükseldi. Oslo’dan 25 yıl sonra Filistinlilerin meşru temsilcileri bile yok.

Edward Said, 1993’te FKÖ’nün “İsrail’in infazcısı”na dönüşeceğini öngörmüştü. Oslo’dan sonra kurulan Filistin Yönetimi, bugün büyük ölçüde İsrail’in taşeronu gibi işlev görüyor. Genç bir Filistinli olan Yara Hawari, “Başka türlü olması da beklenemezdi” diyor, “çünkü en başından İsrail’in işgaline ve zorbalığına destek olsun, sürdürülebilir kılsın diye yaratılmış bir yapı bu, koruculuk gibi. İsrailliler bu Geçici Yönetim üzerinden ezdikleri yerli halkın kontrol edilmesi işini devredecekleri yeni bir ‘seçkin sınıf’ yarattılar.”

ABD’de Oslo’dan bu yana meselenin İsraillilerle Filistinliler arasında olduğu yanılsaması hâkim, oysa çatışmanın bir tarafında Filistinliler’in olduğu doğru ama karşı tarafta sadece İsrail değil, ABD ve Filistin Yönetimi de var.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus