Alain Delon: “Kadınlar sayesinde sinemaya başladım, aktör olmamı onlar istedi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransız aktör Alain Delon, filmlerini, hayatında iz bırakan rastlantıları ve doludizgin geçen gençliğini Le Monde’a anlattı.

Oynadığı 80’den fazla filmle Fransız ve dünya sinemasında önemli bir yer edinen 83 yaşındaki Alain Delon, usta işi yapımlarda rol aldı. Şimdiye kadar söyleşi vermeye çok fazla yanaşmayan oyuncu, Le Monde’dan Samuel Blumenfeld’e sinemayla geçen bir hayatı, özlemlerini anlattı. Bir bölümünü aktarıyoruz.

Aileniz ve çocukluğunuz göz önüne alınırsa oyuncu olmaya elverişli bir ortamda yetişmediğinizi birçok kez dile getirdiniz. Sizin için her şey nasıl ve ne zaman başladı?
1953 yılında Çinhindi’ne askere gitmiştim ve çok mutluydum. Boşanmış bir ailenin çocuğuyum, annem ve üvey babamla yaşıyordum. Diğer tarafta da babam ve üvey annem… İki çift arasında kalan bir çocuktum. Benimle ne yapacaklarını pek bilmiyorlardı. İki tarafa da rahatsızlık veriyordum. Üvey babamla da aramız çok kötüydü. Şarküteride çalışırken bir gün gazetede bir ilan gördüm ve 16-17 yaşlarında askeri birliğe katıldım. Aslında havacı olmak istiyordum ama 6 aylık bekleme süresini görünce denizci oldum. Denizcileri hemen alıyorlardı. O an için olduğum yerden uzaklaşmanın tek yolu askerlikti ve birlikteki en genç askerlerden biri bendim.

Askerlikten neler öğrendiniz?
Başka bir insana dönüştüm. İnsan olarak her şeyi askerliğe borçluyum. Üç sene sonra geri döndüm. Bu süre boyunca çok mutluydum. İnsanlara bunu söyleyince deli olduğumu düşünüyorlar. Disiplini, başkalarıyla olan ilişkileri, hiyerarşiyi, korkuyu askerlikte öğrendim. Birtakım saçmalıklar yaptıktan sonra askerliği bırakmak zorunda kaldım. Herkesin canını sıkıyordum. 5 yıllık sözleşmem vardı ama 3 yıl 3 ayı doldurduktan sonra beni attılar.

Silah kullanmayı rol için sonradan öğrenmediğiniz ekranda belli oluyor.
Kesinlikle. Silah kullanmayı sinema için öğrenmedim.

Oyunculuğu nasıl öğrendiniz?
Benim yaptığım işin oyunculukla hiç alakası yok. İnsanlar oyuncu olmak için ders alıyorlar, okullara, konservatuvara gidiyorlar. Aslında bu Alain Delon ve Jean-Paul Belmondo arasındaki temel bir fark gibi… Ben aktörüm, Jean-Paul ise oyuncu. Oyuncu oynar, nasıl oynayacağını öğrenmek için seneler geçirir. Aktör ise yaşar. Ben rollerimi hep yaşadım. Asla oynamadım. Aktör rastlantıdır. Ben de bir rastlantıyım. Hayatım da, kariyerim de bir rastlantı.

Öğrenmeden sinemaya nasıl girdiniz?
Ben bu işin içine kadınlar sayesinde girdim. Kadınlar benim sinema yapmamı istedi. Bana her şeyi yaptıran, her şeyi veren, bana âşık olan kadınlar. Benden en fazla 6-7 yaş büyüklerdi. Onların gözlerinde dünyanın en yakışıklı, en güçlü erkeği olduğumu görmek istiyordum. Bu yüzden aktör oldum.
1956’da askerden dönünce ne yapacağımı bilmiyordum. Serserilikten kısa zamanda ölürüm diye düşünüyordum. Pigalle’de bir arkadaşımla Regina isimli bir otelde kalıyorduk. Otelimin yanında Les Trois Canards isimli, serserilerin takıldığı bir bar vardı. Orada 1-2 ay içinde tanıştığım ve bana âşık olan 8 kız vardı. Başka bir mahallede daha kadınlarım olmasaydı herhalde Pigalle’de pezevenk olurdum. Ama ben diğer mahallede star oldum.


Diğer mahalledeki kadınlar kimdi?
Bir gün bir arkadaşım bana Saint-Germain-des-Près’de gezmeyi teklif etti. Ben oranın adını bile duymamıştım. Beni Zizi isimli bir kadınla tanıştırdı. O da bana âşık oldu. Onu bütün oyuncuların gittiği, oteline yakın bir bara götürdüm.
Zizi sayesinde Brigitte Auber’le tanıştım. O da bana deli oluyordu. Sonra Brigitte’in evine taşındım ve beraber yaşamaya başladık. Onun sayesinde Yves Allégret’yle tanıştım. Karısı Michèle Cordoue de benim için çıldırıyordu. Kocasının son filminde oynamamı istedi. Sinema kariyerim böyle başladı.

Yves Allégret’yle çektiğiniz ilk film nasıl geçti?
Ona, ben bir askerim, oyuncu değilim, benimle ne yapacaksınız diye sordum. Bana önerdiği rolü geri çevirdim. Sonra Michèle Cordoue çok ısrar etti ve rolü kabul ettim. Allégret bana çekimlerin daha en başında “Beni dinle, senden oynamanı istemiyorum. Senden yaşamanı istiyorum. Kendin ol! Her zaman baktığın gibi bak. Hareket et, konuş. Ben seni görmek istiyorum, oynamanı değil” dedi. Bu cümle hayatım, kariyerim boyunca bende büyük iz bıraktı. Kariyerim boyunca hep yaşadım, hiç oynamadım.

Kızgın Güneş 1960’ta gösterime girdi. Jean-Luc Godard’ın Serseri Aşıklar’ıyla aynı zamanda. Truffaut’nun 400 Darbe’si ve Claude Chabrol’ün Kuzenleri de o zamanlarda gösterildi. Neden Yeni Dalga yönetmenleriyle hiç çalışmadınız?
Tahmin etmesi zor değil. Onların gözünde ben kötü çocuktum. İtalya ve Fransa’da Visconti’yle beraber çektiğimiz filmler onların sevmediği tarzda filmlerdi. Zamanında bazılarıyla çalışmayı denedim. Ama bana pek iyi baktıkları söylenemez. Bu isimlerin yeni bir şey yapma dertleri vardı. Ben onların için eskiyi temsil ediyordum. Truffaut’yla bir gün iletişime geçtik. Sonra ondan haber bekledim ama bir şey çıkmadı. Bu akım içinde bir tek Godard’la çalıştım. O da çok daha sonraları, 1990’da çektiği Yeni Dalga isimli filmiydi. Sanırım benim sayemde filmi çekebildi.

Bir pişmanlığınız var mı?
Hep eksikliğini hissettiğim ve hissedeceğim tek bir şey var. Ölmeden önce bir kadın yönetmen tarafından çekilen bir filmde oynamak. Lisa Azueleos ya da Maïwenn ile çalışmak istediğimi herkese söyledim ama kimseden ses çıkmadı. Korktular herhalde.

#meetoo hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir şeyler olmaya başladığından beri bu konuda ne söyleyeceğimizi, ne yazacağımızı bilmiyormuşuz gibi bir izlenimim var. Taciz, Harvey Weinstein’la başlamadı. Weinstein’la otorite problemi ortaya konuldu. Yanında 12 sekreter çalıştıran bir patron o. Ve bunlardan 3’ünden hoşlanıyor. Koca bir tokadı hak ediyordu. Ama bazı kadınların yüzünüze çiçek demetini çarpacağını, bazılarının da kabul edeceğini unutmamanız lazım.
Gençken benim de taciz kurbanı olduğumu size söyleyebilirim. 2 ya da 3 kadınla aramda böyle bir şey geçti. Ben kabul ettim, mutluydum ve polisi aramadım. Pigalle’deyken bu haldeydim, polisleri aramıyordum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus