Tunus, Suriye’den dönen cihatçılarla ne yapacağını bilemiyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Suriye’de IŞİD’e en çok savaşçı sağlayan ülke konumunda olan Tunus’ta, yetkililer, gençlerin cihada katılmak üzere ülkeden ayrılmasına engel olmada yetersiz kaldığı için eleştirilerin odağında. Hükümet aynı zamanda Suriye’den dönen cihadcı gençlerle ilgili olarak izlediği siyasal ve hukuki yaklaşımı dolayısıyla da eleştiriliyor. Devlet yetkililerinin aşırılıkçı fikirlerle mücadele yöntemlerini yakından bilen uzmanların aktardığına göre, bu yaklaşımlar, bu gençlerin topluma yeniden kazandırılmasına imkân tanımıyor.

Fransız Mediapart sitesinde bu konuyla ilgili olarak yayınlanan 24 Eylül tarihli yazının özetini paylaşıyoruz:

Lilia Blaise imzalı yazıda, ülkelerine dönen savaşçıların Tunus toprağına ayak bastığı gibi cezaevine konuldukları, ancak kendilerini savaşa gitmeye iten motivasyonun kökenlerine inme amacıyla neredeyse hiçbir adım atmadığına değinildi. Yazıda bu sorunla ilgili olarak devlet tarafından alınmış son inisiyatif örneği olarak, 9 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığına bağlı ITES (Tunus Stratejik Çalışmalar Enstitüsü) isimli think-tank tarafından bir konferansın organize edildiği hatırlatıldı. ITES, cezaevindeki cihadcı Tunuslularla doğrudan görüşmeler yapabilme ayrıcalığına sahip tek kuruluş. Ancak ITES’in bu görüşmeler neticesinde hazırlamış olduğu rapor çoktandır unutulmuş durumda.

Suriye’ye giden Tunuslu cihadcıların dönüşü Habib Burgiba Meydanı’nda protesto ediliyor.

Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre 2011 yılından bu yana Tunus’tan Suriye’ye cihada katılmak üzere giden kişilerin sayısı 5-6 bin civarında. Tunuslu yetkililer ise bu sayıyı 2929 olarak veriyor.

Cihadcıların geri dönüşü meselesini ulusal boyutta ele alan stratejilerin eksikliğine dikkat çekilen yazıda Blaise, hükümet politikalarının güvenlikçi yanının ağır bastığını savundu; farklı bakanlıkların ülke topraklarında yaşanabilecek olası terörist eylem riskini düşürmek üzere işbirliğine gittiğine, bununla birlikte terörle mücadeleden sorumlu yetkililerin resmi duyurular dışında basına açıklama yapmasının yasak olduğuna dikkat çekti.

“Tunus yasaları teröristler ve şiddet yanlısı aşırılıkçılar arasında ayrım gözetmiyor”

Yazıda sözlerine yer verilen güvenlik stratejileri danışmanı Fahreddin Louati’ye göre, Tunus’un meseleyi yalnızca şiddetle çözülebilecek bir sorun olarak ele alan tutumu özellikle geri dönen savaşçıların durumlarıyla ilgili yasal belirsizliğe neden oluyor: Cihatçılara, hatta herhangi bir şekilde eyleme geçmemiş radikallere, yalnızca zor ile mücadele edilebilecek bir sorun olarak bakılıyor. Bu politik eğilim 2000’lerden beri, Tunus’ta terörle mücadelenin başlamasından bu yana devam ediyordu. Bugün dahi yasalarda teröristler ile şiddet yanlısı ya da radikal fikirleri olan kişiler arasında kategorik bir ayrıma gidilmiyor.”

Bu ayrımın yokluğu ya da muğlaklığı, Louati’ye göre özellikle, haklarında suç işlemiş oldukları yönünde yeterli delil bulunmayanlar da dahil olmak üzere, ülkelerine geri dönen cihadcıların nasıl yargılanacağı meselesinde sorun teşkil ediyor.

Yazının devamında, her ne kadar Tunus’ta terörist hücre görünümlü örgütlenmelerin silahsızlandırılması yönünde haftalık duyurular yapılmaya devam edilegelse de, 2015 yılında Bardo ve Sousse kentlerindeki düzenlenen terörist saldırıların failleri de dahil olmak üzere, terörle ilişkilendirilmiş kişilerle ilgili yasal sürecin basında yer almadığına ve kapalı kapılar ardında işlediğine dikkat çekiliyor.

Dönen savaşçıların yasal olarak hangi sınıfta yer aldığı tespit edilemiyor

Yazıda görüşlerine yer verilen bir diğer isim olan eski ceza hakimi Sami Kallel ise, terörle ilişkilendirilmiş kişilerin üç farklı kategori altında yargılandığını belirtiyor: “Tunus yargı sistemi, suça karıştığı sabit olan -ki bunlar çoğunlukla her türlü diyaloğa kapalıdır- ve suç örgütlerine üye olup suçlarının derecesi kesin olmayan kişileri birbirinden ayırır. (Bu ikisi dışında) terör olaylarından memnuniyet duyduğunu gizlemeyen, kimi zaman da bunu internette çeşitli sosyal ağlar üzerinde savunan kişileri içeren bir üçüncü grup bulunuyor.”

Kallel’e göre, Suriye ve Libya’dan dönelerin beraberinde getirdiği problemler esas olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Dönenlerin hangi gruba ait olduğunun anlaşılması, kanıt yokluğu ya da eksikliği dolayısıyla çoğu zaman mümkün değil.

Çocukları cihada giden Tunuslu anneler, hükümetin diyaloğu reddeden tutumunu protesto ediyor.

Eski savaşçılar topluma kazandırılamıyor 

Yazının devamında, aşırılıkçı şiddetin önlenmesi üzerine mahallelerde saha çalışmaları yürüten Beder Vakfı Başkanı Wissem Missaoui’nin, aşırılıkçılık ve terörle ilişkili suçlardan dolayı ceza almış olan kişilerin yeniden topluma kazandırılmasında yaşanan zorluklara değindiği şu satırlara yer veriliyor: “Eski hükümlülerin büyük çoğunluğuna, basına konuşma yasağı getiriliyor. Bunlardan biri olan, Suriye’ye gitme teşebbüsünde bulunmuş bir genç, bizim rehabilitasyon programımıza katılmış, daha sonra haberlere konu olmuştu. Kendisi ertesi gün, evinin kapısında polislerle karşılaşıyor ve polisler ona şöyle söylüyor: Artık bir starsın, seni her yerde görüyoruz, sen de bizi gör ve unutma!”

Belli bir Tunuslu cihadcı tipinden söz edilemeyeceğini belirten Missaou’ya göre, gençleri cihada iten sebepler, 2011’dekinden farklı bir görünüm arzediyor: “Başlangıçta, Suriye’deki çatışmadan kendilerini sorumlu gören kimselerin gittiği görülüyordu; bu itkinin siyasi ve ideolojik bir dokusu vardı. Pek çok siyasal İslamcı tutuklunun hapishanelerden salıverilmesi de unutulmamalı elbete. 2013’te vaziyet ivme kazandı, artık cihada giden gençler büyük çoğunlukla komünist sola yakın, hayal kırıklığına uğramış eski devrimciler ya da yolu ufak tefek suçlar nedeniyle hapisten geçmiş kimselerdi.”

Sivil toplum örgütleri hapishanelere ulaşamıyor

Endişe yaratan bir diğer mesele ise, sivil toplumun hiçbir şekilde ulaşamadığı mahkûmlarla dolup taşan hapishaneler. ITES’e göre, Tunus’ta aşırılıkçılık suçlamasıyla cezaevinde bulunan mahkûmların sayısı 1000 civarında. İçerideki durumla ilgili sendikalara kimliklerini gizleyerek bilgi veren hapishane çalışanlarının anlattığına göre, hapishane personelinin tecrübe ve olanakları çoğu durumda gözetimleri altında bulunan çete liderlerinin zapt edilmesinde yetersiz kalıyor; bunun sonucunda liderlerin dışarıdan korunduğu ve gardiyanlara tehdit yoluyla istediklerini yaptırdıkları pek çok vaka yaşanıyor.

Tunuslu cihadcılarla doğrudan iletişim kanallarını içeren bir politikanın yokluğunda, sivil toplumun eldeki verilerden çıkarım yapmak durumunda kaldığı yorumu yapılan yazıda, Missaoui’nin şu ifadelerine yer veriliyor: “Gençler arasında şiddete yol açan faktörleri önlemek için sahada polisle işbirliği içinde ciddiyetle çalışıyoruz. Ancak şimdilik, bu meseleyle ilgili olarak, devlet kurumlarıyla pek az diyaloğumuz var.”

Radikalleşme, dışlanmayla doğru orantılı

Yazıda görüşlerine yer verilen bir diğer isim de, tezinde cihada giden Tunuslu gençlerin motivasyonunu araştıran Wael Garnaoui. Psikoloji doktorasına devam eden Garnaoui’ye göre, yasadışı göçmenler ve cihada gidenler arasında ortak noktalar bulunuyor: “Görüşmüş olduğum gençlerin tümü, içinde bulundukları toplumsal şartlardan bıkkınlık duydukları için cihada gitme arzusunda olduklarını ifade ediyor. İşte tespit edilmesi gereken, bu bıkkınlığın nedenleridir.”

ITES’in cezaevindeki aşırılıkçılarla yapmış olduğu görüşmeler neticesinde hazırladığı rapora göre, iş ve başarı imkânı sunmayan asık suratlı ve adaletsiz devlet tarafından baskı altında tutuluyor oldukları duygusu, cezaevinde kalan bu gençlerin ortak duygusu. Yazıda bunun Tunuslu gençlerin aşırılıkçı hareketlere çekilmesinin nedenleri üzerine yapılan hemen her çalışmada tespit edildiği belirtiliyor. “Cam tavan” kavramından hareketle yapılan bir çalışma ise, gençler üzerinde dışlanma duygusunun nasıl beraberinde marjinalleşme ve radikalleşmeyi getirebildiğini ortaya koyuyor.

Yazıda son olarak, Tunus Merkez Bankası’nın (CTAF) yayınlamış olduğu, Nisan 2017 tarihli, Tunus banka sektörünün, gençlerin Suriye’ye gitmesinin finanse edilmesinden ve kara para aklamadan sorumlu olduğunu gösteren rapora (söz konusu raporda, konuyla ilgili mahkemeye intikal etmiş 460’a yakın dosya olduğu belirtilmişti) atıf yapılıyor. Avrupa Parlamentosu’nun Tunus’u terör finansmanı ve kara para aklamaya karşı işbirliğinde riskli ülkeler listesine alma kararı da bu raporun ardından gelmişti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus