ABD’nin Riyad’la ilişkilerinde köklü değişiklik yapmasını beklemek neden gerçekçi değil?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi, ABD’de siyasetçiler, işadamları, medya ve kamuoyu tarafından Washington-Riyad ilişkilerinin hiç olmadığı kadar açık şekilde sorgulanmasına yol açtı. Ancak, siyaset bilimci Mikah Zenko’ya göre, ilişkilerin seyrinde köklü bir değişiklik beklemek gerçekçi değil. Zenko bunun nedenini Foreign Policy dergisi için kaleme aldığı makalede anlatıyor. Özetle aktarıyoruz:

ABD onlarca yıldır Ortadoğu’da çok sayıda hayati (ve görece tali) ulusal çıkarları olduğunu ileri sürüyor. Petrol ve doğalgaz arz ve akışını kontrol etmek, kitle imha silahlarının yayılmasını ve terör örgütlerinin faydalanabileceği alanların oluşmasını önlemek, İran’ı zapt etmek ve bölgedeki müttefiklerin askeri kapasitelerini artırmak bunların arasında sayılabilir.

 

“Yönetimde kim olursa olsun, ABD’nin önceliği Ortadoğu’ya askeri erişimdir”

Amerikalı askeri ve siyasi yetkililer, bu çıkarların korunmasında öncelikli rolü orduya veriyor. Askeri birliklerin bunu yapabilmesi içinse Körfez ülkelerinin bulunduğu coğrafi bölgede havaalanlarına, limanlara, tesislere ve hava sahasına ihtiyaçları var. İster Demokrat ister Cumhuriyetçi olsun, Beyaz Saray’daki yönetimler için, öteden beri Ortadoğu’ya doğrudan ve istikrarlı şekilde askeri erişim diğer bütün ahlaki ya da etik kaygılardan öncelikli bir dış politika meselesi olagelmiştir.

ABD’nin Ortadoğu politikalarına ilişkin araştırmalarımdan vardığım temel sonuç, ABD’nin bölgedeki müttefikleri ile ilişkisinin şu basit alışveriş üzerine kurulu olduğudur: ABD güvenlik işbirliği, silah, lojistik destek sağlar, karşılığında ise bölgedeki ülkeler topraklarını ABD ordusunun güvenilir şekilde erişimine açarlar. Bunda şaşılacak bir şey olmadığını düşünebilirsiniz ama söz konusu karşılıklılık ilişkisinin genişliği, derinliği ve kapsamını öğrenmek benim açımdan büyük bir keşif oldu. Geçici, yüzeysel alışveriş ilişkileri değil bunlar. ABD’nin askeri liderlerinin bölgedeki mevkidaşları ve muhataplarıyla kurduğu on yıllara dayanan ilişkiler çok belirleyici örneğin. Sadece muvazzaf subayları da kapsamıyor ve Ortadoğu’daki rejimlere insan hakları ve siyasi hakların çiğnenmesi konusunda yeşil ışık yakmayı da içeriyor. Belli ölçülerde bu ilişkilerin artık ABD’den ziyade, kendilerinin çıkarlarına hizmet etmekte olduğu söylenebilir.

Güvenlik alanındaki işbirlikleri ABD ordusu ile Ortadoğulu muhataplarının rutin temas noktaları. Silah satışları da Washington’un bölgedeki ordularla işbirliğinin en büyük ve en görünür unsuru. Güvenlik işbirliği Türk ordusunun Kuzey Irak’ta PKK’ya yönelik hava saldırıları sırasında verilen ortak izleme ve istihbarat hücresi gibi lojistik ve analitik yardım operasyonlarını da içeriyor.

Ama bir de ABD ordusunun emekli askerlerince yürütülen, daha az görünür ve enformel işbirlikleri var. Şimdi ABD Savunma Bakanı olarak görev yapan James Mattis örneğin; ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, hem savunma alanındaki taşeron firmalardan General Dynamics’in icra kurulundaydı hem de Haziran 2015-Ağustos 2016 arasında Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) (ücret almadan) askeri danışmanlık yapmıştı. Ya da emekli General James Jones, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Ironhand Security LLC adlı şirket üzerinden çalıştı. Bu tür ilişkiler bir yandan bu ülkelerin askeri kapasitelerini artırıken, bir yandan da ABD’ye askeri erişim için güvence oluşturan yakın ilişkiler sağlıyor.

“Trump, ABD’nin bölgeye askeri erişimini riske sokacak hiçbir adım atmaz”

Sonuç olarak; ABD’nin askeri politikası objektif değerlendirmeler sonucunda değil, büyük ölçüde yerel hükümetlerin etkisi ile oluşturuluyor. Bu tahrifatı, Amerikan halkla ilişkiler (PR) şirketleri artırıyor. Bu PR şirketleri Kongre üyeleri, düşünce kuruluşları, yayın kurulları, gazeteciler, şirket yöneticileri ve diğer kamuoyu oluşturucuları ile çalıştıkları ülkelerin rejimleri adına, onların çıkarlarını temsilen görüşmeler yapıyor. Haziran 2018 itibariyle resmi verilere göre ABD’de Suudi Arabistan’ı temsil eden PR şirketi sayısı 28; Katar’ı 24, BAE’yi 16, Irak’ı 15, İsrail’i 7 ve Mısır’ı da 3 şirket temsil ediyor.

Bu arada Başkan Donald Trump’ın göreve gelmesinden sonra, bölgede bulunan Amerikan askeri sayısında da artış oldu. Trump işbaşına geldiğinde 40 bin 517 olan bu sayı, Haziran 2017’de 54 bin 180’e yükselmişti bile. Dolayısıyla, Kaşıkçı cinayetinin ucu nereye varırsa varsın, Trump’ın ABD’nin bölgeye askeri erişimini riske sokacak hiçbir adım atmayacağından emin olabiliriz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus