François Cusset: Faşist tehdit artık bir fantazm değil, paranoyak bir kâbus da değil; her tarafta gündelik bir gerçeklik”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sokağı ablukaya alıp işgal etmenin pazarlıktan ya da oy vermekten başka türlü etkili olduğu müstesnâ bir siyasî anda, karşı çıkış hareketinin tüm güçlere ihtiyacı var, diye değerlendiriyor fikriyat tarihçisi ve Nanterre’de öğretim üyesi olan François Cusset, Le Monde’da 15 Aralık 2018’de çıkan ve Haldun Bayrı tarafından çevrilen yazısında

Daha önce François Cusset ile yapılmış bir söyleşiyi  “Neo-liberalizm vahşiliğin ultra-modern halidir” başlığıyla yayınlamıştık.

François Cusset

Faşist tehdit artık bir fantazm değil, paranoyak bir kâbus da değil. Her tarafta gündelik bir gerçeklik; bunun binbir endişe verici uğultusu geliyor kulağımıza: Bloc Identitaire* gibi, artık gün ışığına çıkmaktan çekinmeyen grupların şiddet eylemleri; Calais’den İtalyan sınırına, irikıyım vatanseverler tarafından dövülen ya da püskürtülen göçmenler; “Önce Fransızlar” ya da “Büyük Yer Değiştirme” doktrinlerine artık anaakım medyanın bir kısmında da ayrıntılarıyla yer verilmesi; 2002’den 2017’ye, Ulusal Cephe’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde neredeyse ikiye katlanan skoru; ama aynı zamanda, bütün şu “hukuk” devletlerimizin bağrında, olağanüstü hal yasalarına, benzeri görülmemiş bir polis şiddetine, ya da mevzuata girmiş (giyimde dinî sembolleri kısıtlayan 2004 Yasası’nın öncelikle Müslümanları hedeflediği kabul edilirse) bir İslamofobiye tekabül eden ikili bir neo-liberal ve otoriter dönemeç; sınırlarımızın ötesinde ise, Brezilya’dan Macaristan’a, göstere göstere ırkçı ve antidemokratik olan adayların seçim zaferleri. 

Aynı zamanda da, fâş olan fakat bölük pörçük, sarsıcı fakat çok marjinal söylentiler “Sarı Yelekliler” seferberliğinin görüntüsünü en başından kararttı ve haklı bir endişeye yol açtı: ablukaya alınan döner-kavşaklarda bir kadın sürücünün İslamî örtüsünün çekilip alınması ya da eşcinsellik düşmanı küfürler; toplaşmalarda aşırı milliyetçi sloganların ya da faşizan sembollerin fazla öne çıkmayan fakat teyit edilmiş mevcudiyetiyle. Her iki durumda da (hem dönemimizin hem güncel karşı çıkış hareketinin göbeğinde) gördüğümüz işaretlerle, mesela 2010’lu yılların sonunu 1930’lu yılların başına benzeterek acûlâne sonuçlara varmamaya dikkat göstereceğiz. 

«Siyasî kökeni îtimat vermeyen azılı unsurlarla asfalt üzerinde ortak dâvâ gütmek, kurdu ağıla sokmakla aynı kapıya çıkmaz mı?» 

Bununla birlikte, bunca yüklü bir bağlamda, hareketin aşırı-sağcı bileşeni hususunda, ortak bir düşmana birlikte karşı çıkmanın zıt cephelere noktasal, taktik ve geçici bir birleşme olanağı verebileceğini telkin etmek, siyaseten tehlikeli ve ahlâken tartışmalı değil mi – “yine de biraz” mı? 

Siyasî kökeni îtimat vermeyen azılı unsurlarla asfalt üzerinde ortak dâvâ gütmek, mide bulandırıcılığını unutsak bile, kurdu ağıla sokmakla aynı kapıya çıkmaz mı? Özellikle de burada kullanılan ve siyaset filozofu Carl Schmitt’e (bir süreliğine Nazi rejimi için hukukçuluk da yapmıştır) yaraşır bir dili, özleştirilmiş dost ve düşman çehrelerini; bir de kendimizi onun mantığına kaptırdığımız takdirde daima sonunda şeytanla düşüp kalkmaya başladığımız, siyasetin münhasıran duygusal ya da kendiliğindenci bir kavrayışını dayatmaz mı? 

Formül kışkırtıcı olmasına kışkırtıcı ise de –ve öneri “düzleştirici” ise de–, muhtemelen en iyi cevap: Belki de aynı kapıya çıkmıyordur

Çünkü önce, bu mevzularda kurttan ve Şeytan’dan bahsetmek, onların gerçek gücüne kredi açmanın ve onları etkili kılmanın en iyi yoludur; Şeytan korkusuyla donup kalmak, bizi yemesin diye yerimizden kımıldamamak, elinde olmayan, ya da henüz sahip olmadığı bir gücü ona atfedip itibar göstermektir —aşırı sağa uygulandığında bizi onun karşısında çoğu zaman nâçar bırakan, siyasî ve akılcı kavganın yerine ürkekliği ve ödlekliği getirerek kara gömlekliler kurgularına kendi kurgularımızı katan, çocuk masallarına yaraşır o formüllerin hatırlattığı gibi. 

Hiddetle karışık sabırsızlık 

Böyle zahiren savunulamaz bir iddiayı ciddiye almak için daha savunulabilir üç neden de var. Tabii ki yeterli olmayan ilki, pratik nedendir: Abluka yaratmanın, kendini göstermenin, sokağı işgal etmenin, katı ve aşağılayıcı bir iktidara nihayet ağırlığını hissettirmek için oy vermekten ya da onunla pazarlık yapmaktan başka türlü etkili olduğu müstesnâ bir siyasî an; bu yüzden de mümkün mertebede çok sayıda kola ve bacağa ihtiyaç duyulan bir an. 

İnatçı enerji, her Cumartesi günü sokağa dönme isteği veren hiddetle karışık sabırsızlık, henüz siyaseten tanımlanmış faşizan ya da goşizan bir enerji değildir —ideolojik hiçbir tarafı olmayan cop, flash-ball/plastik mermi ve tutuklama tehdidine karşı ortak beden oluşturan kadınların ve erkeklerin enerjisidir. 

«Ne kadar çeşit arz edersek; ne kadar kalabalık ve bağdaşmaz olursak, o zaman bu halk, ulusal yenilenmenin birleşik ve tekrenkli halkına o kadar az benzeyecektir» 

Daha siyasî olan ikinci neden de tam olarak taktiktir: Bütün katılımcıları çok tavsiye edilebilir olmayan bir harekete katılmak, malı bunların götürmelerinin ya da harekete geçenin sadece bunlar olmasının önünü almanın en iyi şeklidir – pişmiş aşa su katma ilkesidir bu, ya da uslu bir söyleşide telaffuz edilen bir tahrik. Ne kadar çeşit arz edersek; ne kadar kalabalık ve bağdaşmaz olursak, o zaman bu halk, ulusal yenilenmenin birleşik ve tekrenkli halkına o kadar az benzeyecektir. 

Son olarak, tarihsel bir neden: Mademki kabul edilemez olan iki aşırı siyasî ucun birlikte defedilmesi ve seçim şantajının her seferinde kara vebaya (ona kıyasla her önüne gelenin ehven-i şer olduğu) götürüyor olması, onlarca yıldır Fransa’da toplumsal ve siyasî değişimi imkânsız kılıyor, öyleyse bizi bu sahte ikilemden ve bu tarihsel uyuşukluktan çıkarabilecek her şey mubah. Her halükârda oraya gidip tepinmek, kendini göstermek, tartışmaya katılmak ve kendi kendimizi korkutma oyununu kesmek gerekiyor. 

  • Bir süre Bloc Identitaire-Mouvement social européen (“Kimlik Bloku-Avrupa Sosyal Hareketi”) adı altında tanınan Les Identitaires (“Kimlikçiler”) Fransa’daki siyasî yelpazenin aşırı sağ ucunda yer alan bir partidir. Avrupa-dışı yabancı işçi göçünün sürdürülmesine, İslam’a ve “Büyük Yer Değiştirme”ye karşı çıkmaktadır. Geleneksel aşırı sağdan farklı olarak, Yahudi aleyhtarlığını ve anti-Siyonizmi kınamaktadır. Fransızcası Le grand remplacement olan “Büyük Yer Değiştirme” komplo teorisine göre, Fransa topraklarındaki Avrupalı nüfusun yerine, başta Siyah Afrika ve Mağrip olmak üzere Avrupa-dışından gelen bir nüfus çoğalmaktadır. Bunun yol açacağı uygarlık değişimi sürecine ise siyasî, entelektüel ve medyatik elitler ya ideoloji icabıya da çıkarları için destek vermektedir. (Çevirenin notu)

François Cusset’nin kitabı: Déchaînement du monde. Logique nouvelle de la violence (“Dünyanın Zıvanadan Çıkışı. Şiddetin Yeni Mantığı”), La Découverte, 240 sayfa, 20 €. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus