“Bırakın çalışmayı okuma yazma öğrenmeye hakkım yoktu benim. Bugünse bir şirketim var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

45 yaşındaki Fatma, kocası tarafından terk edildi, çocuklarıyla ortada kaldı ve çalışmak zorunda kaldı. Yıllarca evlere temizliğe giden Fatma’nın bugün bir temizlik şirketi var. Büşra Cebeci’nin haberi…

Fatma ile telefonda  haberleşiyoruz ve bir çay bahçesinde buluşuyoruz. Karşılıklı hal hatır sorma ile başlayan sohbet, ses kayıt cihazının açılmasıyla yerini biraz daha gergin bir konuşmaya bırakıyor. Ancak sohbet ilerledikçe Fatma’nın hikayesi ikimize de ses kayıt cihazının varlığını unutturuyor. 

Fatma, henüz 24 yaşındayken bir gecekonduda, biri henüz dört günlük olan dört çocuğuyla terk edildi. Eşi ortadan kaybolunca alacaklılar kapıya dayandı, bakkal borçlardan dolayı ekmek bile vermedi. Fatma, çocuklarıyla birlikte, bir anda ortada kaldığı o günleri anlatırken, duraklıyor ve gülmeye çalışarak “Nereden çıktı şimdi bu, neden bunları anlatıyorum?” diyor. O günlerin kendisi ve çocukları için çok zor geçtiğini anlatan Fatma, “Kaç defa ‘Yemek ha pişti, ha pişecek’ diye diye çocuklarımı aç uyuttum” diyor.

İçinde bulunduğu durum anlaşılmasın diye komşularıyla da görüşmeyi büyük ölçüde kestiğini söyleyen Fatma, bir komşusunun durumu anladığını ve sürekli kendisine bir bahane ile yufka, peynir, patates gibi erzak getirdiğini hatırlıyor. Hatta komşusunun bir gün kendisine “Fatma abla biliyor musun kaçak elektrik kullanıyorlarmış, filmleri kesip, saatin içine koyunca saat duruyormuş” dediğini ve hissettirmeden ona kaçak elektrik kullanması için yol gösterdiğini söylüyor. 

“Çalışmaya başladın, yüzümüzü yere eğdirdin”

Fatma’nın eşi evi terk etmesinden üç ay sonra daha da borçlanarak eve geri döndü ve hâlâ işsiz. Fatma bu duruma büyük tepki gösterdi ve çalışmaya karar verdi.

Bebeğini sürekli götürdüğü doktora durumu anlatan bir mektup yazdı ve işe ihtiyacı olduğunu söyledi. Doktor, Fatma’yı iş bulabilmesi için hastane yönetimi ile görüştürdü ve Fatma hastanenin ameliyathanesinde çalışmaya başladı.

Fatma, hayatında ilk kez işe gidip gelmeye başlamıştı. Ama bu büyük değişim, halen işsiz olan kocasının tepkisine yol açtı. Fatma bir süre sonra rahatsızlandı ve işine ara vermek zorunda kaldı. İşine dönemedi. Fatma yine de kararlıydı; iş hayatında kalmaya devam edecekti.

Önce apartmanlarda merdiven silmeye başladı. Daha sonra da önceden gittiği Kuran kursundaki hocalarının yardımıyla, evlere temizliğe giderek para kazanmaya başladı. Tüm bu işlere sıkı sıkıya sarılan Fatma her işini en iyi şekilde, titizce yapmaya çalıştı ve bir süre sonra daha fazla iş aldı. Fatma ilk başta, kazandığı paranın büyük bölümünü eşinin borçları için harcadı.

Eşi ile iletişimleri yok denecek kadar azdı.

Çalıştığı için eşinin ailesi de Fatma’ya öfkeliydi.

“Başımızı yere eğdirdin, bizi herkese karşı utandırdın” gibi sözler söylüyorlardı. Fatma eşinin evi terk ettiği dönemde eşinin ailesinin kendisine çok yakın olmalarına rağmen hiçbir destekte bulunmadıklarını anlattı ve ekledi: “İyi ki de hiçbir şey vermediler bana, iyi ki de her şeyi kendim yaptım da onlara minnet borcum olmadı.” 

“Kazandığın para bizde biriksin, çünkü sana iş bulduk”

Fatma, çalıştığı evlere daha yakın bir konuma taşınması gerektiğini düşündü, çünkü hemen hemen bütün hafta çalışıyordu. Eşine bunu söylediğinde ise eşi, “Ben bir yere gitmiyorum” diyordu. Fatma ise “Tamam o zaman” deyip, eşyaları bir kamyona yükletip taşındı.

Eşi de sonrasında peşinden geldi.

Fatma’nın taşındığı ev, yine ona iş bulan Kuran kursu hocalarından birine ait. Fatma da çoğunlukla bu İsmail Ağa Cemaati’ne bağlı olan hocaların evlerine temizliğe gidiyordu. Önceden yalnızca Kuran dersi aldığı bu grup ile iş ve ev sebebiyle artık daha içli dışlı. Cemaat Fatma’dan çarşafın altına uzun elbise giymesini, temizliği de o şekilde yapmasını istiyor. Bir süre sonra ise cemaatin ve aynı zamanda ev sahibi olan kişinin Fatma’dan beklentileri arttı. Fatma’dan bir işi kabul ederken kendilerinden izin almasını ve kazandığı parayı da toplayıp kendilerine vermesini istiyor ve onun için biriktireceklerini söylüyorlardı. Fatma bunu kabul etmedi. Hatta bir gün eve geldiğinde kızı, ev sahibinin gelerek mutfağı kontrol ettiğini anlattı. Bunun üzerine Fatma, ev sahibine sebebini sordu ve “Pazarın erken saatinde mi yoksa geç saatinde mi alışveriş yaptın diye baktım” cevabını aldı. Fatma, ev sahibinin bu şekilde kaliteli mi yoksa kalitesiz mi alışveriş yaptığını denetlediğini söylüyor. 

İki genç kadın ve evin içinde yapılan makyajlar, sürülen ojeler…

Fatma’nın gittiği evlerin sayısı arttıkça, anlatabileceği hikayeler de çoğalıyordu.

Fatma, zengin bir kadının evine temizliğe gitmeye başladı. Eve ilk gittiğinde dışarıda çarşaflı gördüğü bu kadını ilk kez başörtüsüz gördü. Kadın Fatma’yı röfleli saçları, sıfır kollu bluzü ve kot pantolonu ile karşılamıştı. Gerisini Fatma’dan dinleyelim:

“Benim ailem de çok dindar. Böyle bir durum ile ilk kez karşılaşmıştım. Çok da şaşırdım. Hep, ‘Pantolon giymek günahtır, başörtüsüz evde bile dolaşsan melekler o eve gelmez’ gibi cümleler duyardım.”

Zamanla kadınla Fatma arkadaş oldu. Sürekli sohbet ediyorlar, kadın evin içinde makyaj yapıyor, oje sürüyordu. Fatma da o dönem bunları gördükçe bunlara özendiğini hatırlıyor.

Daha sonra, yine aynı muhitte bir eve daha gitmeye başladı. Bu evin sahibi de oldukça muhafazakârdı. Bir gün Fatma evde temizlik yaparken bira şişeleri buldu. Şişeler ev sahibinin oğluna aitti. Kendine, “Muhafazakâr ailede içki içilir mi?” diye sorduğunu hatırlıyor Fatma. “Ben günah diye küçükken birahanenin önünden bile geçmezdim de arka sokaktan dolaşırdım” diyor. 

Bir kadın, birçok ev, evlerce kadın hikayesi 

“O yeni evlendiğim zamanlar çalışmayı düşünemezdim bile” diyen Fatma, çalışma hayatına girdikten sonra büyük bir dönüşüm yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

Fatma çalıştıkça adı duyuluyordu:

“İnsanın özgüveni de yerine geliyor. Borçları kapatmışım, çocuklarımı aç uyuturdum, şimdi bir istediklerini iki etmiyorum.”

Fatma 19 yıl boyunca pek çok eve temizlik için gitti ve pek çok farklı hikayeyle karşılaştı. Çoğunlukla muhafazakâr ailelerin evlerine giden Fatma, zenginlik içinde olmalarına rağmen istemediği bir hayata sıkıştırılan kadınları gözlemledi. Çok zengin, çok güzel evlere, eşyalara sahip olan fakat sitelerinin içinden çıkamayan, hatta akıllı telefon kullanmaya bile izinleri olmayan kadınlar bunlar.

Bu kadınların hiç arkadaşları yok:

“Beni sadece temizliğe değil kahve içmeye, sohbet etmeye de çağırırlardı. Dertlerini anlatırlardı.”

Bu şekilde bir kadının üç yıl çocuğuna baktı. Kadın çocuğa bakmayı reddettiği için Fatma işe alındı ve çocuk doğmadan 15 gün önce işe başladı. Kadının çocuğunu emzirmediğini, görmek istemediğini, hatta sesini duymaya tahammül edemediğini hatırlayan Fatma, bir süre sonra bu duruma bir anlam verebildi.

Kadının tüm istekleri bastırılarak, istediği hiçbir şeye izin verilmeyerek o hale geldiğinin farkına varmıştı Fatma. Kadının babasının hoca olduğunu anlatan Fatma, bu baskının boyutunu şu şekilde aktardı:

“Bir gün babası ped bulmuş çekmecesinde de almış parçalamış, bir de kızı dövmüş ‘Sen nasıl bunu kullanırsın’ diye. Şimdiki hayatı da farklı değil, gitmiş iki tane gözlük almış 700’er liraya. İzin vermedi eşi, kaldı aynanın önünde. Bu kadın da hıncını çocuğundan çıkarıyor. Psikologlara götürüyorlar sürekli ama o kadın gezmek istiyor, ne bileyim güneş gözlüğü takmak istiyor, istediği şeyleri yapmak istiyor.”   

“Bırak çalışmayı, okuma yazma öğrenmeye bile hakkım yoktu benim” 

Yeni evlendiği dönemde çalışmayı aklından bile geçiremezdi Fatma:

“Bırak şimdi çalışmayı, küçükken kız çocuğu olduğum için okuma yazma öğrenmeye bile hakkım yoktu. Babamdan çok, amcamın sözü geçerdi bizde.”

Kız çocuğu olmasının okumasının önünde bir engel olduğunu söylerken o döneme dair bir anısını hatırlıyor. Bir gün gizli gizli kömürlüğe harfler yazdığını, babasını da kömürlüğe götürerek, ondan harfleri birleştirme konusunda yardım istediğini anlatan Fatma, o sırada amcasının kendilerini gördüğünü ve babasına “Şeytan mı yetiştiriyorsun sen?” diyerek çıkıştığını söylüyor. Babası ise amcasına hiçbir şey söylemiyor. Fatma’nın bunları anlatırken yüzünde öfke veya üzüntüden ziyade gurur var.

Mahalle işlerinden, kurumsal bağlara 

Fatma yıllarca evlere temizliğe gitti ve sigortasız bir şekilde çalıştı. Daha sonra bir temizlik şirketinde işe başlayan Fatma, yıllarca yaptığı ev temizliği işine bir süre de bu şirketin çalışanı olarak devam etti. Fatma, şirketin el değiştirmesiyle birlikte işten ayrıldı ve işten ayrılmasının ardından temizlik işini tıpkı çalıştığı şirket gibi yapabileceğini düşündü. Yanına birkaç arkadaşını da alarak evlere temizliğe gitmeye başladı ve yavaş yavaş çevresini genişletti. Daha sonra kız kardeşinin eşi, kadınlara iş kurma noktasında verilen bir devlet desteği olan KOSGEB’den söz etti. Fatma’nın başvurmak için proje yazması ve bu projeyi sunması gerekiyordu. Bu başvuru sürecinden sonra Fatma, işyerini resmi olarak açtı, muhasebeci aldı, reklam bastırdı. Fatma, şirket kurulur kurulmaz çok fazla talep geldiğini ve bu taleplere yetişemediğini söylüyor. 

 “İyi ki onlardan hiçbir şey almadım, iyi ki üzerimde hiç hakları yok”

Fatma, çalışmaya başladığı, hatta çarşafı çıkarıp pardösü giydiği için kendisinden utanan insanların, ailesinin, eşinin ailesinin artık ona nasıl saygı duyduğunu zafer kazanmış tonda anlatıyor. Evet, erkek olmadığı için ilkokulu bile okuyamadı fakat bugüne gelindiğinde Fatma’nın tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu bir temizlik şirketi var ve zamanında ona destek çıkmayan kimseye öfkeli değil:

“İyi ki” diyor, “İyi ki onlardan tek bir şey almadım da bana hakları geçmedi. Üç gün çalışıyorsam beş gün geziyorum. Ne bir ev aldım ne bir yatırım yaptım. Çalışıyorum, çalıştığımı harcıyorum. Çocuklarımın bir dediğini iki etmiyorum. Ben çok yalnız kaldım ama imkanım el verdikçe bugün yetişebildiğim herkese yetişmeye çalışıyorum.” 

“Benim yanımda hiçbir kadın, hiç kimse tarafından aşağılanamaz”

Fatma, uzun süre birilerinin kendisini başka kişilere önermesi ile iş buldu. Daha sonra ise bir temizlik şirketinde çalışmaya başladı. Fatma, bu temizlik şirketine girene kadar sigortasız, güvencesiz bir şekilde çalışıyordu ve yıllarca çalışmasına rağmen resmi olarak aslında hiç çalışmamış gibiydi. Fatma daha sonra çalışmaya başladığı şirkette de birtakım sorunlar yaşadı. Şirket bir sitenin temizlik işlerini almış ve bünyesinde çalıştırdığı kadınlar sitedeki evleri temizliyordu. Fatma, artık tek başına değil birkaç kadınla birlikte ev temizliği yapıyordu. Çalıştığı süre boyunca kimsenin kendisini aşağılamasına izin vermediğini söyleyen Fatma, bu şirketle çalışmaya başladıktan sonra kendisi ile birlikte çalışmaya başlayan kadınların aşağılandığını gördü ve hatırladığı bir olayı şöyle anlatıyor:

“Sitede evlere gidiyoruz ve benimle birlikte gelen kadınlar da başörtülü kadınlar. Gittiğimiz bir evde de bir kadın sürekli söyleniyor. Ama öyle böyle değil, ‘Sizin yüzünüzden bu memleket bu hale geldi’ falan diyor. Bana karşı bir şey söyleyemiyordu kadın, o kadar yıl çalışınca biraz da dişli bir hale gelmişim, ama yanımdaki kadınları sürekli aşağılıyor. Topladım kadınları, ‘bırakın elinizdekileri’ dedim ve evden çıktık. Kimse, benim yanımda bir kadına hakaret edemez çünkü. Bunun gibi birçok olayın ardından ben dedim ki, ‘Ben de bu işi yapabilirim, kadınlar bu muameleye maruz kalmadan çalışabilir ve çalışmalı’ Fatma, bu düşüncesinin ardından çalışmalara başladı ve bir şirket kurdu. Bu şirket ise başka kadınların emeğinin sömürülmesi ile değil, kadınların dayanışması ile ayakta duruyor. Fatma, halen evlere temizliğe gidiyor ve bünyesinde çalışan kadınların kendi yaşadığı kötü tecrübeleri yaşamaması için elinden geleni yapıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus