Ekrem İmamoğlu sakinliği

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun Ülke TV’deki uzun canlı yayında sinirlerine hakim olmayı başarması çok şaşırtıcı değil. Daha önce de defalarca sokakta provokasyonlara maruz kalıp sakinliğini muhafaza eden İmamoğlu’nun sırrı ne?

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Dün Mansur Yavaş olayından hareketle siyasî iktidarın, daha doğrusu iktidar koalisyonunun Ankara paniğini ele almıştım. Bugün de biraz Ekrem İmamoğlu’ndan bahsetmek istiyorum. Mâlum, dün akşam Ekrem İmamoğlu iktidara yakın bir yayın organında, Ülke Tv’de uzun bir tek kişilik yayına çıktı. Bayağı uzun süren bir yayın. Ve orada çok ilginç bir olay yaşandı –gazetecilik dışında her şeyin yaşandığı bir olay tabii ki–, bunu bir gazetecilik faaliyeti olarak görmek çok mümkün değil. Ama bakıldığı zaman burada bir Ekrem İmamoğlu sakinliği görüyoruz. Her türlü trollemeye karşı… artık buna provokasyon dememek lazım, trolleme daha çok uygun, yakın dönemin bir lafı.

Aslında post-truth denen, hakikat-sonrası çağın bir lafı. Sosyal medya ile beraber yaşanan bir laf. Her türlü şeyi söylüyorsunuz ve karşınızdaki insanın iler tutar yanı olmayan şeyler karşısında kendisini savunmasını bekliyorsunuz. Savunmaya kalktığı zaman da ettiği lafların aslında hiçbir anlamı olmadığını iddia ediyorsunuz. Sürekli, bitmek bilmez bir suçlama hali ve karşı tarafa da tamamen –nasıl söyleyeyim?– eşit olmayan bir şekilde, kendini savunma imkânı tanımama hali.

Aslında bu olay sosyal medyada çok yaygın ve son dönem Türk yargısı da büyük ölçüde böyle oldu. Normalde yargı bir kişinin suçluluğunu kanıtlaması gerekirken, Türkiye’de uzun bir süredir zanlılar kendilerinin suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. Baktığımız zaman, iddianamelerde iddia diye ortaya atılan şeylerin, en son Gezi İddianamesi’nde de oldu, Cumhuriyet gazetesi iddianamesinde de böyleydi, birçok davada böyle, ortada bir delinin olmadığını, birtakım akıl yürütmelerin olduğunu, “olsa olsa” mantığı ile yapılan birtakım iddiaların olduğunu ve karşı tarafın da gerçekle hiçbir alâkası olmadığı bariz bu iddialar karşısında kendisinin kanıtlaması gerektiği söyleniyor.

Bunun dün akşam televizyonda, medya üzerinden bir tezahürünü gördük. Ve gördüğümüz bir başka husus da tabii ki Ekrem İmamoğlu sakinliği idi. Ekrem İmamoğlu sakinliği aslında daha önce sokaklarda da çok yaşanan bir şey. Bu konuda biz Medyascope’ta bir de haber yaptık. Değişik yerlerde, sokakta Ekrem İmamoğlu’na karşı birtakım çıkışlar oluyor. Hakaretler var, laf atmalar var. Hatta bir tanesi, “Sana vurmak istiyorum, yumruk atmak istiyorum” bile diyordu. Ve bunların karşısında Ekrem İmamoğlu’nun gayet sakin bir şekilde, yüzündeki o gülümsemesiyle geçiştirmesi, bütün bu oyunlara, bu trollemelere gelmemesi var. Kendisine sorduğumuzda bunların örgütlü olduğunu söylemişti. İlk akla yatan bu; yani birilerinin örgütlü bir şekilde Ekrem İmamoğlu’nun sokak faaliyetlerini, kampanya çalışmalarını trollemek istemesi akla yatkın geliyor. Nitekim iktidara yakın olduğunu bildiğimiz birçok televizyon kanalının kameramanları olay yerinde uygunsuz görüntü arıyor.

Yani şöyle bir şey: Diyelim ki birisi size hakaret ediyor. Siz ona aynı dozda cevap veriyorsunuz. İlk kısmından ziyade ikinci kısmı öne çıkarılıyor. Ve “Bir siyasetçinin ağzına yakışmayan laflar ya da hareketler!” diye birtakım yayınlar yapılmak isteniyor. Ama Ekrem İmamoğlu sakinliğini burada da gördük. Açık söyleyeyim, birçok siyasetçi bunu yapamaz, birçok insan bunu yapamaz. Ben şahsen yapamazdım. Yapamam da, çok iyi biliyorum. Mesela diğer örnek Mansur Yavaş da bence pek yapamaz. Diyelim ki dünkü yayında Mansur Yavaş olsaydı herhalde o yayın çok kısa bir sürede stüdyo terki ile biterdi. Ve o sefer de yayıncı, yayını yapan şahıs zaferini ilan ederdi. Ama burada Ekrem İmamoğlu gerçekten bir Hz. Eyüp sabrı –öyle deniyor yanlış hatırlamıyorsam– sergiliyor. Ve gayet sakin bir şekilde sorulara cevap vermeye çalışıyor. Karşı tarafın sordukları şeyler soru olmasa da, konuşmaya ve karşı tarafı sakinleştirmeye çalışıyor.

Benzer bir olayı 24 Haziran öncesinde Muharrem İnce ile yaşadık diyenler olabilir. Aslında bu benzer bir olay değildi. Muharrem İnce’nin bu bir grup iktidar yanlısı gazetecilerle ya da değişik kanallarda, değişik gruplarla yaptıkları, aslında bence iktidarı çok da fazla rahatsız etmeyen bir şeydi. Böyle karşılıklı laf oyunları ile geçen olaylardı. Ama orada esas murat edilen, ciddi meselelerin konuşulmasının, sahici meselelerin konuşulmasının önüne geçilmişti. Bir diğer husus da tabii o tarihte Meral Akşener’in adının çok fazla geçmemesi için Muharrem İnce’nin çok fazla bir şekilde medyada gösterilmesi hususu vardı. Buradakinin buna birebir benzediğini sanmıyorum. Ekrem İmamoğlu için şöyle söyleyelim: 24 Haziran’da bu televizyonda yayınları izleyip de Muharrem İnce’ye oy vermeyi düşünmezken verme kararı alan çok fazla insan yoktur diye tahmin ediyorum; ama burada bu sefer, Ekrem İmamoğlu’na, dünkü olaydan sonra Ekrem İmamoğlu’na oy vermeyi düşünmeyen muhalefet seçmeninden oy verme kararı verenler kesinlikle çıkmıştır.

Bunu şundan söylüyorum: 24 Haziran’ın fiyaskosunun ardından muhalefetin farklı kanatlarında bir daha sandığa gitmeme, sandığın hiçbir fonksiyonu olmadığı gibi düşünceler, yani bireysel boykot düşüncesi çok yaygındı. Ama iktidar ortakları Ankara’da Mansur Yavaş’a yaptıklarıyla, hukuk üzerinden yapmaya çalıştıklarıyla, İstanbul’da da bu tür trolleme faaliyetleri ile Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir kerelik de olsa sandığa gidip ona oy verme düşüncesini bence teşvik ettiler — yani ava giden avlanıyor. Siz o kişileri yıldırmak isterken o kişiler beklediğiniz gibi çıkmayınca, sakin çıkınca, ya da o saldırılara karşı boyun eğmeyince…

Mansur Yavaş olayında, Mansur Yavaş’ın adaylıktan çekilmesi yolunda bir baskı var. Onu yapmıyor. En azından şu âna kadar yapmadı. Bundan sonra da yapacağını sanmıyorum. Ekrem İmamoğlu’nu da bir anlamda tuzağa düşürme beklentisi var. Ama bu sakinlikle bunu yapmıyor.

25 yıl öncesine gidelim. Çok iyi biliyorum o tarihleri, 94 Mart seçimleri, Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’dan aday olduğu ve kazandığı seçimler. Benzer olaylar. Medya bu kadar gelişmemişti tabii. Sosyal medya yoktu. Ama iyi kötü özel televizyonlar vardı. Ve sistem adına durumdan vazife çıkaran birtakım gazeteciler Tayyip Erdoğan’ı bir nevi kum torbası gibi görüp ona her türlü saldırıyı, saygısızlığı vs. kendilerine bir hak ve böyle bir yetki görüyorlardı. Ve onu sözüm ona televizyonlarda teşhir ediyorlardı. Sonunda Tayyip Erdoğan kazandı.

25 yılda Türkiye’de çok fazla bir şey değişmedi. Teknoloji gelişti, kanal sayısı arttı vs.. Ama hâlâ sistem mantığı ve sistemin gazetecileri mantığı aynen yürüyor. Birileri durumdan vazife çıkartıp kendilerinin bu muhalefetin adayını çok kolay perişan edeceği duygusuna kapılıyor. Sorsanız perişan ettiğini de düşünüyordur. Geçmişte, 25 yıl önce o yayınları yapan kişiler de –özellikle kaçak gecekondusu üzerinden Tayyip Erdoğan’ı vurduğunu sanan kişiler de– onun ipliğini, Tayyip Erdoğan’ın “ipliğini” pazara çıkarttıklarını, onu teşhir ettiklerini, perişan ettiklerini düşünüyorlardı. Sonunda kendileri perişan oldular. Ve Tayyip Erdoğan kazandı. Bu sefer ne olur bilmiyorum. Ancak zaten böyle yapılan yayınların baştan kazanma şansı bence olmuyor.

Şu olabilir tabii: Aday, karşısına çıkan kişi gerçekten bir zaaf gösterir, nefsine yenilir, yanlış bir cümle eder ve o cümleyi günlerce döndürürler. Ve bu cümle ile beraber anılmasını isterler. O bile olmadı dün akşamki yayında, bunu görüyoruz. Yani 25 yıl sonra aynı şey. Bugün yaşanan da bir anlamda bu. 25 yıl önce sistemin yaşadığı krizi bugün ülkeyi yönetenlerin, Erdoğan ve ortaklarının krizine benzetebiliriz. Yahut daha doğrusu bugünkü krizi 25 yıl önceki krize benzetebiliriz. Ve bugün o kriz ile mücadele etme adına rakipleri etkisizleştirmeye çalışanları da 25 yıl öncekilere benzetebiliriz.

Burada birilerine birtakım görevlerin verilmesi gerekmiyor. Herkes kendi başına da, yani sokakta gerçekten Ekrem İmamoğlu’na ya da bir başka CHP adayına laf eden, laf atan, PKK’lılıkla suçlayan şu bu kişilerin illâki bir yerlerden talimat alması gerekmiyor. Çünkü bu yaptıklarının yanlarına kâr kalacağına eminler. Başlarına hiçbir şey gelmiyor. Ama bunun çok daha hafifini iktidarın bir temsilcisine herhangi bir vatandaş yapmaya kalktığında herhalde başına neler gelecektir, gelmiştir, bunu biliyoruz. Gücünü bu kişiler haklılıklarından değil, güçlerini iktidardan aldıklarını düşünüyorlar. 25 yıl önceki Erdoğan’a karşı mücadele etmeyi kendilerine bir hak ve sorumluluk olarak gören gazeteciler gibi ya da vatandaşlar gibi, geçmişte sokakta başörtülülere hakaret etmeyi kendilerinin hakkı olarak görenler gibi, bugün de bir başka versiyonunu başka bir şekilde yaşamaktayız. Ama işte burada Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi karşınızda birisi sakin bir şekilde, bütün bu saldırılara karşı sakin bir şekilde cevap verirse, gülümsemesini eksik etmezse ve bu hareketi ile kendisine saldıranın ipliğini pazara çıkarırsa, işin rengi değişiyor.

Şunu görmek lâzım: Kimsenin iktidara çok fazla –iktidar derken sadece siyasî iktidar değil, ekonomik iktidar, kültürel iktidar, hiç önemli değil– iktidarlara bel bağlayarak, gücünü iktidarlardan alarak meydan okuyuşlara girişmemesi lâzım. Çünkü hele bir de bu iktidarlar bir kriz içerisindeyse ve meydan okunan kişiler de bir şekilde kendi iradeleriyle ya da sürüklenerek de olsa bu krize bir tür alternatif teşkil ediyorlarsa, kazanma şansı olmayacaktır. Yani sakin bir şekilde bir gazetecinin siyasî olarak kendisinden çok farklı düşünen birisi ile bir röportaj yapması ve bu röportajda sıkıştırıcı sorular sorması kadar doğal bir şey yoktur. Gazeteciliğin de zaten esasında bu vardır. Ama bir gazetecilik iddiasında –gazeteci diyemiyorum, gazetecilik iddiasında–, yayıncılık iddiasındaki birisinin sırf iktidar böyle ister diye ve iktidara güvenerek ve başına bir şey gelmeyeceğini bilerek yaptığı şeylerden sonuçta bir şey kazanması mümkün olmadığı gibi, kendisi ve yaranmak istediği kişilere kaybettirecektir.

Tabii şunu özellikle vurgulamak istiyorum: 25 yıl önce şahsen İslamî hareketler ve dolayısı ve Refah Partisi üzerine de yazıp çizen bir gazeteciydim. Esas çalışma alanım oydu. Ve bu yüzden de çok ciddi bir şekilde, yeni tabirle mobbing‘e muhatap oluyordum meslektaşlarım tarafından. O tarihte beni sırf Refah Partisi ile ve İslamcılarla ile ilgili çalışmalarımda hakkaniyetli davranmaya çalıştığım için eleştiren, bana hakaret eden meslektaşlarımın önemli bir bölümü AKP’li oldular ya da şu anda AKP’yi destekliyorlar. İsimleri vermeme gerek yok, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Ve bildiğim kadarıyla da benim burada yaptığım yayınları da büyük ölçüde takip ediyorlar. Çok iyi biliyorlar kendileri. O tarihlerde “Ne konuşuyorsun bu insanlarla?” diyen insanların belli bir tarihten sonra o kişilerin etrafında olmak için her türlü çabayı gösterdiklerini biliyorum.

Dolayısıyla eğer Ekrem İmamoğlu yarın kazanırsa –ki böyle bir ihtimal kesinlikle var, öyle gözüküyor, kazanır mı kazanmaz mı bilmiyorum, ama kesinlikle kazanamaz denilecek bir aday değil–, hele bu tür çabalar olursa herhalde şansı daha da artacaktır. Bugün ona her türlü saldırıyı yapmayı mübah görenlerin önemli bir kısmının da yarın Sayın Başkan diye etrafında dolaşacaklarını şimdiden öngörebiliyorum. Evet, burası Türkiye çünkü. Yaşadıklarımız bunu bize gösterdi. Döneme göre, iktidara göre, güce göre hareket eden her meslekten, her çevreden insan var. Ve bu insanlar da hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam etmeye çalışıyorlar diyelim, uzatmayalım, bu kadar. Çok da fazla üzerlerine konuşmamak lazım. Bu kadar konuşmuş olmamız bile belki de yanlıştı. Eğer böyle bir yanlış yaptıysam özür dilerim.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar