Belçika anayasaya “vatandaşların yasalara hayır deme hakkının” eklenmesini tartışıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Belçika’da gündem hükûmet tarafından meşru biçimde kabul edilen bir yasaya vatandaşların ‘hayır deme hakkı”nın anayasaya eklenmesi. Fransız Le Monde gazetesinin haberine göre tartışmanın fitilini ülkenin önde gelen hukukçularından Marc Verdussen ateşledi.

Louvain Katolik Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan Marc Verdussen geçen şubat ayında, Macaristan, Polonya, Türkiye ve İtalya’daki hak ve özgürlüklerin durumunu inceledikten sonra, Belçika’nın “bu ülkelerdeki popülist eğilimlere karşı korunaklı olmadığını” söylemişti. 26 Mayıs’taki Avrupa Parlamentosu seçimleri Verdussen’in haklılığını ortaya koydu: Flaman kökenli aşırı sağcı parti Vlaams Belang, ülkedeki en güçlü ikinci parti haline geldi. Böylece popülizmin yükselişine karşı, demokrasinin zamanın şartlarına uygun olarak dönüşmesi ve gerektiğinde anayasadaki hükümlere karşı çıkmanın, direnmenin ve hatta bunlara itaat etmemenin önemi tartışılmaya başlandı.

Bu tartışmalar sonunda vatandaşların, hükümetin meşru biçimde onaylayıp yürürlüğe soktuğu bir yasayı kabul etmeme hakkının olduğu dile getirildi. Verdussen, bir açıklamasında “Popülist rejimler tehlikelidirler ve demokrasinin arkasına saklanarak, yalnızca halkın oyunun geçerli olduğunu iddia ederler” dedi. “Bu rejimlerde denetleyici kurumlar inkar edilip, temel haklar ihlal edilir” diyen hukukçu, iktidara meydan okuma imkanı veren bu kurumların bu sebeple gözardı edildiğini, bunun sonucunda da muhalif seslerin daha fazla direnemediğini belirtti.

Direniş ve meşruiyet

Bugüne dek Avrupa’da yalnızca iki demokratik ülkenin anayasası sözkonusu hayır deme hakkına benzer düzenlemelere sahip olmuş: 1974’e dek diktatörlükle yönetilen Portekiz ve Nazilerin hüküm sürdüğü Almanya. Portekiz Anayasası, Antonio de Oliviera Salazar rejiminin çöküşünden bu yana halkın ayaklanma hakkını tanıyor. Almanya Anayasası da anayasal düzeni yıkmak isteyenlere karşı direnme hakkını kabul ediyor. Ayrıca ,1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, bireyin zorbalık karşısında “son çare” olarak başkaldırıya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasını öngörüyor. Fakat tüm bu düzenlemeler, şiddetin var olduğu durumlarda direnişin meşru kabul edilmeyeceğinin altını çiziyor. 

Verdussen de önerisinin “temel hakların toplu ve açık ihlalinin” mevcut olduğu durumları kapsamayacağını belirtiyor. Belçikalı hukukçuya göre yasa önerisi, “sembolik” anlam taşıyor. Verdussen, böylece vatandaşların eylemde bulunmak için cesaretlendirilebileceğini ve her türden baskıya karşı gelmenin kolaylaşabileceğini söylüyor.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus