Yepyeni Türkiye’nin ilk günü

23 Haziran İstanbul seçimleri, Türkiye’de yepyeni bir dönemin miladı oldu. Bundan sonra neler olabileceğini kestirebilmek için Erdoğan, Bahçeli gibi kaybedenlerin değil İmamoğlu, CHP, İyi Parti, HDP ve Demirtaş gibi kazananların neyi nasıl yapabileceklerine bakmak gerekecek.

Yayına hazırlayan: Zeynep Duru Güzelil 

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. “Yepyeni Türkiye” startı verdi. Bugün ilk günü diyorum ama, aslında dün gece akşam saatlerinde verildi. 7:15’te rakamların okunması başladı, yani seçim yasakları kalktı. 7:20’de Binali Yıldırım, AKP’nin İstanbul İl Merkezi’nde yenilgiyi kabul etti. Bu kadar açık ve net bir yenilgi yaşandı. 800 bin farktan bahsediliyor, YSK’nın en son rakamı 800 binin üzerinde bir farktan bahsediyor. 10 puana yakın bir fark söz konusu. Bu açık ve net bir galibiyet, zafer, İmamoğlu için; AKP içinse, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan içinse, çok bâriz bir

yenilgi, hatta bir hezimet. 

Bu seçimin en büyük kaybedeni tabii ki Erdoğan, ardından Bahçeli ve onlara değişik şekillerde destek veren hemen hemen herkes, tabii bu arada Binali Yıldırım. Binali Yıldırım, siyasetin en yüksek yerlerine kadar geldi ve en yüksek yerlerinden birisinde Meclis başkanlığını bırakıp İstanbul Büyükşehir belediye başkanı olmak istedi ve çok trajik bir jübile yapmış oldu. 31 Mart’ta yenilgiyi kabul etmiş olsaydı belki bu kadar olmayacaktı, az farkla kaybetmiş olacaktı, şimdi açık farkla kaybetmiş oldu.  “Oylarımızı çaldılar” sözleri hiçbir şekilde insanları ikna etmemiş bir siyasetçi olarak artık çok da etkili olacağını sanmıyorum. 

“Yepyeni Türkiyenin ilk günü”, artık önümüze bakmamız gerekiyor. Geçmişi tabii ki değerlendireceğiz, yorumlayacağız; ama bundan sonra ne olacağına bakmamız gerekiyor. Bir tarafta kaybedenler, bir tarafta da kazananlar var. “Kaybedenler ne yapacak? Ne yapabilir? Kazananlar ne yapacak? Ne yapabilir?” diye bakmak gerekiyor. Ama artık şu bâriz bir şekilde ortaya çıktı: “Erdoğan ne yapacak?” sorusu eskisi kadar önemli değil. “Hele bir bakalım, Erdoğan ne diyecek?” sorusu artık belirleyici olmaktan çıktı. Çünkü artık Erdoğan, bence uzun bir zamandır Türkiye’de belirleyici bir siyasî aktör olmaktan uzaklaşıyor. Ne kadar iktidarı tek elinde toplarsa o kadar güçsüzleşiyor ve güçsüzlüğünün ne kadar sahici olduğu dün akşam ortaya çıktı. Bütün kozlarını oynadı, hata tamir edeyim derken yeni hatalar yaptı. Türkiye’nin en tecrübeli siyasetçilerinden biri ve belki de en tecrübelisi ve yakın zamana kadar da en popüler ismi, kamuoyu desteği en çok olan, seveni en çok olan isim olarak biliniyordu. Ama onun bir yenilgi içerisinde olduğu dün akşam tescillenmiş oldu. Bundan sonra Erdoğan’ın çok da fazla işi toparlayabileceğini sanmıyorum, tam tersine iş daha da kötüye gidecek, çözülme hızlanacak. Ali Babacan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun parti çalışmaları hızlanacak ve oraya yönelik ilgi artacak — bütün bunları anlamak için, öngörmek için, kâhin olmak gerekmiyor Üstelik elinde, bu duruma cevap verebilecek ne kadrosu ne silahı ne kozu var. Bir tek otoriterlik kozu var. Erdoğan ne zamandan beri hep bunu kullanıyor, insanların hak ve özgürlüklerine müdahale ediyor, yargı üzerinden siyaseti dar bir alana hapsetmeye çalışıyor. Ama 23 Haziran seçimleri bu dar alanın Türkiye’yi kaldıramadığını bize gösterdi. Erdoğan’ın otoritesinin hiç de sonsuz olmadığını, aslında ne kadar otoriter olursa olsun otoritesinin iyice zayıflamış olduğunu bize gösterdi. MHP bağlamında baktığımız zaman ise, bu seçimin en ciddi kaybedenlerinden birisi olarak önümüzdeki dönemlerde MHP’yi gerçekten zor günler bekliyor. Hele İyi Parti’nin burada çok riskli bir şekilde de olsa son âna kadar Ekrem İmamoğlu için çalışmış olması da akılda tutulacak olursa — Meral Akşener son âna kadar İstanbul’da faaliyet yürüttü, kampanya yürüttü ve bunun sonucunda da kazananların arasında yer aldı. Herhalde önümüzdeki dönemde bunun meyvelerini ciddi bir şekilde toplayacaktır. İyi Parti, MHP’yi zayıflatmaya herhalde devam edeceğe benziyor önümüzdeki günlerde. Ama sadece kendisini MHP’nin rakibi olarak tanımlarsa çok büyük bir yanlış yapmış olur; çünkü son seçimde gördük, burada CHP’yle kurdukları ittifak ve bir şekilde HDP’nin de desteklediği bu ittifak, Saadet Partisi’nin de bir yere kadar çeperinde yer aldığı bu ittifak, İyi Parti’ye de iyi geldi. Dolayısıyla kendisini MHP’nin alanıyla sınırlaması gerçekten çok gereksiz bir yanlış olur. Herhalde önümüzdeki dönemde İyi Parti’den yeni açılımlar gelebilir. Hatta İyi Parti’yi önümüzdeki dönemde AKP’den kopması söz konusu olan kişiler ve oluşumlarla da bir anlamda paralel ya da yakında görebiliriz pekâlâ. Önümüzdeki günler bu anlamda çok ciddi bir şekilde sürprizlere gebe olacak sanırım. HDP bu seçimin en ciddi kazananlarından birisi — ve Kürtler tabii, sadece HDP değil. HDP bir yanda, ama Kürtlerin de onunla beraber telâffuz edilmesi lâzım. Ve tabii ki Selahattin Demirtaş. Bu iç içe geçmiş üç unsur, Türkiye’de birlikte mücadele etmenin, birlikte hareket etmenin sonuç alabileceğini gösterdi. Öcalan olayına rağmen, iktidarın Öcalan’ı devreye sokmaya çalışmasına rağmen, burada HDP yönetimi, HDP teşkilatı ve HDP seçmeni gerçekten dirayetli davrandı ve sonuçta bu zaferde onlar da paylarını alacaklardır. Önümüzdeki dönemde HDP’nin bu stratejisini sürdürmesi halinde çok daha fazla ses getiren bir parti olacağını, hele Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne yeniden kavuşması halinde çok ciddi bir aktör olacağını; artık CHP başta olmak üzere diğer partilerin HDP’yle hiçbir şekilde yan yana görünmeme tutumundan da artık vazgeçmek durumunda olacaklarını görüyoruz. 

Ve CHP: CHP’ye baktığımız zaman, gerçekten çok büyük bir başarı yakaladı CHP — nihayet. Burada Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkını özel olarak vermek lâzım. Tabii ki bu seçim Ekrem İmamoğlu’nun başarısı, ama burada Kılıçdaroğlu’nun birtakım siyaset tercihleri, birtakım şahıs tercihleri öne çıktı — ki bunlardan birisi Ekrem İmamoğlu’dur ve bir diğeri de tabii ki Canan Kaftancıoğlu’dur. Canan Kaftancıoğlu, ilk adaylar açıklandığı zaman yaptığı o amatörce hatanın ardından pekâlâ görevden alınabilirdi, ama Kılıçdaroğlu onu il başkanı olarak muhafaza etti. O da gerçekten çok başarılı bir performans sergilediler İstanbul İl Örgütü olarak. Şaşırtıcı bir performans CHP açısından. Önümüzdeki dönemde, ilk tabii ki Ekrem İmamoğlu, ama Mansur Yavaş, Tunç Soyer ve diğer belediye başkanları, özellikle büyükşehirlerdeki belediye başkanları CHP’nin taşıyıcısı olacak. Genel merkezle belediye başkanlarının arasında bir koordinasyon sağlanırsa, CHP önümüzdeki döneme gerçekten damgasını basacak bir parti olabilir. Olabilir diyorum, olacak demiyorum. Çünkü CHP’nin geçmişten gelen ve geçen cuma günü Kılıçdaroğlu’yla yaptığımız yayında bizzat kendisinin de özeleştiri anlamında dile getirdiği birçok alışkanlığı var, yaklaşımları var, yanlışları var. Bu İstanbul seçimi bu yanlışların, bu strateji yanlışlarının, hizipçiliğin vs.’nin büyük ölçüde geride bırakılmakta olduğunu gösteriyor. Bakalım böyle devam edecek mi? İşaretler devam edeceği yolunda. Artık CHP’nin %33, %35, her neyse onunla sınırlı, hatta bazen %25’le sınırlı bir parti olmama şansını yakaladığını görüyoruz. CHP bu yakaladığı dinamizmle, hep güçsüz olduğu İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz’in bazı bölgelerinde yeni birtakım politikalar geliştirir, oralara doğru da stratejiler geliştirirse, oralardaki makus kaderini de yenerse –ki şu anda çok elverişli bir ortam var– Türkiye’de çok daha güçlü bir merkez partisi olacak, olabilir. Bu şansı yakalamış durumda; ama bu tür yakalanan zaferlerde şu husus çok önemli: Bunu sürdürebilmek, bunu muhafaza edebilmek çok önemli. Ama şu anda o potansiyel var. Ekrem İmamoğlu, tabii ki Kılıçdaroğlu, Canan Kaftancıoğlu ve diğer belediye başkanlarıyla CHP çok ciddi bir yeri yakalamış durumda. 

Saadet Partisi’ni de kısaca anayım. Saadet Partisi’nin oyları düştü; ama buna çok üzüldüklerini sanmıyorum, çünkü Saadet Partisi yönetiminin büyük ölçüde, hatta İstanbul adaylarının da büyük ölçüde gönlünün Ekrem İmamoğlu’ndan yana olduğunu tahmin ediyorum. O konudaki gözlemlerim bu yolda. Dolayısıyla çok rahatsız olduklarını sanmıyorum ve Saadet Partisi de tabii AKP’deki kaçınılmaz çözülmeden pekâlâ istifade edebilecek bir parti. Ya da o yeni kurulması söz konusu olan partilerle bir şekilde, koordineli bir şekilde hareket etme potansiyeli olabilir. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül’ün adaylığı üzerinde bayağı bir çalışma yürütmüş olduklarını hatırlarsak, Abdullah Gül’ün desteklediği Ali Babacan’ın kurması söz konusu olan partiyle Saadet Partisi arasında birtakım yakınlaşmalar da pekâlâ olabilir. Söylenecek çok şey var, uzatmak istemiyorum, bunları peyderpey konuşuruz, hep buradayız. 

Ama sözlerimi bitirirken özellikle Medyascope’taki arkadaşlarıma çok teşekkür etmek istiyorum. Gerek 31 Mart’ta gerek 23 Haziran’da çok iyi işler çıkardı arkadaşlarımız, genç arkadaşlarımız. Ayrıca burada bizim ricalarımızı kırmayıp bu seçim sürecinde ve seçim sırasında bize yorumlarıyla, analizleriyle katkıda bulunan herkese ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Bu seçim 23 Haziran –31 Mart da böyleydi, 23 Haziran daha fazla böyle oldu– bu ana akım denen medyanın artık yok olduğunu bize bir kere daha gösterdi ve ana akımın artık bizler olduğunu, bizlerin ana akımın fonksiyonunu yerine getirdiğini gösterdi. Son bir not düşeyim: Seçim gecesi Ak Parti İstanbul İl Merkezi’ne de arkadaşlarımız akreditasyon için başvurdular. Akreditasyonumuz reddedildi, başvurumuz reddedildi. Beştepe tarafından verildiği söylendi kararın. Ama ne oldu? Akreditasyon olmuş olsaydı bile arkadaşlarımız binaya girdikten herhalde 15-20 dakika sonra çıkmak durumunda kalacaklardı. Çünkü Ak Parti İstanbul İl Merkezi sandıklar açıldıktan kısa bir süre sonra kapıyı kilitledi. Dolayısıyla, bu işler kibirle olmuyor, bu işler çalışmakla oluyor diyelim.

Burada şimdilik noktayı koyalım ve söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar