Dani Rodrik: “Her zaman karma ekonomiye, hükümet ile piyasaların birbirlerini güçlendirdiği bir anlayışa ihtiyaç var”

Dünya çapında isimlerin yazılarına yer veren Project Syndicate adlı internet sitesi, “Dahası” başlığıyla her hafta bir yazarıyla kısa söyleşiler yayınlamaya ve bunları abonelerine yollamaya başladı. Bu söyleşilerin ilk konuğu uluslararası siyasi ekonomi alanında dünya çapında bir isim olan Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dani Rodrik oldu. Söyleşiyi Okan Yücel çevirdi.

Prof. Dani Rodrik

Ocak ayında, diğer ülkeler aşırı tepki göstermediği takdirde, Donald Trump’ın tek taraflı ve merkantilist politikalarının, dünya açısından sıkıntılı olsa bile yönetilebilir sonuçları olabileceğini yazmıştınız. 6 ay sonra geldiğimiz noktada, istemsizce ilan edilen ateşkesler dışında Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşı tüm yoğunluğuyla sürerken bir yandan da Trump komşularını ve müttefiklerini azarlamaya devam ediyor. Diğer yandan da kısa zaman önce Meksika’yı, gerçekleştirilecek ithalatlara ticarî olmayan gümrük tarifeleri uygulamakla tehdit etti. Sizin yaptığınız tahlil geçerliliğini koruyor mu?

Ben öyle düşünüyorum. Trump’ın ticarî konulardaki tuhaf tavrı, diğer ülkelerin birbirleriyle ticarî ilişkiler kurma isteklerini güçlendirdi. Son örnek de Avrupa Birliği (AB) ile Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) üyelerinden Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay arasında imzalanan anlaşma.

Uzun zamandır Trump açısından, söylemlerinin eylemlerinden daha kuvvetli sonuçlara yol açtığını ve eylemlerinin sertliğinin söylemlerinin kudretini karşılamadığını düşünüyorum. Bu tehditlerin hepsini yapıyor ve sonrasında geri adım atıyor. Meksika konusunda da böyle oldu. Hatta Çin konusunda bile hayata geçirdiği bazı yaptırımlara ülke içinden destek bulsa da kademeli olarak geri adım atması beni şaşırtmaz. Esas mesele diğer ülkelerin panik yapmamaları ve misilleme yapacağız diye kendi ayaklarına sıkmamaları.

Batı dünyasının büyük çoğunluğu, yalnızca Trump yönetimi değil, Çin’in endüstri politikalarına eleştirel yaklaşıyor. Bu noktada, makul işler yaratmak için ABD’nin peşine takılmak yerine Batı ekonomilerine kendi sanayi politikalarını takip etmelerini tavsiye ediyorsunuz. Bu amaç doğrultusundaki en önemli engel nedir ve nasıl aşılabilir?

Bence en önemli engel akıl. Pek çok siyasetçi ve teknokrat – ekonomistlerden söz etmeye gerek bile yok – bir yandan piyasaların kendi işleyişleri içinde başarabileceklerinin sınırını abartan, diğer yandan ise kamu harcamalarının önemini küçümseyen, modası geçmiş bir piyasa köktenciliği düşüncesinin etkisi altında davranmaya devam ediyorlar.

Ben kendi çalışmamda her zaman karma ekonomiye, hükümet ile piyasaların birbirlerini güçlendirdiği bir anlayışa olan ihtiyacı vurguladım. Çin’i ayırırsak, ileri ekonomilerin hepsi karma ekonomi modelinin varyantları üzerine inşa edildi. Bazı yerlerde bu model 1970’lerden sonra arıza vermeye başladı. 1980’lerde piyasa köktenciliği yönüne doğru bir kırılma yaşandı. Benim önerim yeni “sanayi politikasının”, iyi işlere odaklanmasının, iş piyasasına güvensizlik de dâhil pek çok alanda gerçekleştirilecek reformların yeniden planlanmasının bir parçası haline getirilmesiydi.

İyi işlerin yaratılmasının teşvik edilmesinin bir yolunun, iş değişimi ve sermaye yoğunluğunun kullandığı teknolojilere verilen devlet desteğinin durdurulması olduğunu savunmuştunuz. İnovasyonun ise yönetilebilir olduğunu ve bunun da “daha az kalifiye işçileri değiştirmek yerine sosyal açıdan daha faydalı” alanlara yönlendirilebileceğini iddia etmiştiniz. Örneğin ABD diyelim, bunu başarmak için hangi uygulamalara gidebilir?

Öncelikle, istihdam anlayışının geleneksel modellerinin yetersiz olduğunu anlamamız gerekiyor. Makroekonomik politikalar işlerin genel standardını belirler; ancak işlerin yapıları üzerinde daha az etkisi vardır. Daha mikro düzeyde ise vergi inisiyatifleri veya oluşturulan girişimci bölgeler, özel şirketlere hizmet verirler ki bu da yeni iş alanları oluşturulmasının önüne geçer.

ABD’deki başarılı sanayi politikalarından söz etmek istiyorum; ama özel olarak da iyi işleri hedef alacağım. Örneğin federal düzeyde, Defense Advanced Research Projects Agency (DARPA) ve Advanced Research Projects Agency-Energy (ARPA-E) savunma ile bağlantılı sanayilere ve yeşil teknolojiye odaklanıyorlar. Kamu kaynakları, özel sektör inisiyatifleri ve teknoloji uzmanlıklarını bir araya getirerek yeni endüstriler başlatıyorlar. Üretici mesleklerde de aynı alanın yaratılması gerekiyor.

Yerel düzeyde ise pek çok başarılı işgücü modeli ve hazırlık programları mevcut. Bu yapıların içinde devlet kurumları veya belediyeler; şirketler, eğitim kurumları ve yerel sivil toplum inisiyatifleri ile yetenek üretmek için işbirliği yapıyorlar. Bunların kapsamlarını istihdam büyümesini ileri taşımak için de genişletmeliyiz. Yani halihazırda örnek alacağımız güzel örnekler mevcut, eksik olan ise iyi işler yaratmaya odaklanmıyor olmamız.

Bazı meslektaşlarınızı, ideolojilerin çözüm bulma yöntemlerini engellemelerine rağmen buna alan açtıkları için eleştiriyorsunuz. Siyasî solla ilgili de aynı şikâyette bulunuyorsunuz. Yıllarca süren “ideolojilerden feragat etmek” politikasının, ilerici siyasetçileri, “finans ve şirket çıkarlarıyla daha fazla iç içe” olmak anlamına gelen politikaları takip etmeye zorladıkları da bir gerçek. İdeolojilerin bizim perspektiflerimizi kısıtlamak yerine, bizi daha yenilikçi ve bütüncül bir noktaya götürmesinin anahtarı nedir?

İdeolojiler, düşüncelerimizde her zaman rol oynar, düşüncemizi yönlendirmek için bize bir harita sunar. Ancak ne zaman farklı bir harita kullanmamız gerektiğini de bilmemiz gerekir. Dünyanın nasıl işlediğine dair düşüncelerimizin her zaman gerçeklerle ve kanıtlarla test edilmesi gerekir. Hatalarımızı kabul etmeye hazır olmalıyız. Bence pek çok sol görüşlü insan piyasa köktenciliğine karşı “başka bir alternatif yok” fikrini benimsemekle kalmadı, bu düşünceye saplanıp kaldılar; hem de gerçek çok daha komplike olduğu halde. Muhtemelen farkında olmadan da şirketlere ve finansal gruplara, oyunun kurallarının yeniden yazılması sürecinde kullanışlı bir araç olarak hizmet ettiler. Benim düşünceme göre bu yüzden merkez sol partiler (ABD’de Demokratlar ve Avrupa’da sosyal demokratlar) popülist yükselişlere yanıt vermekte geciktiler. Ancak bunun değiştiğini düşünüyorum. Örneğin şu anda, ABD’deki Demokrat Parti’yi yeniden yapılandırmak için sağlıklı bir tartışma ilerlemekte.

Haziran ayında Türkiye’deki iktidar partisi İstanbul’un kontrolünü kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçmişte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştı ve İstanbul’u yönetmenin Türkiye’yi yönetmek için son derece önemli olduğunu açıkça belirtmişti. Ankara ve İzmir de muhalefet yönetimleri altında. Bu gelişmeler Erdoğan’ın otokrat modelinin sonunun habercisi mi?

Sonuç olarak, Erdoğan kendi kibrinin kurbanı haline geldi. İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesinin kendisini zafere taşıyacağını düşünüyordu. Ancak bu kez partisi daha açık bir farkla kaybetti. Ancak yine de bu gelişmeleri Türkiye’deki otokrasinin sona ermesi olarak yorumlamak için henüz çok erken. Ekrem İmamoğlu’nun seçim galibiyetinin yaptığı etki muhalefete umut vermek ve onları daha enerjik kılmaktı. Ancak Erdoğan hâlâ çok güçlü bir şekilde yönetimde duruyor ve bu gücün elinden gitmesine izin vereceği hakkında şüphelerim var. Bilakis, toplum nazarındaki meşruiyeti azaldıkça bence rejimi daha da baskıcı hale gelecek. Erdoğan başka bir seçim mağlubiyetini daha telafi edemeyeceğini biliyor. Bu yüzden de, maalesef, işler iyiye gitmeden önce daha da kötüye gidecek.

Bu arada…

Türkiye’yi düzenli olarak ziyaret ediyor musunuz? Her zaman görmek, yapmak veya yemek istediğiniz şey nedir?

Boğazın iki yakası arasında seyahat eden vapurda yolculuk yapmak. Bu deniz yolu İstanbul’un Asya ve Avrupa bölümleri arasında. Başka hiçbir şehirde bunu tecrübe edemezsiniz. Ayrıca mantı yemek.

Herkesin takip etmesi gereken Twitter hesabınız nedir?

Tabii ki, @rodrikdani,

Fikirlerinizin spesifik bir alanda ve zamanda aklınıza daha kolay geldiğini düşünüyor musunuz?

Sabahları duş alırken aklıma gelen fikirlerin sayısı kayda değer. Duşta aynı zamanda düşüncelerimdeki yanlışlıkları ve hataları da keşfediyorum. Bunun bilimsel bir açıklaması vardır muhakkak, ancak o açıklamayı bilmiyorum.

Küçükken, büyüdüğünüzde ne olmak istiyordunuz?

DJ veya elektronik mühendisi.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar