Yaşamın İzleri (32): Dr. Elif Çongur ile “Neden sorusuna ‘Çünkü seviyorum’ diye cevap vermek”

Yaşamın İzleri’nin 32. bölümünde İrem Afşin konuğu akademisyen, yazar ve editör Dr. Elif Çongur ile evinin arka bahçesinde hayatının köşebaşlarından ülkenin gündemine bakıyor. 

1976’da Ankara’da doğan Elif Çongur’un ilk çocukluk yılları babasının mesleği nedeniyle taşrada farklı şehirlerde geçiyor. İlkokulun her yılını başka şehirlerde okuyan Çongur’un ailesi ortaokuldan itibaren Ankara’ya yerleşiyor. Çocukluk anılarındaki Ankara’yı anlatırken Çongur, “Hep sokaktaydım, sokakta futbol oynayarak büyüdüm. Eve yemeğe bile gitmez, ekmek arası karnabahar yerdim” diyor.

Aileden gelen futbol aşkı

Elif Çongur futbol aşkı ile tanınıyor. Futbol sevgisinin ailesinden kaynaklandığını anlatıyor: “Annem de babam da sporcuydu. Babam ümit milli futbolcu. Çok başka türlü hikâyelerle anlatırdı futbolu, çok severdi. Dört yaşımdan beri futbol maçı izlerim. Futbol ile ilgili meselem, hikayeler. Oyunun güzel tarafıyla, insan hikayeleriyle, oyunun dışarıda kalan yanlarıyla ilgileniyorum, oyun okuyamam belki ama hikayelerini anlatabilirim.”

“Televizyondan seyrederek buz patenci olduk”

1985’ten itibaren buz pateni kaymaya başlayan Çongur, milli takıma kadar yükseliyor: “Hiçbir spor dalına kısmet olmayan bir şey vardı buz pateninde, ailecek TV’den izlenir, takip edilirdi. 80’lerin ortalarında ailelerimiz tarafından ittirilerek Türkiye’nin ilk buz patencileri olduk. Antrenör filan yok tabii, anne babalar pistin kenarından anlatarak kendileri eğittiler bizi. ‘Her şey televizyonda gördüğümüz gibi olacak’ dediler; yurtdışından patenler getirtildi, video kayıtlar durdurulup seyredilerek hareketler çıkarıldı, biz kaymaya başladık. O da  yetmedi tabii, buz pateni şampiyonası düzenledi bizimkiler… Bir delilik hali! Kıyafetimi halam dikti, izlemeye gelenler çiçekler, oyuncak ayılar getirdi. Anne-babaların çılgınlığı bizi buz patenci yaptı. Rusya’ya uluslararası şampiyonaya gittik, ama bizimkiler her şeyi yapıp uluslararası federasyona üye olmayı atlamışlar, yarışamadık! Moskova gördük, döndük. 1995’e kadar Türkiye şampiyonluklarım, derecelerim var, ilk milli takımda yer aldım. Sonraki yıllarda akademide hocalığa başlayana kadar antrenörlük ve koreografi de yaptım.” 

Elif Çongur için tiyatro ise bilinçli bir tercih: “Bana bir şey için ‘Neden’ diye sorarsanız, ‘Çünkü seviyorum’ diye cevaplarım, sadece sevdiğim şeyleri yaparım. Tiyatro da böyle, ortaokuldan beri tiyatroyu çok seviyordum, bilerek isteyerek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) Tiyatro bölümünde okudum. Okulu bitirdim, akademide kaldım, hoca oldum. İhraç edilene kadar 17 yıl akademisyenlik yaptım. DTCF farklı bir ekoldür, okul bizim evimizdir, öğrencilerimizin sanatçı yönleri kadar hayattaki duruşlarını da severim.”

İlk kitap ve editörlük

“Uzun isimli yeşil kitaplar” yazan Elif Çongur, “Neden” sorusuna “Çünkü uzun isimli kitaplar seviyorum, bir de yeşil severim” diye cevap veriyor. İlk kitabı Hürriyet gazetesindeki köşe yazılarından oluşan “Senin Adamın Gol Diyor” İmge Yayınevi’nden çıkıyor. Çongur, İmge Kitabevi ile bağını şöyle aktarıyor: “Bir öğrencim, ‘Sizin burjuva tarzınızla olmayacak bu iş’ dedi ve kitaptaki yazıları derleyip elime tutuşturdu, ben de çocukluğumdan beri bildiğim İmge’ye gittim. İlk kitap çıktıktan sonra bana yarı zamanlı editörlük teklif ettiler. Ama o zaman hayatım akademiden ibaret, ‘Nasıl olacak?’ dedim ama kabul ettim, haftada birkaç günle başladım. Sonra ‘Barış İçin Akademisyenler’ imza süreci geldi, biz ihraç edildik. Ben çok şanslıyım, ihracın ertesi günü bana ‘Buyrun Hocam masanız burada, gelin çalışın’ dediler. İmge sayesinde bir gün bile işsiz kalmadım, bu da travmayı biraz hafifletti.”

“Bir tek annenin gözünün yaşına tahammülüm yok, o imzayı o yüzden attım” 

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” barış bildirisi imzacısı 2000’den fazla akademisyenden biri olan Elif Çongur neden imza attığını net olarak betimliyor: “Bir tek annenin gözünün yaşına tahammülüm yok, o imzayı o yüzden attım. Bin kere olsa yine atarım. İnsanların yaşadıklarının yanında bizim kayda değer bir bedel ödediğimizi düşünmüyorum.”

“Türkiye’de akademi yokuş aşağı gidiyor” diyen Elif Çongur, yine de ümitli: “Mahkemelere gittiğimizde adliyede bakıyorum, o koridolarda akademi yürüyor. Biz kariyerimizi üniversitenin bahçesine gömdük, bu ülkenin en parlak akademik kuşaklarından birini söküp attılar. DTCF bizim evimizdi, bizi evimizden attılar, ama geri döneceğiz.”

Programın sonunda Dr. Elif Çongur kendi bakış açısından Türkiye’nin en büyük sorununu “siyasal İslam” olarak özetliyor: “Laiklik ve sekülerizm, tam olarak uygulanırsa bizi yeniden düze çıkarabilir.”

Kamera: Özgür Özdemir & Nâzım Özgün İpek

Kurgu: Sercan Öztürk 
Arşiv görüntüleri: Elif Çongur 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar