Yaşamın İzleri (33): Eren Aysan ile “toplumsal belleğe sahip çıkmak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri’nin 33. bölümünde İrem Afşin ile konuğu dramaturg, şair ve yazar Eren Aysan sıcak bir ev sohbetinde; Ankara’da geçen hayat hikâyesinden babası Behçet Aysan ile ilgili hislerine, edebiyatın gücüne ve dünden bugüne toplumsal belleğe sahip çıkmanın önemine bakıyor.

1976’da Ankara’da doğan Eren Aysan, 2 Temmuz 1993’teki Sivas Madımak katliamında yaşamını yitiren şair ve doktor Behçet Aysan kızı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tiyatro Bölümü mezunu olan Aysan, halen Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nde dramaturg olarak görev yapıyor. Aysan Ankara’da geçen çocukluğunu anlatırken, Ankara’nın simgesi olan mekanların o mekanlarda zaman geçiren insanlarla simgeleştiğini ifade ederek, yeni bir kitabın da müjdesini veriyor: “Ankara’nın bilinen mekanlarını o mekanlarda yaşamış insanlara anlattırdığımız bir kitap geliyor. Ankara’nın eski zamanlara göre göre çölleştiğini, mekanların kapanması ile simgesel anlamların yitip gittiğini düşünüyorum.”

Sivas’taki Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen şair Behçet Aysan’ın kızı olan Eren Aysan, şair bir babanın kızı olmayı anlatırken, “Babam siyasi bir cinayetle öldürülmemiş olsaydı da çok kıymetli bir insan olacaktı. Babamı toplu öldürülmesinden bağımsız olarak düşünürüm, ben bir doktor ve şair kızıyım” diyor. 

Tiyatro bölümünü seçmesinin bilinçli bir tercih olduğundan bahseden Eren Aysan, “Tiyatroyu önce meslek olarak değil, sadece sevdiğim için çok istedim. Yazarlık ile dramaturjinin çok bağlantılı oldupunu düşünüyorum. Tiyatro içinde çok fazla sanatı barındıran özellikli bir sanat dalı, dışında kalmam benim için acınası olurdu” diyerek seçiminin kendisi için değerini vurguluyor. 

“Toplumsal Bellek Platformu, artık daha fazla çoğalmak istemeyen bir aile”

Babalarını ve aile bireylerini siyasi cinayetler sonucunda kaybedenlerin bir araya geldiği Toplumsal Bellek Platformu’nu nasıl kurduklarını ve hedeflerini Eren Aysan, “Süreç içinde yan yana geldikçe ne kadar büyük bir aile olduğumuzu gördük, artık daha fazla çoğalmak istemeyen bir aile. 2009’da Babalar Günü’nde şimdi CHP İstanbul İl Başkanı ve siyasi bir cinayete kurban giden Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini Canan Kaftancıoğlu’nun girişimiyle bir araya geldik. Bizim yaşadığımız bir toplumsal travma örneği. Katillerin neredeyse pop yıldızı muamelesi gördüğü zamanlar biliyoruz, Abdi İpekçi’nin katili Ağca, Hrant Dink öldürüldüğü zaman yaşananlar gibi. Tüm bunları yaşadıktan sonra, 28 aile toplanıp Meclis’e gittik” diye anlatıyor.

Toplumsal Bellek Platformu’nun öncelikli taleplerini; siyasi cinayetlerde zamanaşımının kaldırılması ve etkin çalışacak Meclis araştırma komisyonları kurulması olarak özetleyen Aysan, önceki dönemlerde AKP yetkilileri ile görüşebildiklerini, ancak son zamanlarda randevu bile alamadıklarını belirtiyor: “Komisyonlar devletin diğer aygıtları ile yan yana duramıyor, olaylar sadece tutanaklara geçiyor, ama bir savcı alıp soruşturmayı ilerletmiyor; bulunanlar sadece raporlarda kalıyor. Ayrıca ‘devlet sırrı maddesi’ bizim cinayetlerimizin üstünü örtüyor.”

“Aslında gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri’nin talepleri ile bizim devletten taleplerimiz arasında pek bir fark yok, zaten Hasan Ocak’ın ailesi de platform üyemiz, tıpkı gazeteci Metin Göktepe’nin ailesi gibi” diyen Aysan adalet taleplerini, “Biz babalarımız değil, devlet kahraman olsun; aydınlarını, yazarlarını, vatandaşlarını korusun istedik, ama olmadı” diyerek vurguluyor. Programda Madımak Davası’nın zamanaşımı sürecini de detaylı olarak anlatan Aysan, gündeme ve adalet talebinin karşılanmamasına bağlı olarak siyasi cinayetlerin yeniden yaşanabileceğinden endişe ediyor. 

Konu edebiyat ve şiire gelince Eren Aysan, bir yılda çıkardıkları dört kitaptan bahsederek, yeni kitapların müjdesini veriyor ve kendisi için üretmenin öneminden bahsediyor. Vesikalık Fotoğraf (2008) kitabıyla 2008 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nün sahibi olan Aysan’ın ayrıca, babasını konu alan Bir Eflatun Ölüm: Behçet Aysan (2012) ve Deniz Feneri, Zeynep Altıok Akatlı ile birlikte kaleme aldıkları 25 Yıllık Ağıt: Unutmadımaklımda ve Gece Uyurken adlı kitapları bulunuyor. Aysan’ın son kitabı ise Hangi Zamandı Unuttum. 

“Türkiye’de bence en temel sorun kısıtlanmış özgürlükler sorunu” diyen Aysan, ülke insanının travmalarla dolu zor bir süreçten geçtiğini şöyle anlatıyor: “Zaten var olmayan bir demokraside tuhaf bir süreçten geçiyoruz, aklımızla vicdanımızla ayakta kalmaya çalışıyoruz.” Siyasi cinayet sonucunda öldürülen aydın bir kişinin sadece bir can kaybı olmadığını, aynı zamanda o insanın tüm tecrübe ve birikimlerinin de yok olduğunu ifade eden Aysan, kendisini kayıplarda en çok bu eksiklik duygusunun etkilediğini söylüyor. 

Son dönemde kendisini en çok etkileyen olay olarak, okulu DTCF Tiyatro bölümünden KHK’lerle hocaların atılmasından bahseden Aysan, “Bölümü ayakta tutmak için dersler vererek destek olduk. Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü kararından sonra herkesin okula geri dönmesini bekliyoruz” diyor. 

“Bu ülkedeki insanların ne olursa olsun bir araya gelme içgüdüsüne güveniyorum” diyerek kendi umudunu vurgulayan Eren Aysan, umut-umutsuzluk algısı üzerine çok düşündüğünü belirtirken gelecek beklentisini şöyle özetliyor: “Çok iniş çıkışlı bir hayatımız var. Gerçekçi olalım, masalda yaşamıyoruz.”  

Kamera: Özgür Özdemir & Nâzım Özgün İpek /  Kurgu: Sercan Öztürk 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus