Ankara Gar Saldırısı’nın dördüncü yıldönümü: Hukuki süreçte gelinen durum

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda düzenlenen bombalı saldırıların üzerinden tam dört yıl geçti. Bu saldırı Türkiye’deki en kanlı eylem olarak tarihe geçti. Ankara Garı’nın hemen önünde 103 kişi öldü, 500’den fazla kişi yaralandı.

Dört yıl önce 10 Ekim’de birçok sivil toplum kuruluşunun ve milletvekillerinin katılımıyla Ankara’da “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” yapılıyordu. 10 Ekim Cumartesi günü Ankara Tren Garı’nda düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi sırasında art arda iki canlı bomba kendini patlattı. Olayla ilgili açılan davanın iddianamesinde canlı bombaların 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz ile açık kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu kişi olduğu belirtildi. 

IŞİD’in yaptığı saldırıdan sonra açılan davada 19 tutuklu ve 16 firari sanık vardı. Tutuklu 19 sanık hakkında 3 Ağustos 2018 tarihinde karar çıktı. Dokuz sanık için katliamda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek”, 100 insanı öldürmek, 391 kez insan öldürmeye teşebbüs etmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Diğer dokuz tutuklu sanık için 7 ile 12 yıl arasında değişen ceza verildi. Tutuklu sanık Erman Ekici örgüt yöneticiliğinden ceza aldı. Katliamda sorumluluğu bulunduğu için Ekici hakkında ayrıca suç duyurusunda bulunuldu.

“Beraber gittik ama beraber dönemedik”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Tüm-Bel-Sen’in İstanbul 1 Numaralı Şube Yürütme Kurulu üyesi ve aynı zamanda saldırılarda hayatını kaybeden Dicle Deli’nin babası Faik Deli de kızını katliamda kaybetti. Medyascope’a o günü anlatan Faik Deli, “Dicle, gar katliamında hayatını kaybeden iki çocuktan biriydi. 17 yaşında bir lise öğrencisi olmasına rağmen bu ülkenin sorunlarına duyarlıydı. Biz beraber gittik ama beraber dönemedik” dedi. 

Dicle Deli’nin cenazesi

“Birçok insan polis müdahalesinden dolayı yaşamını yitirdi”

Deli, 10 Ekim öncesinde yapılan her türlü etkinlikte kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya kaldıklarını söylüyor ve “Ne hikmetse 10 Ekim günü Ankara’nın göbeğine kadar gittik. Tam meydana inerken birkaç tane trafik polisinden başka herhangi bir şey yoktu. Bunu tuhaf bulduk. O gün bir şeyler olacağını bazıları biliyordu” iddiasında bulundu.

Polislerin ölen veya yaralanan kişilerin üstüne jop, plastik mermi ve gazla saldırmak için ortaya çıktıklarını, bunun dışında polislerin görülmediğini söyledi. Deli “birçok insanın polis müdahalesinden dolayı yaşamını yitirdiğini” ve Tabipler Odası’nın da buna dair açıklaması olduğunu ekledi. 

“Aslında birçok şey biliniyormuş”

Tüm-Bel-Sen İstanbul 1 Numaralı Şube Başkanı Kadri Kılıcı, 7 Haziran 2015’te yapılan seçimde AKP’nin tek başına iktidar olamamasından sonra aynı yılın kasım ayında yapılan seçimlerde oylarını artırmış olması süreç hakkında farklı bir okumayı beraberinde getirdiğini savundu.

“Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun basına verdiği iki beyanatı vardı. Bir tanesi ‘biz eylemcilerin eylem yapma hakkını engelleyemeyiz’ sözüydü, ikincisi de ‘bizim oylarımız arttı’ dedi. 1 Kasım seçimlerine 20 gün kala yapılıyor bu. 10 Ekim – 1 Kasım, arada 20 gün var. Tamamen seçime endeksli bir şey. Yani ‘biz seçimi kazanalım da, insanlar hayatını kaybetmiş, önemli değil’ gibi bir konjonktür çalıştırıldı.”

Kamu ihlali mahkemece işlenmiyor

10 Ekim Ankara Gar Saldırısı Dava Takip Komisyonu avukatlarından Gamze Gökoğlu, kamu sorumluluğuna dair yaptıkları suç duyurularının müfettiş raporuna rağmen mahkemece işlenmediğini anlattı: “Yargılanma aşamasından önce müfettiş raporu gelmişti ve müfettiş raporunda katliamdan önce istihbaratın olduğu fakat bu istihbaratın saklandığı açıkça belirtilmişti.”

Anayasal düzeni ortadan kaldırma değil, insanlığa karşı suç

Gökoğlu, “biz yargılama aşamasında bu sanıkların fiillerinin aslında anayasal düzeni ortadan kaldırmak değil, insanlığa karşı suç olduğunu neredeyse her celse dile getirdik. Mahkemeden bu yönde hüküm kurmasını istemiştik. Fakat Erman Ekici için yeni düzenlenen ve firari sanıkların yargılandıkları dosyayla birleştirilen davada, insanlığa karşı suç bakımından da yargılanacak” dedi. Bunun diğer sanıklar için de etkili olması gerektiğini vurgulayan Gökoğlu, insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesinin önemli olmasının sebepleri arasında zaman aşımı işlemiyor olduğunu belirtti. Özellikle firari sanıkların ne zaman yakalanacakları belli olmadığı için davada zaman aşımının işlememesi çok önemli. 

Davalarda kamu sorumluluğunun olduğunu söyleyen Gökoğlu, sanıkların sınırlardan kolay geçişi, İlhami Bal’ın askerle telefon konuşmaları gibi deliller olmasına rağmen sanıkların daha önce çok kolay tahliye olduklarını söyledi. 

Firari sanıkların yargılamaları 21 Kasım 2019 tarihinde saat 10.00’da Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek. 

Mahkeme ailelerden mahkeme masrafı talep ediyor

Bu süreçte çok sayıda baskı ve tehditle karşılaştıklarını söyleyen Faik Deli, “şimdi ise mahkeme masraflarının ailelerden tahsis edileceğini” ve bunun icra yoluyla takip edileceği gibi bir yaptırım ile karşı karşıya olduklarını söyledi. Deli “hayatını kaybedenlerin hayatları onların basit siyasi polemiklerine ve siyasi şantajlarına malzeme olacak kadar ucuz değildir” dedi. 

“Yüreğimizi soğutacak hiçbir şey yapılmadı”

“Bizim tek amacımız adaletin, hukukun tecelli etmesi ve bu ülkede barışın, demokrasinin tesis edilmesi. Gidenlerin geri gelmeyeceğini zaten biliyoruz” diyen Faik Deli dava sürecinde Türkiye’deki katliamların planlayıcısı olduğu belirtilen İlhami Bal’ın 27-29 Mart 2016 tarihleri arasında Ankara’da bir otelde MİT tarfından ağırlandığı iddialarını hatırlattı.  

Katliam alanına anıt

Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısına dair Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Ekim 2018’de Ankara Garı olayın meydana geldiği yerde bir anıt yapılması kararına rağmen halen herhangi bir çalışma yapılmadı. Alanın halen trafiğe açık olmasının hayatını kaybedenlerin yakınlarına acı verdiğini ifade eden Deli, “Araçların tümü bizim cesetlerimizin üzerinden geçiyor hissi uyandırıyor bizde” dedi. 

Dava sürecini anlatan kitap çıktı

Avukat Gamze Gökoğlu, 10 Ekim Ankara Katliamı Dava Komisyonu’nun İstanbul Barosu’yla birlikte 11 Ekim Cuma günü saat 18:30’da dava süreciyle ilgili İstanbul Barosu’nun Galata’daki kültür merkezinde bir panel düzenleyecek. Panelde aynı zamanda dava sürecini anlatan “Duymak Zorundasınız” kitabı tanıtılacak. 

IŞİD’in 7 Haziran- 11 Kasım 2015 tarihleri arasında düzenlediği saldırılar

5 Haziran 2015: 7 Haziran seçimlerinden sadece iki gün önce 5 Haziran 2015 yılında IŞİD, HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda dört kişi hayatını kaybetti ve 402 kişi yaralandı. Saldırının failinin Gaziantepli Orhan G. olduğu tespit edildi. Orhan G.’nin ailesinin oğullarının IŞİD’e katıldığını defalarca emniyete bildirdiği hatta annesinin bizzat Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan yardım istediği ortaya çıktı. Ayrıca şahsın 4 Haziran’da Diyarbakır’a gelerek bir otele yerleştiği, burada asker kaçağı olduğunun anlaşılması üzerine tutanak tutulup serbest bırakıldığı, 2013’ten beri ise “tehlikeli şahıs” olarak polis bülteniyle arandığı belirlendi.

20 Temmuz 2015: Urfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD’in düzenlediği saldırıda 34 kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi yaralandı. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus