Bertrand Badie: “NATO muhtelif çıkarların, bulanık bir kimliğin ve müphem değerlerin birbirine karıştığı bir ittifak türü haline geldi”

Paris Sciences-Po’da Emeritus Prof. Bertrand Badie kısa süre önce “Karşı Çıkılan Hegemonya, Yeni Uluslararası Hâkimiyet Biçimleri”ni (L’Hégémonie contestée, les nouvelles formes de domination internationale, Ed. Odile Jacob, Ekim 2019) yayımladı. Libération’dan Pierre Alonso’nun Badie ile yaptığı ve 3 Aralık 2019’da yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Bertrand Badie
Bugün NATO ne işe yarıyor?

1949’da Soğuk Savaş bağlamında; o sırada Batı nüfusunun çoğunluğu tarafından hegemonyasına karşı çıkılmayan ABD tarafından başı çekilen Atlantik dünyasına siyasî, diplomatik ve askerî kapasite bakımından eşdeğer görülen bir blokun tehdidiyle kuruldu bu ittifak. İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde, bundan galip çıkmış Amerikalı’nın erdeminden ve gücünden pek kuşku duyan yoktu. Nazi canavarını yenmişti ve Stalinci totalitarizm karşısında mümkün tek sur gibi beliriyordu. Dolayısıyla NATO başlangıçta bir değerler kulübüydü. Kökendeki bu işlevlerin hiçbiri bugün bulunmuyor. Varşova Paktı’nın dağıtıldığı sırada George H. Bush NATO’yu sürdürme kararı aldığı vakit, François Mitterrand şu unutulmaz sözü söylemişti ona: “Kutsal İttifak’ı tekrar oluşturmak istiyorsunuz siz.” (Fransız Devrimi’nin mirasçısı Napoléon imparatorluğunu yenen üç Avrupa monarşisinin 26 Eylül 1815’te Paris’te oluşturdukları Kutsal İttifak’ın amacı, ilk başta barışı temin ettikten sonra, karşılıklı olarak kendilerini muhtemel devrimlerden korumaktı–Ç.N.) NATO artık değer sistemleri arasında bir karşıtlığı yansıtmıyordu; Batılılar’ın artık rakipsiz kaldığı bir dünyada Batı üstünlüğünün vurgulanmasıydı. Neo-Con’larla tamamına erecek kimliğe bağlı mesihçi bir yokuştan inmeye başlamıştık.

NATO kendini yeniden icat etmedi mi?

Onu tekrar tanımlama çabasının sonuna hiç gelinemedi. 1989’dan beri hiçbir NATO zirvesinde yeni bir doktrin tanımlamak mümkün olmadı. Önce, NATO sisteminin bugün kime karşı dikildiğini hiç kimse bilmiyor. Sonra, gerçek coğrafi kapsama alanını da kimse bilmiyor: NATO Afganistan’da, Libya’da, Afrika Boynuzu’nun açıklarında ve hatta daha sınırlı şekilde Irak’ta kullanıldı. Üyelerinin coğrafyasıyla mı tanımlanıyor? NATO’nun Avustralya’ya, İsrail’e ya da Japonya’ya doğru genişleyip genişlemeyeceği sorusu zaman zaman soruluyor; fakat coğrafi bulanıklık ortada. Son olarak, NATO üyeleri arasındaki bağın doğası nedir? Artık görünür bir düşmana karşı bir savunma paktı söz konusu değil; muhtelif çıkarların, bulanık bir kimliğin ve git gide müphemleşen değerlerin birbirine karıştığı bir ittifak türü söz konusu.

Öyleyse miadını doldurmuş bir dünyanın mirası mı NATO?

NATO bir vasiyettir. Güncel maksatları hiçbir zaman kapsamlı bir tartışmaya yer bırakmıyor. Atlantik İttifakı üyelerinin birliği Soğuk Savaş sırasında bâriz olmuşsa da, günümüzde böyle değil: Erdoğan’ın Türkiye’sinin, Baltık ülkelerinin ya da Polonya’nın, Avrupa’nın batı yamacındaki ülkelerin perspektifleri aynı değil. Oysa ittifak mefhumu talepkârdır, basit bir koalisyon değil açıkça paylaşılan maksatlar ve ortak değerler etrafında kalıcı bir birlik gerektirir. Bugün o üç unsurun hiçbiri mevcut değil. Artık ittifaklar döneminde değil akışkanlıklar zamanındayız; yani devletlerin koalisyon değiştirebildiği, beliren her hedefe karşı yeni tutumlar gösterebildiği bir zamandayız.

1970’de bir NATO toplantısı
Bugünün başlıca askerî operasyonları (Suriye, Irak, Afrika’nın Sahel bölgesi, Basra Körfezi) neden NATO dışında yapılıyor?

Bu konuda bir tartışma açıldı, ama belirli bir coğrafi çerçeveye atıfta bulunan NATO’nun hangi koşullarda Ortadoğu’da, Afrika’da ya da ötesinde görev yapabileceği belirlenmedi. Her duruma ayrı cevap unsurları gözlemlense de, doktrin mevcut değil.

NATO 2011’de de Libya’ya müdahale etmişti…

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1973 sayılı kararının hiçbir yerinde NATO’ya verilen bir görev zikredilmiyor. Bu nokta müttefikler arasında tartışma yaratmıştı. O sırada Fransa Dışişleri Bakanı olan Alain Juppé, operasyonu NATO’nun ele almasına karşıydı. Oysa karar metniyle müdahalenin aldığı şekiller arasındaki sapma, Libya’da yürütülen operasyonun hakiki doğasını bulanıklıkla perdeledi: Güncel duruma bakınca, NATO’nun rolünü marjinalleştirmeye katkıda bulundu. Fransa’nın Sahra Altı Afrika’daki müdahalelerinde görüldüğü gibi, bölgelerdeki aktörler arasında bir özerklik dinamiği işliyor. İkikutupluluk-sonrası bir bağlamda, bireysel inisiyatif ya da duruma göre koalisyonlar, NATO gibi yapılara nazaran daha esnek ve kurulması kolay görünüyor.

NATO’nun mevcudiyeti Avrupa savunmasının oluşmasını frenliyor mu?

İkikutupluluk-sonrası dünyaya geçişle birlikte, mantıken dünyanın büyük bölgelerinin kendi savunmalarını üstlenebilecekleri zannedildi. İkikutuplu dünyada, karşı karşıya iki ittifak vardır. Parçalanmış bir dünyada ise büyük bölgesel bütünler daha güvenilir vekiller gibi görünür.

Bununla birlikte Avrupa’daki sorun, yüzyıllardır devletler arasında yaşanan ve hâlâ süren iç rekabetlerden gelir. Kıtada artık bloklar-arası çatışma riskinin kalmadığı bir durumda, ortak bir dış politika ve savunma politikası ilan etmek bir yanılsama. Kaldı ki Avrupalı güçlerin işleyen bir özerk savunmanın araçlarını edinmeye hazır oldukları da kesin değil.

Meselenin özü, işitmesi zor da gelse, Avrupa’nın gizli gizli Soğuk Savaş zamanına nostalji duymasıdır: Amerikan şemsiyesi rahatlatıcıydı ve en nihayetinde ucuzdu. NATO’nun görev süresinin sessizce uzatılması sırasındaki gevşek konsensüs bundandı; zira NATO, Avrupa’ya kendi savunmasını kurma vazifesini yerine getirme külfetinden kaytarma olanağı veriyor. Solunum cihazına bağlı yaşayan NATO, daha ekonomik ve daha az karmaşık görünüyor.

Bertrand Badie, l’Hégémonie contestée. Les nouvelles formes de domination internationale, Odile Jacob, 240 sayfa, 22,90 €.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar