İSTANBUL (Medyascope, Reuters, The Economist) – ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, NATO müttefiklerine büyük bir kriz anında Avrupa savunması için ayıracağı askeri kapasiteyi azaltacağını bildirmeye hazırlanıyor. ABD’nin Avrupa’daki asker sayısını azaltması, Polonya’ya tugay konuşlandırmasını iptal etmesi ve NATO taahhütlerini daraltması, Avrupa başkentlerinde daha büyük bir soruyu gündeme getirdi: Amerika gelmezse, Avrupa kendini nasıl savunacak?
Haberin özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Trump yönetimi, NATO müttefiklerine büyük krizlerde Avrupa savunmasına ayıracağı Amerikan askeri kapasitesini azaltacağını bildirmeye hazırlanıyor.
- Bu karar, NATO Force Model kapsamındaki Amerikan taahhütlerinin daraltılması anlamına geliyor ve Avrupa’da Washington’un güvenilirliğine ilişkin kaygıları artırıyor.
- ABD’nin Avrupa’dan asker çekmesi, Polonya’ya tugay konuşlandırmasını iptal etmesi ve İran savaşı nedeniyle füze stoklarını yeniden doldurmaya odaklanması Avrupa savunmasında boşluk yaratıyor.
- The Economist’e göre bazı Avrupa ülkeleri, ABD’nin yardım etmediği ya da NATO’yu bloke ettiği bir senaryoda nasıl hareket edileceğine ilişkin gizli “B planları” üzerinde çalışıyor.
İlgili haberler:
- Trump’tan Almanya’ya rest: Amerikan askerlerinin sayısı azaltılacak
- NATO yıllık zirveleri sona erdirmeyi düşünüyor: “Dramayı azaltalım işimize bakalım”
- NATO’da İran krizi: Trump, ABD’yi ittifaktan çıkarabilir mi?
- Emekli Büyükelçi Fatih Ceylan, Türkiye’de kurulacak yeni NATO karargâhını yorumladı: “Süreç 2022’de başladı”
İçindekiler:
Donald Trump yönetimi, NATO müttefiklerine bu hafta Avrupa’nın güvenliğine ilişkin kritik bir mesaj vermeye hazırlanıyor. Reuters’a konuşan üç kaynağa göre Washington, büyük bir kriz ya da savaş halinde NATO’nun Avrupa ülkelerine yardım için ayıracağı Amerikan askeri kapasitesini azaltmayı planlıyor.
Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir dile getirdiği bir politikanın somutlaşması anlamına geliyor. Trump, Avrupa ülkelerinin kıtanın güvenliğinde ana sorumluluğu ABD’den devralması gerektiğini savunuyor. Pentagon’un NATO çerçevesindeki askeri taahhütlerini daraltma hazırlığı ise bu yaklaşımın artık diplomatik baskının ötesine geçtiğini gösteriyor.
Söz konusu düzenleme, NATO Force Model olarak bilinen yapı içinde değerlendiriliyor. Bu modelde ittifak üyeleri, bir çatışma ya da NATO üyesine yönelik askeri saldırı gibi büyük krizlerde devreye sokulabilecek askeri güç havuzunu belirliyor. Bu güçlerin tam yapısı gizli tutuluyor. Ancak Reuters’a konuşan kaynaklara göre Pentagon, bu havuzdaki Amerikan katkısını önemli ölçüde azaltma kararı aldı.
ABD’nin mesajı ne anlama geliyor?
Pentagon’un planı, 22 Mayıs Cuma günü Brüksel’de yapılacak savunma politikası şefleri toplantısında NATO müttefiklerine iletilecek. Toplantıda ABD’yi, Pentagon politika şefi Elbridge Colby’nin yakın çalışma arkadaşlarından Alex Velez-Green’in temsil edecek.
Colby daha önce, Avrupalı müttefikler konvansiyonel kuvvetlerde daha fazla sorumluluk üstlenirken ABD’nin nükleer silahlarıyla NATO üyelerini korumaya devam edeceğini söylemişti. Bu çerçeve, Washington’un Avrupa savunmasında özellikle kara gücü, konvansiyonel kuvvetler ve kriz anında kullanılacak askeri kapasite konusunda geri çekilmek istediğini gösteriyor.
Reuters’a konuşan kaynaklardan biri, NATO Force Model’deki bu ayarlamanın Colby ekibinin önceliklerinden biri haline geldiğini söyledi. Konunun, temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO liderler zirvesi öncesinde ittifak gündeminin merkezine yerleşmesi bekleniyor.
Pentagon’un bu taahhütleri ne kadar hızlı azaltacağı henüz net değil. NATO sözcüsü yorum talebini ABD’ye yönlendirdi. Pentagon ise Reuters’ın yorum talebine hemen yanıt vermedi.

Avrupa’da güven krizi derinleşiyor
NATO zaten son dönemde ciddi bir baskı altında. Bazı Avrupa ülkeleri, Washington’un yalnızca askeri kapasitesini azaltmasından değil, ittifaktan tamamen uzaklaşmasından da kaygı duyuyor. ABD’nin savaş zamanı Avrupa’ya ayıracağı kuvvetlerde büyük bir azaltıma gitmesi, bu endişeleri daha da artıracak.
Trump yönetimi son haftalarda Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltacak yeni adımlar açıkladı. Bunlar arasında Avrupa’dan yaklaşık 5 bin Amerikan askerinin çekilmesi ve Polonya’ya bir Amerikan kara tugayının konuşlandırılmasının iptal edilmesi de var. Polonya kararı, ABD Kongresi’nde de eleştirildi.
The Economist’in aktardığına göre bu tugay, Teksas’taki Fort Hood üssünden Polonya’ya gitmeye hazırlanıyordu. Birliğin görevi, Rusya tehdidine karşı NATO savunmasına katkı vermekti. Törenle konuşlandırmaya hazırlanan 4 bin askerin görevi, iki haftadan kısa süre sonra iptal edildi. Dergi, bu kararın Avrupa’ya verilen mesajı tersine çevirdiğini yazdı: Önce caydırıcılık sinyali verildi, ardından geri çekilme işareti gönderildi.
Trump’ın daha önce Almanya’dan 5 bin asker çekeceğini açıklaması ve Avrupa’daki bazı başka birlikleri azaltma planları da bu tabloyu güçlendirdi. Avrupa ülkeleri, kendi askeri kapasitelerini artırdıklarını ancak bunun bir gecede yapılabilecek bir dönüşüm olmadığını savunuyor.
İran savaşı Avrupa savunmasını nasıl etkiledi?
Avrupa’daki kaygının bir nedeni de Trump’ın İran savaşı. The Economist’e göre ABD’nin İran’da büyük miktarda füze harcaması, Washington’un kendi stoklarını yenileme ihtiyacını artırdı. Bu da Avrupa müttefiklerine ve Ukrayna’ya yapılacak bazı sevkiyatları geciktiriyor.
Trump’ın Almanya’ya konuşlandırılması planlanan bir seyir füzesi birliğini iptal etmesi de Avrupa savunmasındaki önemli bir boşluğu kapatacak kapasitenin devreye girmesini engelledi. Bu hızlı geri çekilme, Avrupalıların daha önce güvendiği varsayımı sarstı: Avrupa’nın kendi kuvvetlerini güçlendirmek ve ABD’nin istihbarat, gözetleme, lojistik ve komuta gibi kritik desteklerini ikame etmek için zamanı olacağı düşünülüyordu.
Ancak Trump yönetiminin adımları, bu zamanın sanılandan daha kısa olabileceğini gösterdi.

Avrupa’nın gizli “B planı”
The Economist’e göre bazı Avrupa ülkeleri artık yalnızca ABD’nin yardım etmeyeceği bir senaryoyu değil, NATO’nun komuta-kontrol altyapısının da tam çalışmayabileceği bir ihtimali değerlendiriyor. Bu nedenle bazı Avrupa orduları, Amerika’nın yardımı olmadan ve NATO’nun mevcut yapısına fazla dayanmadan nasıl savaşılabileceğine ilişkin gizli planlar yapıyor.
Bu arayışın hızlanmasında Trump’ın ocak ayında Danimarka’ya bağlı Grönland’ı ele geçirme tehdidi de etkili oldu. Bir İsveçli savunma yetkilisi, The Economist’e “Grönland krizi bir uyanış çağrısıydı. Bir B planına ihtiyacımız olduğunu fark ettik” dedi.
Bu konu NATO içinde açıkça konuşulmak istenmiyor. The Economist’e konuşan bir ittifak içi kaynağa göre NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu tartışmanın “ateşe körükle gitmemesi” için bu konuda konuşulmasını fiilen yasakladı. Yetkililer de Amerika’nın ayrılışını hızlandırmamak için isimleriyle konuşmak istemiyor.
Ancak perde arkasında soru giderek daha açık hale geliyor: Eğer Amerika NATO’yu bloke ederse, Avrupa hangi komuta zinciriyle hareket edecek?
NATO’nun zayıf noktası: Komuta zinciri
NATO’nun bugüne kadarki başarısı, yalnızca üyelerin askeri gücünden değil, ortak komuta yapısından kaynaklanıyordu. İttifak, savaş anında farklı ülkelerin dağınık biçimde hareket ettiği gevşek bir koalisyon gibi değil, tek bir komuta altında çalışan büyük bir askeri yapı olarak tasarlandı.
Bu yapının merkezinde Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı, yani SACEUR bulunuyor. Bu görev her zaman bir Amerikalı general tarafından yürütülüyor ve aynı kişi Avrupa’daki Amerikan kuvvetlerine de komuta ediyor. SACEUR, güvenli iletişim ağları ve daimi alt karargâhlarla NATO güçlerini savaş anında hızla yönlendirebiliyor.
Brüksel Serbest Üniversitesi’nden Luis Simón, ABD liderliğinin ittifakı bir arada tutan “tutkal” olduğunu söylüyor. Simón’a göre ABD olmadan caydırıcılık ekosisteminin parçalanması muhtemel.
Bu nedenle Avrupa’nın “B planı” yalnızca daha fazla silah almak anlamına gelmiyor. Asıl mesele, Avrupa ülkelerinin hangi komuta yapısı altında, ne kadar hızlı ve kimlerin liderliğinde savaşabileceği.
Avrupa’da kimler ilk gün harekete geçer?
The Economist’e göre olası bir Avrupa savunma planının çekirdeği, özellikle kuzey Avrupa’da Baltık ülkeleri, Nordik ülkeler ve Polonya’dan oluşabilir. Bu ülkeler hem Rusya tehdidini doğrudan hissediyor hem de güvenlik öncelikleri büyük ölçüde örtüşüyor.
İngiltere, Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa ülkelerinin Baltıklar’da “tripwire” olarak tanımlanan öncü kuvvetleri bulunuyor. Bu nedenle Rusya ile bir çatışma çıkması halinde bu ülkelerin sürece dahil olması güçlü bir ihtimal. Londra merkezli düşünce kuruluşu RUSI’den Edward Arnold’a göre NATO üyelerinin yaklaşık üçte biri, Madde 5’in resmen tetiklenmesini beklemeden “ilk gün” savaşmaya hazır olabilir.
Arnold, bu durumu “Kimse Kuzey Atlantik Konseyi’nde Portekizlilerin gelip tartışmaya katılmasını beklemez” sözleriyle anlattı.
JEF, NATO’nun alternatifi olabilir mi?
Avrupa’nın olası “B planı” içinde en çok anılan yapılardan biri, İngiltere liderliğindeki Joint Expeditionary Force, yani JEF. Çoğunluğu Baltık ve Nordik ülkelerinden oluşan 10 üyeli bu koalisyonun Londra yakınlarında daimi bir karargâhı bulunuyor.
JEF, 2014’te İngiltere ve altı NATO üyesi tarafından kuruldu. Başlangıçta NATO’yu tamamlayacak, Madde 5 eşiğine ulaşmayan krizlerde hızlı müdahale sağlayacak bir yapı olarak görülüyordu. İsveç ve Finlandiya’nın 2017’de bu koalisyona katılmasıyla kapsamı genişledi. Bugün ise JEF, NATO’nun en zayıf noktalarından birini aşabilecek araçlardan biri olarak değerlendiriliyor: Madde 5’in devreye girmesi için oybirliği gerekiyor ve herhangi bir üye süreci bloke edebiliyor.
JEF’in eski komutanı İngiliz Tümgeneral Jim Morris, 2023’te bu yapının “mutabakat gerektirmeyen durumlarda tepki verebildiğini” söylemişti. Koalisyon daha önce tatbikatlar ve deniz devriyeleri için birkaç kez devreye sokuldu.
RUSI’den Edward Arnold’a göre JEF, alternatifler içinde en kurumsallaşmış yapı. Karargâhının istihbarat, planlama ve lojistik kapasitesi var. Ayrıca NATO’ya bağlı olmayan, sınırlı da olsa kendi güvenli iletişim ağlarına sahip. İngiltere’nin üyeliği ise belli ölçüde nükleer caydırıcılık sağlıyor.
Avrupa’nın B planının sınırları
Ancak JEF’in ciddi eksikleri de var. Odağı büyük ölçüde Nordik ve Baltık bölgeleriyle sınırlı. Fransa, Almanya ve Polonya gibi büyük askeri ve siyasi aktörleri kapsamıyor. Ayrıca bazı müttefikler İngiltere’nin savunma hazırlığı konusunda kaygılı. Yetersiz finansman nedeniyle İngiltere’nin kısa sürede konuşlandırabileceği gemi, denizaltı ve kara birliklerinin sınırlı olduğu belirtiliyor.
The Economist’e konuşan bir yetkili bu durumu alaycı bir ifadeyle anlattı: “İngiltere herkesin en sevdiği amca. Ama Downton Abbey sendromundan mustarip. Görüntüyü koruyor ama parası yok.”
Bu sorunların bir kısmı, savunma bütçesini hızla artıran Almanya’nın JEF benzeri bir yapıya dahil edilmesiyle hafifleyebilir. Yine de Avrupa’nın mevcut NATO çerçevesini Amerikan liderliği olmadan devralamaması halinde, JEF en hazır alternatiflerden biri olarak görülüyor.
Avrupa artık aynı soruyu soruyor
Trump yönetiminin NATO Force Model kapsamındaki Amerikan katkısını azaltmaya hazırlanması, Avrupa’daki stratejik tartışmayı yeni bir aşamaya taşıyor. Washington, Avrupa’nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk almasını isterken, Avrupalılar artık yalnızca “daha çok harcama yapmalı mıyız?” sorusunu değil, “Amerika gelmezse nasıl savaşırız?” sorusunu da tartışıyor.
Bu tartışmanın merkezinde NATO’nun geleceği var. ABD’nin Avrupa’ya sağladığı askeri varlık, istihbarat, gözetleme, lojistik, füze kapasitesi ve komuta zinciri onlarca yıldır ittifakın belkemiğini oluşturuyordu. Şimdi bu belkemiğinin zayıflaması ihtimali, Avrupa’yı yeni savunma yapıları düşünmeye zorluyor.
The Economist’in ifadesiyle, gelmeyebilecek bir aktöre dayanan caydırıcılık, gerçek bir caydırıcılık değil. Avrupa’nın “B planı” arayışı da tam olarak bu kaygıdan doğuyor.








