İyi eğitimli, gelir seviyesi yüksek, beyaz yakalı kadınların yüzde 75’i şiddete maruz kalıyor: “Şirketler aile içi şiddetle mücadele mekanizmasının birer parçası olmalı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu’nun, TÜSİAD’ın işbirliği, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ile Sabancı Vakfı’nın desteğiyle şirketlerin, çalışanlarının yakın ilişkide maruz kaldıkları şiddete karşı harekete geçmelerini sağlamaya yönelik başlattığı “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi” kapsamındaki “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi Etki Araştırması Sonuçları”, 18 Aralık günü düzenlenen toplantı ile kamuoyuyla paylaşıldı.

Açılış konuşmasının Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan tarafından yapıldığı toplantıda, Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Mahmut Bayazıt “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi Etki Araştırması Sonuçları”nı aktardı. Bayazıt, projenin önemli etkilerinden birinin, şiddete maruz kalan bireylerin işyerindeki yönetici ve insan hakları sorumlularına başvurabileceklerine dair düşüncelerindeki artış olduğunu söyledi.

Toplantının ardından söyleşi yaptığımız Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Kadının Güçlendirilmesi Projeleri Yöneticisi Sevda Alkan, projenin çıkış noktasını ve etkilerini anlattı.

“İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi” nasıl ortaya çıktı?

Projeye 2013’te başladık. Hedefimiz şirketlerin bu konuda politika oluşturarak şiddete maruz kalan çalışanlarına destek mekanizmaları oluşturmaktı. Ama öncesinde Türkiye’deki durumu görmek istedik. Çünkü o zamana kadar yalnızca Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı belirli araştırmalar vardı. Fakat biz özellikle beyaz yakalı, iyi eğitimli, gelir seviyesi yüksek kadınların şiddete maruz kalıp kalmadığını, hangi şiddet türlerine maruz kaldığını ya da çalıştıkları şirketleri destek mekanizması olarak görüp görmediklerini anlamak istedik. Bu amaç doğrultusunda beyaz yakalı çalışanlarla anket yapmak üzere 2014 yılında şirketlere çağrı yaptık. Bu çağrıya 17 şirket ve Sabancı Üniversitesi olumlu cevap verdi. Böylelikle 18 kurumda anketi uygulamış olduk.

Bu anket size neler gösterdi?

Anketin sonuçları oldukça çarpıcıydı. Kadınların yüzde 75’inin şiddete maruz kaldığını ortaya çıkardık. Daha ayrıntılı söylemek gerekirse bu kadınların yüzde 53’ü ekonomik şiddete maruz kalıyordu – yani kendi maaşlarında söz hakkı sahibi değildiler. Yüzde 60’ı psikolojik şiddete, yüzde 17’si ise fiziksel şiddete maruz kalıyordu. Kadınlar, maruz kaldıkları şiddeti yalnızca anne ve babalarına anlatıyor, çoğunlukla sorunları kendi kendilerine çözmeye çalışıyorlardı. Çalıştıkları şirketteki yöneticiler ya da insan kaynakları departmanları en az tercih ettikleri mecralar arasında yer alıyordu.

Bu sonuçlar doğrultusunda nasıl uygulamalar geliştirdiniz?

Araştırma sonuçları bir hayli çarpıcı olunca projeyi ilerletmek istedik. Dolayısıyla şirketlerin şiddete maruz kalan kadınlara destek olmaları ya da kadınları destek alabilecekleri yerlere yönlendirmeleri noktasında daha aktif rol almalarını hedefledik. Şirketler için bir zemin oluşmuştu ama nasıl bir politika oluşturacaklarına dair bir bilgileri yoktu.

2015’te TÜSİAD bu projeyi destekleme kararı aldı. Böylelikle TÜSİAD ile birlikte uluslararası literatürü tarayarak şirketlerde uygulanmak üzere “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ile İlgili İş Yeri Politikaları Oluşturma Rehberi” adında bir rehber oluşturduk. Bu tür rehberleri hazırladıktan sonra uygulamayı sadece şirketlere bıraktığınızda eksiklikler yaşanabiliyor. Bu yüzden uygulama aşamasında da aktif rol oynadık. Böylelikle 2016 itibarıyla pilot uygulamaya başladık. Pilot uygulama için yine şirketlere çağrı yaptık, yine 17 şirket çağrımıza olumlu yanıt verdi ve böylelikle şirketlerde pilot uygulamalara başladık.

Bu pilot uygulamada öncelikle şirketin politika geliştirme ekibi kurmasını istiyoruz. Sonrasında bu ekibe rehber eğitimi veriliyor. Ayrıca şirketin sunduğu tercihen bir kadın ve bir erkek çalışana toplamda altı gün süren eğitici eğitimi veriyoruz.

Eğitimlerde erkekler nasıl konumlanıyor?

Bu araştırmada erkeklere “Neden şiddet uyguluyorsunuz?” diye sorduğumuzda genellikle “Yemek yapmıyor, çocukları ihmal ediyor” gibi cevaplar alıyorduk. Bu cevapların temeline baktığımızda toplumsal cinsiyet eşitsizliği kaynaklı olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla şiddet üzerine çalışıyoruz ama özellikle tüm eğitimleri toplumsal cinsiyet eşitliği temelli veriyoruz, kurum içi eğitimleri de bu doğrultuda vermelerini öneriyoruz.

Aile içi şiddete karşı politika geliştirip uygulayan şirketlerden ve çalışanlarından nasıl geri dönüşler aldınız?

Özellikle kadın çalışanlarından olumlu geri dönüşler alıyoruz. Daha önce şirketleri birer destek mekanizması olarak görmeyen çalışanlar, bu tür politikalar uygulandıktan sonra destek alabileceklerini gördüler. Tabii şirketlerin verdiği destekler de kendi içinde farklılık gösteriyor. Bazısı, çalışanlarının ücretsiz olarak destek alabilecekleri hukuki ve psikolojik danışmanlık hatları kuruyor. Kimisi, bu konuda halihazırda Türkiye’de iyi işleyen kurumlara yönlendiriyor. Bazısı da ücretli izin hakkı tanıyor. Bunların dışında güvenlik açısından ya da maddi açıdan destek sağlayanlar oluyor. Burada önemli olan nokta, aile içi şiddete maruz kalan çalışanların destek alabilecekleri uzmanlara ulaşabilmesinin sağlanması.

Projenin şirketlere ve çalışanlarına nasıl bir etkisi oldu?

Proje artık beşinci senesine girdi, 60 kadar şirkette uygulandı. Bu süre zarfında çalışanlardan olumlu geri dönüşler aldık. Fakat biz projenin etkisini, çalışanlarda nasıl bir algı değişimi yaşandığını, şirketlerin destek mekanizması olarak görülüp görülmediğini ve aile içi şiddet oranlarında bir değişiklik yaşanıp yaşanmadığını görebilmek için bu sene etki araştırması yaptık. 

Bu etki araştırması 38 şirketi kapsadı. Bu proje kapsamında 2014’te yaptığımız ilk ankette “Kişi aile içi şiddete maruz kaldıysa bunu kendi kendine çözmelidir” diyenlerin oranı yüzde 17’lerdeydi. Aradan geçen beş yılda bu oran yüzde 2’ye düştü. Bu oldukça olumlu bir gelişme çünkü kişinin maruz kaldığı şiddetle kendi kendine başa çıkması neredeyse imkansız, mutlaka destek alması gerekiyor. İnsanların bunu fark etmesi çok önemli. 

Yine önemli çıktılardan biri, çalışanların artık şirketleri birer destek mekanizması olarak görebilmeleri. Bu pilot uygulamalarda kişi, aile içi şiddete maruz kaldığında insan kaynaklarının ilgili departmanıyla bunu paylaşabiliyor.

Bunun dışında çalışanların yüzde 65’i, yani yarısından fazlası şirkette böyle bir politika olduğunun farkında. Şirketlerdeki politikalar ya da destek mekanizmalarından çalışanların genelde haberi olmayabiliyor. Bu açıdan bu rakam da oldukça önemli. Ayrıca, bu politikayla birlikte çalışanların şirketlere olan güvenlerinin arttığını, o şirkette bir kariyer hedefi belirlediklerini ve şirketle gurur duyduklarını görüyoruz. 

Toplumsal cinsiyet algısında bir değişim oldu mu?

Toplumsal cinsiyet algılarında pek bir değişim göremedik. Çocuklar ve gençlerde bu tür eğitimler sonrasında daha hızlı sonuç alabiliyoruz ama yetişkinlerin yerleşik algısı maalesef kısa zamanda değişmiyor. Ama yine de ev içi sorumlulukları paylaştıklarını, işleri kadın ya da erkek olarak ayırmadıklarını dile getiriyorlar. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği algılarında ciddi bir değişim yaşanmadı.

Genelde ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların aile içi şiddete maruz kaldığı yönünde bir algı var. Ancak bu proje beyaz yakalı kadınları kapsıyor. Bu proje ile birlikte kadına yönelik şiddetin bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu da söyleyebilir miyiz?

Tabii ki, hatta projede bunun bir “erkek sorunu” olduğunu da çok net bir şekilde görebiliyoruz. Daha önce kişilere şiddetin kaynağını sorduğumuzda, kadının kendisini, çevresini ya da ekonomiyi sebep gösteriyorlardı. Oysa şimdi artık erkekten kaynaklanan nedenleri dile getiriyorlar. Proje kapsamında yürüttüğümüz anket yalnızca beyaz yakalı kadınlarla yapıldı. Çıkan sonuçlar, şiddetin sosyoekonomik statüden bağımsız olduğunu gösteriyor.

Bu tür toplumsal meselelerde ya devletten ya da STK’lardan destek beklenir. Şirketlerin de bu mekanizmanın birer parçası olması, kadına yönelik şiddetle mücadeleye nasıl bir katkı sunabilir?

Devletin önemi tartışılmaz elbette ama bu tür uygulamalar sonucunda şirketlerin de aslında anlamlı birer destek mekanizmasına dönüşebileceğini gördük. Çalışanlar, günlerinin büyük çoğunluğunu şirketlerde, iş arkadaşlarıyla geçiriyorlar. Üstelik şirketlerin imkanları da doğru kullanıldığı takdirde birçok kapı açabiliyor. Ayrıca burada önemli olan noktalardan biri de birçok insanın nereden destek alacağını bilmemesi. Devletin ve STK’ların göremediği kör noktaları şirketlerin doldurmasının ne kadar hayati olduğunu bu araştırmayla anlamış olduk.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus