Camus salgın kıskacında: “İnsanların sinek gibi ölmesine alışmayın. Çaresizliğe alışmak, çaresizliğin kendisinden daha tehlikelidir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin çevrimiçi edebiyat konferansı serisi SALON Edebiyat’ın ilk bölümünde; yazar, çevirmen Yiğit Bener ile oyuncu, çevirmen Serra Yılmaz, 20. yüzyılın en etkili Fransız yazarlarından biri olan Albert Camus’nün metinlerinden yola çıkarak salgını, edebiyatı ve insanlık durumunu konuştu.

Camus’nün ilk kez 1947’de yayımlanan Veba romanı, konusu gereği koronavirüs salgını günlerinde en çok okunan, alıntılanan kitapların başında geliyor. Camus, bu romanında okurlarını, veba salgınıyla savaşan Doktor Rieux’nün kişiliğinde, yenilginin sonu gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkmaya ve yaşama anlam katmaya çağırıyor.

Camus’nün 1941’de yazdığı tahmin edilen Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı kısa metni ise yazarın veba salgınıyla mücadele eden hekimlere yönelik tavsiyelerini içeriyor. Yiğit Bener’in Türkçe’ye çevirdiği ve Türkiye’de ilk kez geçen nisan ayında Artı Gerçek gazetesinde yayımlanan bu kısa metin, Camus’nün Veba romanının hazırlık aşamasında ortaya çıkmış.

“İlaç ve bilgi tek başına yetmiyor, bir de felsefe lazım”

Yiğit Bener, Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin düzenlediği çevrimiçi konferansta bu kısa metinden yaptığı alıntılar ile Camus’nün, Veba’nın hazırlık aşamasında işin felsefesini de tanımladığını söylüyor.

“Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez (…) Siz ki hastalıkla olabildiğince içli dışlısınız ve bundan ötürü doğal olarak gönül bulandırıyorsunuz. İşte bu nedenle herkese örnek olmalısınız (…) Her şeyden önce, asla korkmamalısınız (…) Netice itibariyle korku, insanı hastalığın etkisine açık hale getirir (…) Sizler, vebayla boğuşan hekimler, vebanın ölüme yataklık ettiği o dünyaya adımınızı atmadan önce ölüm düşüncesine karşı benliğinizi sağlamlaştırmalısınız ve bu düşünceyle barışık olmalısınız. Eğer bunun üstesinden gelebilirseniz, üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir şey kalmaz ve dehşetin tam ortasındayken bile gülümseyebilir hale gelirsiniz. Bundan çıkarmanız gereken sonuç şudur: Size bir felsefe lazım. – Albert Camus”

Yiğit Bener’in anlatımına göre Veba romanında beş aşama yer alıyor. Camus, romanın başında önce bireyi anlatıyor, salgının topluma yayılmasıyla birlikte birey ve toplum arasındaki etkileşime odaklanıyor. Salgının iyice hâkim olması, sınırların ortadan kalkmasına ve her şeyin iç içe geçerek bir bulamaç haline gelmesine sebep oluyor. Daha sonra salgının çözülmesi ile birlikte birey ve toplum da ayrışmaya başlıyor. Salgın aşıldıktan sonra ise birey tekrar kendi hayatına dönüyor.

Bener’e göre romandaki bu beş aşama, yas sürecinin aşamalarına benziyor, buradaki yas sürecinden kasıt, bireylerin salgından önceki hayatlarına dair. Bu sürecin ilk aşaması şok, inkâr ve hazırlıksız yakalanma. İkinci aşama öfke ve günah keçisi arayışı, üçüncü aşama pazarlık. Dördüncü aşama ruhsal çöküntü ve acı, beşinci aşama ise kabullenme ve mevcut koşullarla baş etme çabası.

“Bugün salgın olarak gördüğümüz şey aslında içimizde taşıdığımız kendi ölümümüz”

Koronavirüs salgını dolayısıyla Camus’yü yıllar sonra yeniden keşfettiğini söyleyen Serra Yılmaz’a göre tüm bu anlatılar ve şu an yaşadıklarımız bizim insan olarak ne kadar kırılgan olduğumuzu gösteriyor. Camus’nün Veba romanının geçtiği Oran kentinde olduğu gibi, ne kadar modern ve ileri olursak olalım, insanlar olarak böylesine ilkel bir şekilde, kolaylıkla ölebiliyoruz. Yani bizim bugün veba ya da koronavirüs olarak gördüğümüz şey, aslında içimizde taşıdığımız kendi ölümümüz. Hepimiz kendimizi ölümsüz zannediyoruz, böyle bir yanılsama içinde yaşıyoruz. Hiçbirimiz içinde olmadığımız bir dünyayı hayal edemiyor, geleceğe olan yansımamız ile yaşıyoruz. Oysa tüm teknolojik ilerlemelere rağmen, hiçbir şey bizi ölümden kurtarmayacak.

Ama öte yandan içimizdeki ölümcüllüğü taşıyarak ve acı çekmenin tüm saçmalığını da bilerek yaşamaya devam ediyoruz. Serra Yılmaz, bu noktada Sisifos mitosuna referans veriyor. Burada insan, aynı taşı dağın tepesine çıkarır, taş yuvarlanır yeniden düşer, insan yeniden çıkarır ve taş yeniden düşer ama her şeye rağmen yaşamaya değer bir şeyler vardır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus