Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık

Darüşşafaka Cemiyeti ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle, usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın anısına her yıl bir öykücüye verilen Sait Faik Hikâye Armağanı’nın 72’nci ödül töreni, ilk kez İş Kuleleri ya da Darüşşafaka gibi kurumsal bir salonda değil; Pera Palas Oteli gibi İstanbul tarihi kadar, lüksünün de ikonik bir markasında yapıldı.

Anlaşılan o ki yayınlarının, ödüllerinin yanı sıra İş Bankası Kültür, kitap dünyasına verdiği önemin altını çiziyor.

Sait Faik Abasıyanık Armağanı seçkisine başvuran 190 eser arasından, aile içi ilişkilere odaklanan “Sardunyalar Güneşe Bayılır” (Sel Yayıncılık) öykü kitabıyla Başak Arslan’a; Onursal Jüri Başkanı Doğan Hızlan adına Rumelikavağı’ndaki balıkçıları anlatan “Maviden-Deniz Güzeldir” (Edisyon Kitap) kitabıyla Vecdi Çıracıoğlu’na ödülleri takdim edildi.

11 Mayıs 1954 tarihinde yitirdiğimiz Sait Faik’in aynı gün 72’nci ölüm yıldönümünde gerçekleşen törenden düşün dünyamızın konfor alanını sarsacak çokça anı ile döndük.

Örnek vermek gerekirse, bankacılar paradan başka bir şey de düşünürmüş!

Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık
Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık

Kültür-sanat çevresinden kalabalık bir topluluğun davetli olduğu törene İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali ev sahipliği yapıyordu.

Bali sohbetimiz sırasında elinde tuttuğu, İlay Bilgili’nin “Onca Günah Varken” kitabını gösterip “Çok beğendim” diyordu.

EdebiyatHaber sitesinde Mustafa Oğuz, yazarın kitapla ilgili tanıtımına yer vermiş: “Doğanın ya da dünya dengelerinin acımadan sarstığı insanın, en basit yanlarına tutunarak bu karmaşaya galip gelebileceğini anlatan, temelimize tutunan bir kitaptır.”

Demek ki ödül başvurusunda bulunan kısa listeyi de kayda almalı.


Edebiyat dünyasında yeni yazarlarla tanıştığımız şu günlerde, 2025 yılında bir önceki yıla göre başvuru sayısında yüzde 33 ile gerçekleşen “rekor artış” sürpriz olmasa gerek.

Armağan için başvuru sayısındaki önemli artışın, edebiyat dünyasında alttan alta devam eden bir devinimin işareti olduğunu vurgulayan Bali, “Türkiye’de kitap okunmuyor” algısının gerçeği yansıtmadığını, bu görüşü dile getirenlerin kitap okumadığını söylüyor.

İspatı: 1956 yılında Hasan Ali Yücel tarafından kurulan İş Bankası Kültür Yayınları, 2025 yılı verileriyle 2.555 başlık altında 16,5 milyon kitap basmış. 15 milyonun üzerinde satış gerçekleştirmiş.

Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık
Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık

Sait Faik’in “Yazmazsam ölürüm” dediği yazarlık durumunu Doğan Hızlan anlattı: Yeşil pardösüsü ve kahverengi şapkası ile Burgaz adasında dolaşırken kendini bir kırtasiye dükkânına atan, kalemi kâğıdı eline alan Sait Faik’in İstanbul’u ve 48 yıllık yaşamına sığdırdığı edebiyat eserlerinin ölmezliğine vurgu yapıyordu.

Oysa yazar, Adnan Bali’nin vurguladığı gibi o tarihlerde yazmaya tövbe etmiş, ölümü beklemeye karar vermişken…

Aslına bakarsanız Sait Faik’in yazı hayatı hepi topu 23 yıl. İlk yazısı “Uçurtmalar” Milliyet gazetesinde 9 Aralık 1929 tarihinde yayımlanmış.


Ödül törenine dönersem, bir tarafı banka, öbür tarafı eğitim kurumu desteği ile süregiden sahipleniş…

Sait Faik’in Darüşşafaka’da katıldığı bir konferans sonrası vasiyeti üzerine, vefatından sonra annesi Makbule Hanım tarafından eserlerinin telif hakları bu eğitim kurumuna bırakılıyor.

2025 yılı itibarıyla Sait Faik’in telif hakları serbest kalmasına rağmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın önderliğinde pek çok yayınevi, bu mirası yaşatma kararlılığıyla, eserlerden elde edilen geliri Darüşşafaka Cemiyeti’ne aktarmaya devam ediyor.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Güleç, Darüşşafaka’nın yazarın anısına 1964 yılından bugüne kesintisiz olarak Sait Faik Abasıyanık Armağanı geleneğini sürdürdüğünü vurguluyor.


Kendi ifadesiyle İş Bankası Kültür Yayınları’nın maliyet hesabı yapmaksızın kitap dünyasını desteklemesi, Adnan Bali’nin kişisel tarihi ile örtüşüyor.

Bali’nin törendeki konuşmasından öğreniyoruz ki ailesi adına memleketinde kurduğu kütüphane, rakamlarla geçen ömrüne mana katma hikâyesiymiş.

Annesi Sabiha Hanım, 1940’lı yıllarda Gaziantep’in İslahiye ilçesinde lise yokken, var olan tek ortaokulun tek kadın öğrencisi.

104 köy muhtarının, tabii ki hepsi erkek, önünde ceket iliklediği Özel İdare memuru olarak iş yaşamına atılan; duvardaki gaz lambası ışığında Kemal Tahir’in “Devlet Ana” kitabını okurken hafızasında resmettiği 5 çocuk annesi adına ne yapabilirdi?

Annesi ve babası adına kurduğu Sabiha-Aziz Bali Halk Kütüphanesi fikri, bu sorudan hareketle doğuyor ve 2020 yılında da İslahiye’de kapalı cezaevinden dönüştürülen binada kütüphane açılıyor.

Ağabeyi Lütfü Bali’nin tutukluluk döneminde, üniversite giriş sınavına hazırlandığı cezaevi…

Bu yanıyla kapanan cezaevinin de bir kütüphane (!) geçmişi bulunuyor.

Bali kütüphanenin “çok amaçlı” kullanılabildiğini şu sözlerle aktarıyor:

“Kütüphanede bir ev hanımı kitap okuyordu. Kitaplarla nasıl tanıştığını sordum, ‘Ben aslında buraya kitap okumak için gelmemiştim. Yazın sıcağından, kışın soğuğundan sığındım. Örgümü alıp geliyordum. Sonraları utandım, bir kitap istedim. Kuyucaklı Yusuf’u okuyorum’ dedi. Ben de (yine Sabahattin Ali’nin) ikinci kitap olarak Kürk Mantolu Madonna’yı önerdim.”

Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık
Serpil Yılmaz yazdı: Rakamlardan yorulduk, kitaplara sığındık

Henüz ortaokul çağında adını aldığı Adnan Menderes’i anlatan Şevket Süreyya Aydemir’in “Menderes’in Dramı”, lise yıllarında Fyodor Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanını okuyan bir genç olarak yetişkinliğe adımını atan Bali’ye edebiyat tutkusu annesinden geçiyor.

Bali konuşmasında, bankacıların duymasının isabetli olabileceği bir parantez açıyor:

“İnsana dokunmayan rakamlara dokunamaz. Sayılar birçok şeyi ölçebilir ama anlam üretemez. Anlam ancak insanla, insanın duygularına, düşüncelerine, yüreğine hitap etmekle mümkündür. Eğer bilgi artarken bilgelik de artsın istiyorsak okumalıyız. Çoklu okumalıyız ve daha önemlisi doğrulanmak için değil yanlışlanmak için okumalıyız.”

Bu cümleler bana 1992-2004 yılları arasında Merkez Bankası Banka Meclisi Üyesi Bilsay Kuruç’un, Bali’nin “bilgelik ve anlam” üzerine yaptığına benzer yorumlarını anımsattı.

Akbank eski genel müdürlerinden Hamit Belli, bir röportajımızda patronu ile ücret pazarlığına yıllık klasik müzik konseri biletlerini koyduğunu söylüyordu.

Son 20 yılın bankacılarının kültür ve sanata yakınlıklarına ilişkin pek örnek veremeyeceğim…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.