Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (37): Ahmet Altan’ın Roma konuşması

Ahmet Altan’ın Çanakkale Savaşı’nı ve 1915 olaylarını konu alan romanı “O Yıl”, 14 Kasım 2025 tarihinde Everest Yayınları tarafından yayımlandı.

Süratle İtalyancaya çevrildi ve 3 Haziran’da İtalya’da piyasa çıktı.

Ahmet Altan, kitabın yayınlanmasının hemen ardından, 14 Haziran’da Bologna’da düzenlenen edebiyat festivaline konuk oldu. Burada, defalarca uzun alkışlarla kesilen bir konuşma yaptı.

Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (37): Ahmet Altan’ın Roma konuşması

Geçtiğimiz pazar günü de iki bin kişilik antik Palatio Stadyumu’ndaki Roma Edebiyat Festivali’nin davetlisiydi. Altan’ın Edebiyat Festivali için yazdığı ve bu davette, kendisiyle yapılan söyleşiden önce ünlü bir İtalyan artist tarafından sahnede okunan metin, La Republica Gazetesi’nde tam sayfa yayınlandı. O Yıl birkaç ay sonra da Fransa’da piyasaya çıkacak. Fransa’da da Le Monde Gazetesi geçen yılın sonunda romanla ilgili tam sayfa bir röportaj yayınlamıştı. 

İtalya’nın en büyük ikinci gazetesinin tam bir sayfa ayırdığı Ahmet Altan’ın yazısı da kitabının rekor sayılacak bir süre içinde İtalya’da yayınlanması da gördüğü ilgi de Türkiye’de ağır bir sessizlikle karşılandı.

Ben bu eksikliği gidermek adına kendisinden La Rebuplica Gazetesi’nde yayınlanan ve Roma Festivali’nde okunan yazısını rica ettim.

Sizlerle paylaşıyorum:

“Gücümüz

Yıllar önce ben hapisteyken burada, bu stadyumda kitabımın okunmasını, benim sesimin size ulaşmasını sağlayan ve

bugün beni tam da buraya sizin karşınıza getiren şeye ‘güç’ denir.

O güç, yazıdır.

Yeryüzündeki tek gerçek iktidardır yazı.

İnsanlar, siyasi mevkileri ve parayı güç olarak görüyorlar.

Kaybedebileceğiniz bir şey güç değildir.

Güç, her şeyinizi kaybettiğinizde hala sizde olan, kimsenin alamadığı, dokunamadığı her neyse, odur işte.

Ben bunu yaşayarak öğrendim.

Sizi bir hapishanenin taş bir hücresine koyduklarında hiçbir şeyiniz kalmaz. Ne paranız vardır, ne sosyal bir mevkiniz.

Dışarıya çıkamazsınız, sevdiklerinizi göremezsiniz, istediğiniz yemekleri yiyemezsiniz, hiçbir geçmişiniz yokmuş gibi davranırlar, geleceğinizi elinizden alırlar.

Şartları değiştiremezsiniz.

Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (37): Ahmet Altan’ın Roma konuşması
Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (37): Ahmet Altan’ın Roma konuşması

Bütün bunların ortasında yapayalnız kalırsınız.

Çökmenizi, kırılmanızı, yok olmanızı beklediklerinde, sizi, sizi esir alan herkesten daha güçlü kılacak olan o muhteşem güç, o insanlığın en büyük mucizesi, size her şeye dayanacak iradeyi verir.

Bir kağıt kalem alır ve yazarsınız.

Yazdığınız her satırda gücünüz büyürken, sizi hapsedenler küçülürler.

Yazı, sizin hayal gücünüzdür.

Hayal gücünün sınırları yoktur, duvarları yoktur, yasakları yoktur. Efendileri yoktur. Gardiyanları yoktur.

Siz bir taş odada tek başınıza otururken, sesiniz bu stadyumda yankılanır. Sesiniz çoğalır. Dinleyenlerin sesiyle bütünleşir, gökyüzüne yükselir ve binlerce yeni sesle zenginleşmiş olarak size, o taş duvarların arasına döner.

Yeryüzünde bu güce karşı direnebilecek hiçbir şey bulunmaz.

Dirençle dolarsınız. Yeryüzünün en kötü şartlarını bile yenebileceğinizi büyük bir güvenle hissedersiniz.

Yalnızlar, yoksullar, esirler, dünyanın efendilerinin küçümsediği bizler… Biz hayal gücümüzle, hayal gücümüzün eseri olan yazılarımızla güçlüyüz.

Yazı, bizim irademizdir.

Yazının bir sihri vardır: Yazı, sadece yazılmaz. Yazı aynı zamanda okunur.

Yazıyı okuyan da, yazıyı yazan kadar büyük bir güç kazanır bu sihir sayesinde.

Sizi dünyanın en kötü şartlarının arasına mı koydular,

Dante’yi okursunuz, Gramsci’yi okursunuz, Boethius’u okursunuz.

Cehenneme gidersiniz, cennete gidersiniz, felsefenin melekleriyle konuşursunuz.

Tolstoy’u okursunuz, Balzac’ı okursunuz, Shakespeare’i okursunuz. Dostoyevski’i, Pirandello’yu, Viktor Hugo’yu, Goethe’yi okursunuz.

Sadece duvarları, sadece kötülükleri değil, herkesi korkutan zamanı da yenersiniz.

Benim babam ünlü bir yazardı.

Bir yazısında, ‘mutluluk, zamanı unutmaktır’ demişti.

Zaman, bizi farkında bile olmadığımız bir şekilde sürekli korkutur. Bir sona doğru gittiğimizi bilmenin yarattığı korkudur bu.

Bir yazıyı yazdığınızda da, bir yazıyı okuduğunuzda da zamanın baskısından kurtulursunuz. Zamanın içinde yıldan yıla, çağdan çağa atlayarak, bazen geçmişe, bazen geleceğe giderek

dolaşabilirsiniz.

Kölesi olduğunuz zamanın, efendisi olursunuz yazı sayesinde.

Yazı bütün korkularınızı yok eder. Bütün acıları iyileştirir ve bütün sevinçleri çoğaltır.

O minicik harflerin yarattığı köprülerden istediğiniz yere gider, istediğiniz kişi olursunuz.

O köprülerde, her insan, bütün insanlıkla buluşur.

İnsanlığın bütün enerjisini kendi ciğerlerinde hisseder.

Yazı, insanla insanlığı buluşturur.

Yalnız olmadığınızı görürsünüz.

Siz insanlığın bir parçasısınız ve insanlık sizin bir parçanız. Bu birbirinden kopartılamaya çalışılan iki parçayı yazı bir araya getirir.

Yazıdan başka hiçbir güç bunları yapamaz.

Onun için yazı yeryüzünün en büyük iktidarıdır.

Ben bunları yaşayarak öğrendim.

Yıllarca önce ben bir taş hücredeyken yazı benim sesimi buraya taşıdı ve bugün buraya beni yazı getirdi.

Sizi istediğiniz yere de yazı götürecektir.

Dünya bugün, Gramsci’nin dediği gibi bir ‘canavarlar çağı’ yaşıyor. Bir çağdan bir çağa geçerken oluşan alacakaranlıkta ortaya çıkan bu canavarlar hayatlarımızı yok etmeye çalışıyorlar.

İnsanlığın kendi içinden çıkan bu canavarları, insanların bulduğu yazıyla yeneceğiz biz.

Yalnızlar, yurtsuzlar, yoksullar, esirler, sürgünler…

Kendisini herhangi bir güç karşısında güçsüz hissedenler…

Çaresizler… Zamandan korkanlar.

Her şeyi yenebilirsiniz.

Yazı, sizin sihirli çizmelerinizdir. Onu giyin ve hayatın efendisi olun.

Biz, hayatın efendisiyiz.

Çünkü biz yazıyoruz. Çünkü biz okuyoruz.

Onun için bugün burada bir festival değil, bir direnişin zafer yürüyüşünü görüyorum ben.

Yazıyla birlikte yürüyoruz.

Size bakarken içimde aynı ses yankılanıyor: yalnız değiliz.

Bu büyük yürüyüşte beni de aranıza aldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş