Konuşulan konular açısından 12 yıl öncesi ile bugün arasında pek de bir fark yokmuş doğrusu. AK Parti’nin, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını resmen açıklayacağı Ankara Ticaret Odası’ndaki büyük tanıtım toplantısı günün en çok konuşulan olayıymış.
Medya, daha ziyade adaylık tanıtımının lojistik detaylarına, sahne düzenine ve “Bu bir veda değil, yeni bir başlangıç” temalı senaryolarına geniş yer vermiş.
CHP ve MHP’nin ortak cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği Ekmelettin İhsanoğlu’nun seçim kampanyası stratejileri, partilerin Meclis grup toplantıları öncesi kulis bilgileri de manşetlerdeymiş.
10 yıldır hapiste olan Selahattin Demirtaş o dönem HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olmuş.

Artık zamana karışmış olan 1 Temmuz tarihli Vatan Gazetesi manşetine “Yarış Başlıyor” başlığını oturtmuş. Altına “AK Parti Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını bugün ilan edecek, 40 günlük Çankaya maratonu başlayacak. Anket şirketleri ‘Bugün seçim olsa’ sorusunu sordu. İşte sonuçlar” cümlesini yerleştirmiş. Konda, Anar, AG ve Pollmar’ın da tahminlerini sıralamış.
Manşetin altına da Erdoğan’ın, İhsanoğlu’nun ve Demirtaş’ın resimlerini koymuş.
Gene Dünya Kupası varmış… Ama Brezilya’da.
O gün de spor sayfaları 2014 FIFA Dünya Kupası son 16 turu maçlarıyla çalkalanıyormuş.
30 Haziran’ı 1 Temmuz’a bağlayan gece oynanan maçlarda Fransa’nın Nijerya’yı 2-0 yenmesi ve Almanya’nın Cezayir karşısında uzatmalarda 2-1’lik skorla zorlanarak çeyrek finale yükselmesi medyanın en sıcak konuları arasındaymış.
Dış politika gündeminde, IŞİD’in haziran ayında Musul’daki Türkiye Başkonsolosluğu’nu basarak rehin aldığı Türk diplomatlar ve TIR şoförlerine dair yürütülen diplomatik temaslar ve belirsizlik haberlerine rastladım.
Yılın ikinci yarısının ilk günü olması sebebiyle memur maaş katsayıları, enflasyon oranları beklentileri ve vergi dilimlerindeki düzenlemeler gene gündemdeymiş.
Hep aynı yerde sürekli daha dibe doğru kayarak kıvrandığımız bu haberlere baktığımızda da görülüyor.
Türkiye’nin içine düştüğü bu talihsiz sarmalın nedenlerini düşünürken Çetin Altan’ın “Şark faşizmi sert adımlarla şarlatanlık büyütür” başlıklı bir yazısına denk geldim.
Şark Faşizmine yönelik saptamalarını kayda geçtim:
“Şark faşizminin özelliği, mesleksiz kul yığınlarının, Hazine’den geçinenlerin her kesimine sorgusuz sualsiz boyun eğmeleri ve Hazine’den geçinenler kesiminin de hiyerarşik olarak bir üstünün ‘emir kulu’ sayılması…
En tepede ise, astığı astık, kestiği kestik olan sultan, şah, lider…”
“Şark faşizmi ekonomik bir saydamlığa asla geçit vermez ve birtakım kutsal sloganlarla; elinde tuttuğu ‘hainlik’ damgasının hareketlendirdiği idam sehpalarının arkasında çiçeklenir…
Ve kendisine destek verecek dış merkezler arar sürekli…
– Ne karşılığında mı, diyorsunuz?
– Kul yığınlarından saklı, her türlü ödün karşılığında…”
“Şark faşizminin özelliği; Hazine’den geçinmelilerle ilmikli her türlü yolsuzluk, soysuzluk, rüşvet ve sahteciliğin sinsi bir cüzzam epidemisine uğraması ve bir türlü ‘gelişmiş ülke’ olamaması; diplomatik dilde ‘gelişmekte olan ülke’ kategorisinden kurtulamaması…”
“Şark faşizminde, kendini olduğundan daha fazla gösterme geleneğini benimsemiş, bir yığın şarlatan yetişir kuşak kuşak…
Şarlatanlık, gövdesel ve beyinsel enerjisini, ‘belirli bir donanım sonucu somuta dönüştürme’ anlamına gelen ‘meslek’ten yoksun bir havalanmayla, kendini olduğundan daha fazla gösterme ‘pozörlüğü’dür…”
“Son yüzyılda ‘tahsisat-ı mesture ve örtülü ödenek’ten kimlere neler dağıtıldığı saydamlaştığında…
Ve son yüzyılda ‘siyasetçi yalanları’ üstüne, isim isim bir diksiyoner yapıldığında… Kimlerin neleri harmanladığı, kimlerin de ne kazıklar yediği su üstüne çıktığında…
21. yüzyıl çocuklarının, hangi hedeflere göre yönlendirilmesi gerektiği de daha netleşmiş, daha imbiklerden geçmiş, daha berraklaşmış olmaz mı?”
1 Temmuz 2038’de neler olur dersiniz?








