Azerbaycan’da Muhalefet (2) | Polis tarafından dövülen, sürgünde de tehdit edilen, vatandaşlıktan çıkarılan gazeteci Emin Hüseynov anlatıyor

İSTANBUL (Medyascope) – “Azerbaycan’da Muhalefet” yazı dizisinin ikinci bölümünde gazeteci Emin Hüseynov, Azerbaycan’da bağımsız gazeteciliğin bedelini anlattı. Hüseynov, polis şiddetinden medya kuruluşunun dağıtılmasına, İsviçre Büyükelçiliği’nde saklanmasından vatandaşlıktan çıkarılmasına ve sürgünde devam eden tehditlere uzanan süreci aktardı.

gazeteci Emin Hüseynov
Azerbaycan’da Muhalefet (2) | Polis tarafından dövülen, sürgünde de tehdit edilen, vatandaşlıktan çıkarılan gazeteci Emin Hüseynov anlatıyor

Azerbaycan’daki siyasal düzeni gazetecilik deneyimi üzerinden değerlendiren Emin Hüseynov, mesleği sürdürme motivasyonundan iktidarın eleştirel habercilikten duyduğu rahatsızlığa, siyasi davalarda kullanılan suçlamalardan yolsuzluk sistemine, Aliyev ailesi etrafında kurulan kişi kültünden öldürülen gazetecilerin aydınlatılmayan dosyalarına uzanan tabloyu anlattı.

Azerbaycan’da bağımsız gazeteciliğin taşıdığı riski gözaltı, polis şiddeti, sürgün ve vatandaşlıktan çıkarılma deneyimleri üzerinden anlatan gazeteci Emin Hüseynov, “Azerbaycan’da çalıştığım yıllar boyunca defalarca gözaltına alındım, polis şiddetine maruz kaldım ve darbedildim. Bunlar sağlığıma ciddi zarar verdi. Azerbaycan’da bağımsız bir gazeteci olmak, neredeyse her şeyi kaybetmeye hazır olmak demektir. İşini, gelirini, özgürlüğünü, sağlığını ve kendi ülkende yaşama imkânını… Bazen de yakınlarını riske atmayı göze almak anlamına gelir. Avrupa Konseyi’ne üye 46 ülkede tutuklu bulunan toplam 90 gazeteci ve medya çalışanı var. Bunların 38’i Azerbaycan’da. Karşılaştırmak gerekirse bu sayı Türkiye’de 24, Gürcistan’da ise 2. Yani Azerbaycan, tutuklu gazeteci ve medya çalışanı sayısı bakımından Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında ilk sırada. Bu nedenle bağımsız gazeteciliğin bugünkü Azerbaycan’da en tehlikeli mesleklerden biri olduğunu söylüyorum. Buna rağmen insanlar bu işi yapmayı sürdürüyor. Bunun nedeni korkmamaları değil. Yalnızca bazılarımız için gerçeği söyleme ihtiyacı, bir noktada korkudan daha güçlü hâle geliyor” dedi.

Gazeteci Emin Hüseynov, devlet şiddetiyle ilk kez mesleğinin ikinci yılında karşılaştı. İlham Aliyev’in cumhurbaşkanı seçildiği 2003 seçimlerinin ardından Bakü’de düzenlenen bir protestoyu takip ederken polis müdahalesinde ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. O günü, “Devlet şiddetinin yalnızca olup biteni belgelediği için bir gazeteciye de yönelebileceğini ilk kez kişisel olarak yaşadım” sözleriyle hatırlayan Hüseynov, yaşadıklarına rağmen gazeteciliği sürdürdü.

Polis şiddetiyle en ağır karşılaşmasını ise 14 Haziran 2008’de yaşadı. Muhalefete yakın bir gençlik etkinliğini haberleştirirken etkinliğe katılanlarla birlikte polis merkezine götürüldü. Hüseynov’un aktardığına göre burada dövüldü, kafasına ve boynuna aldığı darbeler sonucu bilincini kaybetti, ağır durumda hastaneye kaldırıldı ve uzun süre tedavi gördü.

Bağımsız gazetecilikte ısrar

Bütün baskı deneyimlerine rağmen bağımsız gazeteciliği neden sürdürdüğünü anlatan gazeteci Emin Hüseynov bağımsız gazetecilikte ısrar etme motivasyonlarını şu ifadelerle anlatıyor:

“Birincisi, Azerbaycan toplumu ve kendim için daha iyi bir gelecek isteği. İnsanın devletten korkmadığı, gazetecinin işi yüzünden hapse girmediği ve iktidarın vatandaşlarına hesap verdiği bir topluma layık olduğumuzu düşünüyorum.

İkinci neden daha kişisel. Gazetecilik ve insan hakları savunuculuğu benim için yalnızca bir meslek olmaktan çıktı; çoğu zaman bu işi karşılıksız, pro bono yapıyorum. Bu mücadeleye çok fazla yıl ve enerji verdim, artık durup bırakamam.

Azerbaycan’da güçlü ve özgür bir gazetecilik ile insan hakları savunuculuğu ortamı bulunsaydı, bu işi sürdürebilecek çok sayıda genç insan görseydim belki geri çekilebilirdim. Ancak tam tersi oldu. Bağımsız gazetecilik ortamı büyük ölçüde tahrip edildi, yeni gazeteci kuşağının önemli bir bölümü bugün hapiste veya baskı altında.

Bu durum bana ek bir sorumluluk yüklüyor. Ülke içinde iktidara rahatsız edici sorular soranlar hapse gönderiliyorsa, özgür olup konuşabilenlerin bunu sürdürmek gibi ahlaki bir yükümlülüğü doğuyor.

Gazetecilik bana maddi refah getirmedi ama dünya görüşümü genişletti, çevremde olanları analiz etmeyi öğretti. İktidara rahatsız edici sorular sormak yalnızca bir yetkiliden cevap almak değildir, bu soruların varlığı şüphe, tartışma ve eleştirel düşünce için alan açar. Eleştirel düşünme yeteneğini kaybetmiş bir toplumun sonunda çıkmaza gireceğine inanıyorum.

Bu yüzden çalışmayı sürdürüyorum. Bu işin bedelini biliyorum; ancak eleştiri olmadan bir ülkenin gelişemeyeceğini de biliyorum. Yalan, korku ve baskı üzerine kurulu sistemler sonsuza kadar sürmez. Asıl soru, toplumun değişime hangi bedelle ulaşacağı ve daha kaç insanın bunun için acı çekeceğidir. Benim görevim konuşmayı, yaşananları belgelemeyi ve rahatsız edici sorular sormayı sürdürmek.”

“Bağımsız gazeteciler tarihin tanıkları hâline geliyor”

Aliyev yönetiminin bağımsız gazeteciliği neden tehdit olarak gördüğünü sorduğumuz Hüseynov, bağımsız gazeteciliğin devletin resmi söylemine alternatif oluşturduğunu ve gazetecilerin tarihi tanıklıklarının rejimleri zora sokabileceğine dikkat çekiyor:

“Gazeteciler yolsuzluğu, iktidardaki elitlerin ekonomik çıkarlarını, insan hakları ihlallerini ve siyasi baskıları araştırırken dönemin belgesel kaydını oluşturuyor. İktidarın bugün inkâr edebildiği gerçekler yarın arşivlerde, araştırmalarda, fotoğraflarda, video kayıtlarında ve belgelerde yaşamayı sürdürüyor. Bu nedenle bağımsız gazeteciler adeta tarihin tanıkları hâline geliyor.

Sanıyorum iktidarın tepesindekiler şunu anlamıyor: Hesap verme meselesi, yalnızca bugün devlet kurumlarını kontrol ediyor olmaları nedeniyle ortadan kalkmıyor. Belgelenmiş gerçekler on veya yirmi yıl sonra da önemini koruyabilir.

Bağımsız gazetecilik aynı zamanda devletin gerçeği tanımlama tekelini de kırıyor. Otoriter bir sistem yalnızca insanların davranışlarını kontrol etmekle kalmaz, onların olup biteni nasıl algıladıklarını da şekillendirmek ister. Bağımsız gazeteci ise gerçeklere ve belgelere dayanan alternatif bir tablo sunar. Bu nedenle sistem açısından yalnızca bir eleştirmen değil, aynı zamanda bir tehdit hâline gelir.

İktidar bir yayın organını kapatabilir, bir gazeteciyi hapse atabilir veya ülkeyi terk etmeye zorlayabilir. Ancak daha önce yayımlanmış araştırmaları ve belgeleri ortadan kaldırmak çok daha zordur. Sanıyorum iktidarın en çok korktuğu şey toplumun tablonun tamamını görmesi, gerçekleri karşılaştırması ve ülkeyi yönetenlerden hesap sormaya başlamasıdır.”

Hüseynov’un anlattığı bu tehdidin kendi gazetecilik hayatındaki en somut karşılıklarından biri, kurduğu bağımsız çevrimiçi yayın kuruluşu Obyektiv TV’nin hedef alınması oldu. Kuruluşa 2014’te yapılan müdahalede ekipmanlara ve arşivlere el konuldu, faaliyetler fiilen durduruldu.

Bağımsız gazetecilik ve ifade özgürlüğü alanındaki çalışmaları nedeniyle siyasi saiklerle tutuklanacağını düşünen Hüseynov, Bakü’deki İsviçre Büyükelçiliği’ne sığındı ve burada yaklaşık bir yıl saklandı. Haziran 2015’te dönemin İsviçre Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter’in uçağıyla Azerbaycan’dan çıkarıldı.

Ülkeden ayrılması, Hüseynov üzerindeki baskının sona ermesi anlamına gelmedi. Azerbaycan’dan çıktıktan sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldığını öğrendi. Kararı AİHM’ye taşıyan Hüseynov’un başvurusu 2023’te sonuçlandı. Mahkeme, vatandaşlıktan çıkarılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Gazeteci Emin Hüseynov bugün hâlâ vatansız ve İsviçre’de sürgünde gazetecilik yapıyor.

Yirmi yılı aşan baskı deneyiminin gazetecilik anlayışındaki karşılığını şu cümlelerle anlatıyor:

“Yirmi yıllık bu deneyim bana tek bir şey öğretti. Bir gazeteci baskıya alışabilir ama onu normal saymaya başlamamalı. Şiddet bir gazeteciyi susturuyorsa hedefine ulaşmış demektir. Ben, kendi durumumda bunun olmamasına çalıştım.”

Sürgünde de güvenlik kaygısı

Hüseynov, Münih Güvenlik Konferansı’nda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in eşi ve Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mehriban Aliyeva’yı selamlamasının ardından Aliyeva’nın kendisine, “Siz kadın kıyafetiyle kaçan gazeteci değil misiniz?” diye sorduğunu, kendisinin ise “Hayır, değilim” yanıtını verdiğini anlattı. Konferansın ardından yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Münih’teyken bile takip edildiğim hissine kapıldım, kullandığım aracın gözetim altında olduğundan şüphelendim. İsviçre’ye döndükten sonra 18 Şubat’ta olası bir suikast girişimi olarak değerlendirdiğim bir olay yaşandı. 20 Şubat’ta ise olası bir kaçırma girişimi olarak değerlendirdiğim başka bir olay meydana geldi. Her iki olayda da çevremde tanıkların bulunmasının bana yardımcı olduğunu düşünüyorum. Olan biteni zamanında videoya kaydettim, çevredekilerin dikkatini çektim ve polisi aradım. Bilinçli olarak ‘olası girişimler’ ifadesini kullanıyorum, çünkü nihai hukuki nitelendirmeyi soruşturma makamları yapmalı. Ancak kendi güvenliğim açısından bunları önemsiz olaylar olarak göremem.

Medyadaki baskı da sürüyor. Gazetecileri yurtdışı ziyaretleri sırasında İlham Aliyev’e ve yönetiminin temsilcilerine soru sormaya çağırmamın ardından Azerbaycan medyasında benim ve diğer gazetecilerin aleyhine kampanyalar başlatıldı. Bize ‘düşman’, ‘Batı’nın kuklası’ ve ‘hain’ denildi. Gözlemlerime dayanan kişisel değerlendirmem, bu baskı ve tehditlerin arkasında Azerbaycanlı yetkililerin bulunduğu yönünde.

On yıldan uzun süredir ülke dışında yaşıyorum ancak güvenliğim konusunda hiçbir zaman bugünkü kadar tetikte olmamıştım. Elbette benim durumum Azerbaycan’da her an tutuklanabilecek meslektaşlarımın durumuyla kıyaslanamaz. İsviçre’de polise başvurabilir ve devlet kurumlarının işlemesine güvenebilirim. Ancak tamamen güvende hissedip hissetmediğim sorulursa cevabım hayır. Son aylarda yaşananların ardından yalnızca Cenevre’de bulunduğum için kendimi tamamen korunmuş saymam naiflik olurdu.”

Baskı sistemi nasıl işliyor?

Hüseynov’un aktardıklarına göre Azerbaycan’daki baskı sistemi, tehdit, şantaj, özel hayata müdahale, ceza soruşturmaları, uzun hapis cezaları ve fiziksel şiddet gibi çok sayıda yöntemin birlikte kullanılmasıyla işliyor. Gazetecilerin, aktivistlerin ve muhaliflerin gizlice görüntülenebildiğini, mahrem içeriklerinin elde edilerek yayımlanmakla tehdit edildiklerini anlatan Hüseynov, bu yöntemlerle hedef alınan kişilerin itibarının yok edilmeye ve psikolojik olarak kırılmaya çalışıldığını belirtiyor.

Hüseynov, ceza hukukunun da siyasi baskının temel araçlarından biri olduğunu, siyaseten hedef alınan kişilere yasa dışı ticari faaliyet, vergi suçu, kaçakçılık, uyuşturucu bulundurma, casusluk, vatana ihanet veya iktidarı zorla devirmeye hazırlık gibi suçlamalar yöneltildiğini söylüyor. Baskının yalnızca hedef alınan kişiyle sınırlı kalmadığını, akrabalarına, meslektaşlarına ve arkadaşlarına da yayıldığını belirtiyor. İnternet sansürü, bağımsız sitelerin engellenmesi, çevrimiçi gözetim, hesapların ele geçirilmesi ve iletişimin denetlenmesi ise sistemin dijital ayağını oluşturuyor.

Rejimin en etkili aracının toplumsal korku olduğunu düşünen Hüseynov’a göre devletin milyonlarca insanı hapse atmasına gerek yok, öne çıkan birkaç gazeteci, aktivist ve muhalifin cezalandırılması toplumun geri kalanını susturmaya yetiyor. Bu nedenle kitlesel protestoların görülmemesi, toplumda hoşnutsuzluk bulunmadığı anlamına gelmiyor; daha çok açık muhalefetin bedelinin ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Bu baskı düzeni dışarıdan bakıldığında bir istikrar görüntüsü yaratıyor. Hüseynov, Bakü’ye gelen bir kişinin modern ve güzel bir şehirle karşılaşarak her şeyin yolunda olduğunu düşünebileceğini, ancak bu görüntünün arkasında siyasi mahkûmların, sürgündeki gazetecilerin, dağıtılmış bağımsız yayın organlarının ve zayıflatılmış bir sivil toplumun bulunduğunu belirtiyor. Zorunlu göçü de bu sistemin sonuçlarından biri olarak görüyor.

Yolsuzluk sistemi nasıl işliyor?

Azerbaycan’daki yolsuzluk sisteminin nasıl işlediğini ayrıntılarıyla anlatan Hüseynov, siyasi iktidar ile ekonomik servetin birbirini beslediği kapalı bir düzen tarif ediyor:

“Azerbaycan’daki yolsuzluğun siyasi sistemin bir yan ürünü olmadığını düşünüyorum. Aksine yolsuzluk, bu sistemin temel dayanaklarından ve iktidarda kalmanın başlıca araçlarından biri.

Burada tek tek yetkililerden söz etmiyorum. On yıllar içinde siyasi iktidar ile büyük ekonomik çıkarların pratikte birbirinden ayrılamaz hâle geldiği bir sistem oluştu. Devlet üzerindeki kontrol, kaynaklara, ihalelere, doğal zenginliklere, mülklere ve büyük finansal akışlara erişim sağlıyor. Bu kaynaklar sayesinde biriktirilen servet de siyasi kontrolün korunmasına yardımcı oluyor.

Benim değerlendirmeme göre son otuz yılda ülkedeki yolsuzluk çıkarları öncelikle iktidardaki ailenin, yani İlham Aliyev ve Mehriban Aliyeva’nın çevresinde yoğunlaştı. En düşük hesaplamaya göre iktidardaki ailenin bu otuz yıl içinde yasa dışı yollarla edindiği toplam servet 50 milyar doları aşıyor. Üstelik bu, asgari bir tahmin. Burada yalnızca ailenin kendisinden söz ediyorum, iktidara yakın diğer yetkilileri buna dâhil etmiyorum.

Bu yapının çevresinde başta petrol ve enerji sektörlerini kontrol eden yetkili oligarklar da bulunuyor. Onlar da onlarca milyar dolarlık servet edindi. Ancak bana göre yolsuzluktan elde edilen gelirin en büyük bölümü iktidardaki ailenin elinde toplanıyor.

Bu varlıkların önemli bir bölümü Azerbaycan sınırlarının dışında bulunuyor. Yurtdışındaki şirketler, finansal yapılar, farklı ülkelerdeki gayrimenkuller ve diğer varlıklar…

Bildiğim kadarıyla ne Leyla ne de Arzu Aliyeva herhangi bir yerde çalıştı veya bu ölçekteki şirketlerde bulunan hisselerini açıklayabilecek bağımsız bir gelir kaynağına sahip oldu. Bu nedenle ben de insan hakları ve gazetecilik camiasındaki birçok meslektaşım gibi bu paranın yolsuzlukla bağlantılı olduğuna inanmak için ciddi gerekçeler bulunduğunu düşünüyorum.

Gazetecilik araştırmalarının iktidar açısından özellikle hassas olmasının nedeni de bu. İktidar, ülke içinde bir yayın organını kapatabilir veya bir gazeteciyi tutuklayabilir. Ancak bir araştırma uluslararası bir finansal zinciri ortaya çıkarıyor; yurtdışındaki varlıkları, şirketleri, gayrimenkulleri veya devlet ihaleleri ile özel çıkarlar arasındaki bağlantıları açığa çıkarıyorsa sonuçlarını artık Bakü’den tamamen kontrol etmek mümkün olmuyor. Bu araştırmalar, gelecekte de önemini koruyabilecek bir belge ve kanıt birikimi oluşturuyor.

Siyasi ve ekonomik iktidar arasındaki ilişkiyi şöyle tanımlayabilirim: Siyasi iktidar zenginleşme fırsatları yaratıyor, biriktirilen servet de bu iktidarı korumak için kullanılıyor. Böylece kapalı bir döngü oluşuyor. Bağımsız gazetecilik de tam olarak gizlenmek isteneni görünür kıldığı için bu sistem açısından tehlikeli görülüyor.

Bence onlarca yılda biriktirilmiş bu kadar büyük bir serveti kaybetme korkusu, iktidarın gazetecilik araştırmalarına neden bu kadar sert tepki verdiğini de büyük ölçüde açıklıyor. Batılı finans kurumlarının uygulayacağı kısmi yaptırımlar bile iktidardaki aileyi ülke içindeki herhangi bir siyasi eleştiriden çok daha fazla korkutabilir. Bu nedenle benim görüşüme göre, kaynağı yolsuzluk olan bu serveti tehlikeye atabilecek gazetecilerin kovuşturulması iktidar açısından bir kendini koruma meselesine dönüşüyor.”

Öldürülen gazeteciler ve soruşturulmayan ölümler

Gazeteci Elmar Hüseynov’un 2005’te öldürülmesi, Emin Hüseynov’un mesleki hayatındaki başlıca kırılma noktalarından biri oldu. Cinayetin etkili biçimde soruşturulmadığına kanaat getiren Hüseynov, bağımsız gazetecilerin yalnızca haber üretmeye değil, kendilerini koruyacak mekanizmalara da ihtiyaç duyduğunu düşündü. Bu amaçla 2006’da meslektaşlarıyla Muhabirlerin Özgürlüğü ve Güvenliği Enstitüsü’nü kurdu.

Hüseynov, Elmar Hüseynov’un yanı sıra gazeteciler Rafiq Tağı ve Rasim Aliyev’in öldürülmelerinin arkasında doğrudan veya dolaylı olarak Azerbaycanlı yetkililerin bulunduğunu düşünüyor. Bu kanaatini yalnızca ölümlerin gerçekleşme biçimine değil, devletin olayların ardından sergilediği tutuma da dayandırıyor. Soruşturmaların kapalı yürütüldüğünü, kamuoyuna yeterli bilgi verilmediğini ve olası azmettiricilerin kim olduğuna ilişkin soruların yanıtsız bırakıldığını belirtiyor.

Hüseynov açısından en ağır olaylardan biri, siyasi saiklerle açılacağını düşündüğü bir davadan kaçmasına yardım eden arkadaşı ve meslektaşı Rasim Aliyev’in ölümü. Rasim Aliyev, Hüseynov’un 2014’te tutuklanmaktan kurtulmasına yardım ettikten sonra Azerbaycan’da kaldı. Yaklaşık bir yıl sonra saldırıya uğradı, hastaneye kaldırıldı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Olay resmî olarak futbol taraftarları arasında yaşanan bir çatışma şeklinde açıklandı. Hüseynov ise Aliyev’in hayatının kurtarılabileceğini ve ölümünün kendisine yardım etmiş olmasıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor. Yaşananları, “Sen cezadan kaçtın ama sana yardım edenler bunun bedelini ödeyebilir” anlamına gelen bir mesaj olarak yorumluyor.

Hüseynov, annesi Frangiz Hüseynova’nın 2018’deki ölümüne ilişkin de benzer şüpheler taşıyor. Annesinin yaklaşık üç hafta hastanede kaldığını, ancak hayatını kurtarabilecek düzeyde tıbbi bakım görmediğini öne sürüyor. Ölüm tarihinin, kendi kaçışıyla Rasim Aliyev’in ölümcül şekilde yaralandığı Ağustos 2015 olaylarının neredeyse tam üçüncü yıl dönümüne denk gelmesini kendisi açısından ağır bir sembolik kesişme olarak değerlendiriyor. Annesinin kurtarılabileceğine inanan Hüseynov, bu ölümü kendisine yönelik baskının devamı olarak görüyor.

Annesinin ölümünden birkaç yıl sonra Azerbaycan televizyonlarında kendisi ve kardeşi Mehman Hüseynov hakkında bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatıldığını söyleyen Hüseynov, bu kampanyada annesinin de hedef alındığını belirtiyor. Annesinin iktidarı eleştiren iki oğul yetiştirmekle suçlandığını, Azerbaycanlı olmadığı ve Ermeni kökenli olabileceği yönünde iddialar ortaya atıldığını aktarıyor.

Hüseynov’a göre benzer söylemler geçmişte muhalefet adaylarına karşı da kullanıldı:

“Rejimi eleştiren kişilerin ‘safkan Azerbaycanlı olmadığı’ veya ‘Ermeni kökleri taşıdığı’ yönünde propagandalar yapıldı.”

Hüseynov, Rasim Aliyev’e yönelik saldırı ile annesinin ölümünü birbirinden tamamen bağımsız olaylar olarak görmüyor. Siyasi saiklerle tutuklanmaktan kaçabilmiş az sayıdaki kişiden biri olduğunu, ancak bunun bedelinin kendisine yakın insanlar tarafından ödenmiş olabileceğini düşünüyor.

Rafiq Tağı’nın ölümüne ilişkin de ciddi soruları bulunduğunu söyleyen Hüseynov, Tağı’nın bıçaklı saldırıdan sağ kurtulduktan ve hastaneye kaldırıldıktan sonra hayatını kaybettiğine dikkat çekiyor. Gerekli tıbbi yardımın sağlanması hâlinde Tağı’nın da kurtarılabileceğini düşünüyor. Rasim Aliyev ile Rafiq Tağı’nın saldırı anında değil, hastaneye kaldırıldıktan sonra hayatlarını kaybetmelerini özellikle önemli buluyor; hem saldırıların kendisinin hem de sonrasındaki tıbbi süreçlerin araştırılması gerektiğini savunuyor.

Muhalifleri ortadan kaldırma yöntemleri değişti

Hüseynov’a göre Elmar Hüseynov’un silahla öldürülmesinden sonra muhalifleri ortadan kaldırma yöntemleri de değişti. Azerbaycan içinde ateşli silahlarla gerçekleştirilen açık gazeteci cinayetlerinin azaldığını; bunun yerine bazı kişilerin saldırılarda ağır yaralandığını, hastaneye kaldırıldığını ve daha sonra sağlık durumunun kötüleşmesi, yaralanmaların sonuçları veya tıbbi ihmal olarak açıklanabilecek koşullarda hayatlarını kaybettiğini öne sürüyor. Bazı gazetecilerin açlık grevlerinden sonra cezaevinde, bazılarının ise ciddi kuşkular doğuran koşullarda öldüğünü söylüyor. Ateşli silah kullanımının ve en sert yöntemlerin ise giderek daha fazla yurtdışında yaşayan Azerbaycanlı muhaliflere yöneldiğini düşünüyor.

Bu olaylarla ilgili doğrudan kanıtlara ulaşmanın son derece zor olduğunu kabul eden Hüseynov, temel sorunun soruşturmaları yürüten kurumlar olduğunu belirtiyor. Ona göre olayları araştıran devlet kurumları, aynı zamanda olası rollerinin sorgulanması gereken yapılardan oluşuyor. Elmar Hüseynov cinayetinde de soruşturmanın kapalı yürütüldüğünü, faillerin ve olası azmettiricilerin ortaya çıkarılmadığını hatırlatıyor. Bu nedenle söz konusu davaların kapsamlı biçimde soruşturulduğuna inanmıyor.

Hüseynov, yurtdışında Azerbaycanlı gazetecilere yönelik saldırıların soruşturulması konusunda daha umutlu. Bu ülkelerde soruşturmaların Azerbaycan yönetiminin bütünüyle denetleyemediği kolluk kuvvetleri tarafından yürütüldüğünü belirtiyor. Azerbaycan içindeki olayların ise mevcut siyasi sistem devam ettiği sürece tam olarak aydınlatılamayacağını düşünüyor. Buna rağmen suçların koşullarının eninde sonunda ortaya çıkacağına inanıyor:

“Bunun için bağımsız bir soruşturma ve bağımsız bir mahkeme gerekiyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş