Azerbaycan’da muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

İSTANBUL (Medyascope) – “Azerbaycan’da Muhalefet” yazı dizisinin ilk bölümünde siyaset bilimci Altay Göyüşov, kökleri 1969’a uzanan Aliyev rejiminin siyasal ve ekonomik yapısını anlattı. Göyüşov’a göre sistem içeride baskı ve aile merkezli kontrole, dışarıda ise enerji gelirleriyle üretilen nüfuza dayanıyor.

Azerbaycan’da Muhalefet
Azerbaycan’da Muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

Sciences Po’da araştırmacı olarak görev yapan siyaset bilimci Altay Göyüşov ile Azerbaycan’daki mevcut rejimin köklerini, yapısını ve çalışma biçimini konuştuk.

Göyüşov’a göre Azerbaycan’daki mevcut siyasi sistemin temelleri, Haydar Aliyev’in 1969’da Sovyet Azerbaycanı’nın liderliğine getirilmesiyle atıldı. Bugün rejimin temel özellikleri arasında sayılan yolsuzluk, bölgecilik ve klancılık da bu dönemde kurumsallaştı. Haydar Aliyev’in 1993’te yeniden iktidara gelmesiyle ülkede göreli bir istikrar sağlansa da aynı yönetim anlayışı da yeniden güç kazandı.

Göyüşov, Azerbaycan’ı resmî olarak cumhuriyet olsa da fiilen tek bir ailenin yönettiğini savunuyor. Ona göre 2003’te iktidarın Haydar Aliyev’den oğlu İlham Aliyev’e geçmesi, ardından cumhurbaşkanının eşinin cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanması, ülkedeki iktidarın aile merkezli bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.

Göyüşov’un değerlendirmesine göre Aliyev ailesinin etkisi yalnızca siyasetle sınırlı değil. Ülkedeki ekonomik faaliyetlerin önemli bir bölümü de aynı ailenin kontrolünde bulunuyor. İthalat, ihracat, doğal kaynaklar, bankalar, büyük şirketler ve çeşitli ekonomik sektörler üzerindeki denetim, siyasi gücün ekonomik güçle birleşmesine yol açıyor.

Göyüşov, İlham Aliyev dönemini babasının yönetim anlayışının devamı olarak değerlendiriyor. Ancak iki dönem arasındaki en önemli farkın petrol gelirleri olduğunu belirtiyor. Haydar Aliyev’in ekonomik açıdan sınırlı imkânlarla ülkeyi yönettiğini, İlham Aliyev’in ise yükselen petrol gelirleri sayesinde çok daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu ifade ediyor.

Buna rağmen Göyüşov’a göre petrol zenginliği topluma eşit biçimde yansımadı. Ülkenin doğal kaynaklardan elde ettiği gelirlerin büyük ölçüde Aliyev ailesinin elinde toplanması, Azerbaycan’da yönetenlerle toplum arasındaki ekonomik uçurumun daha da derinleşmesine neden oldu. Ona göre Azerbaycan, bölgenin en zengin yöneticileriyle en yoksul toplumlarından birini aynı anda barındıran çarpıcı bir örnek oluşturuyor.

Devletten bağımsız bir ticari güç yok

Azerbaycan’daki oligarklar kimlerden oluşuyor ve ekonomik güçlerini nasıl elde ediyorlar? Büyük şirketler, devlet ihaleleri, enerji gelirleri, üst düzey bürokratlar ve Aliyev ailesi arasındaki ilişki nasıl işliyor?

Azerbaycan’da iktidardaki ailenin kontrolü dışında ciddi bir ekonomik faaliyet yürütmek ya da kayda değer bir ekonomik başarı elde etmek neredeyse mümkün değildir.

Bu nedenle Azerbaycan’da klasik anlamda bir “oligarşik sistem” olduğunu söylemek çok doğru değil. Çünkü ülkede iktidar ailesinden bağımsız biçimde büyük bir servet ve ekonomik güç sahibi olan aktörlerin ortaya çıkmasına izin verilmez. Azerbaycan’da bir kişi kendi girişimiyle büyük, hatta orta ölçekli bir ekonomik başarı elde etmeye başladığında kısa süre içinde sistem tarafından tasfiye edilebilir veya faaliyetleri engellenebilir.

Aile, ekonomik tekelini korumak amacıyla büyük ve tanınmış yabancı şirketlerin bile Azerbaycan pazarına serbest biçimde girmesine çoğu zaman izin vermez. Bankacılık, perakende, otomotiv ve mobil telefon operatörlüğü gibi alanlarda büyük uluslararası şirketlerin varlığı son derece sınırlıdır. Hizmet sektöründe, örneğin otel ve restoran işletmeciliğinde yabancı zincirlere izin verilse bile bunların genellikle iktidar ailesine yakın veya aileyle bağlantılı bir yerel ortak üzerinden faaliyet göstermesi gerekir.

Dolayısıyla Azerbaycan’da siyasi ve ekonomik başarı büyük ölçüde iktidar ailesinin patronajına ve klientalist ilişkilere bağlıdır. Ancak sistemin içinde yer almak bile mülkiyetinizin dokunulmazlığını garanti etmez. Çünkü nihai karar yetkisi tek bir ailede toplanmıştır. Siyasi bir kararla sahip olduğunuz mal varlığını, şirketleri veya ekonomik imkânları kaybedebilir ve kısa sürede iflasa sürüklenebilirsiniz. Azerbaycan’da hukuk fiilen bir ailenin iradesinden ibarettir.

Azerbaycan’daki durum Rusya veya Ukrayna’daki klasik oligark modelinden oldukça farklıdır. Bu ülkelerde gerçekten de siyasi iktidarın doğrudan kontrolü dışında oluşmuş bir oligark sınıfı var. O sınıflar esas olarak ekonomik faaliyetler ve özel sermaye birikimi üzerinden şekillenmişti. Azerbaycan’da ise “oligark” olarak adlandırılan kişilerin neredeyse tamamı siyasi iktidarın temsilcileri, bakanlar veya diğer üst düzey devlet görevlileri. Sadece kendi ekonomik faaliyetleri sayesinde zenginleşmiş bağımsız bir iş insanı sınıfı ortaya çıkmadı.

Azerbaycan’da “oligark” olarak adlandırılan kişiler göreve geldikten sonra servet biriktirip bunun önemli bölümünü yurtdışına taşıdılar. Rusya, Türkiye, ABD, Avrupa ülkeleri ve Dubai başlıca merkezler arasındaydı; en önemli merkez ise İngiltere’ydi. Çünkü siyasi konumlarını kaybettiklerinde servetlerinin de ellerinden alınabileceğini biliyorlardı. Nitekim yüksek devlet görevinden uzaklaştırılan bir kişinin siyasi ve ekonomik ağırlığı çoğu zaman sona eriyor, ardından bu kişinin yurtdışında önemli miktarda servet biriktirmiş olduğu ortaya çıkıyor.

Son yıllarda ise ekonomik rant ve servet daha doğrudan iktidar ailesinin çevresinde merkezileştiği için mevcut yetkililere geçmişteki kadar büyük servet biriktirme imkânı verilmiyor. Buna rağmen devlet görevlileri makamı hâlâ servet edinmenin aracı olarak görüyor ve elde ettikleri varlıkları yurtdışına çıkarmaya çalışıyorlar.

Klasik oligark sisteminde insanlar önce zenginleşir, ardından siyasi iktidar üzerinde etkili olmak isterler. Azerbaycan’da ise bunun tersi geçerlidir. İnsanlar zengin oldukları için iktidara gelmezler, iktidara gelirler ki zenginleşsinler.

Azerbaycan’da Muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

Parlemento ve mahkemeler yürütmenin talimatlarını yerine getiriyor

Parlamento, mahkemeler, savcılık, güvenlik kurumları ve yerel yönetimler gibi kurumların bu sistem içindeki gerçek ağırlığı nedir?

Azerbaycan’da parlamento, mahkemeler, savcılık ve benzeri kurumlar gerçekte bağımsız değil. Biçimsel olarak varlıklarını sürdürseler de fiiliyatta her şey yürütmenin iradesine bağlı, parlamento ve mahkemeler esas olarak yürütmenin talimatlarını yerine getirir.

Yürütme erki ise son tahlilde tek bir kişi ile onun etrafındaki dar aile çevresinden ibaret, bu yapı adeta bir aile konseyi gibi işler. Siyasi açıdan önemli kararların bağımsız kurumlar tarafından alınmasından söz etmek mümkün değil. Kararlar sistemin merkezinde alınır, diğer kurumlar da bunları uygular.

Azerbaycan’da gerçek anlamda seçilmiş yerel yönetimler de yoktur. Bölgeler cumhurbaşkanı tarafından atanan yerel icra başkanlarınca yönetilir. Bakü, bölgedeki başkentler arasında belediye başkanı niteliğindeki icra başkanının biçimsel olarak bile halk tarafından seçilmediği istisnai örneklerden biridir. Bu kişiyi doğrudan cumhurbaşkanı atar.

Azerbaycan’da gerçek anlamda seçim de yoktur. Parlamento üyelerini fiilen cumhurbaşkanı belirler, seçimler ise bu kişilerin göreve getirilmesini biçimsel olarak meşrulaştıran bir prosedür işlevi görür. Bu nedenle gerçek siyasi rekabete izin verilmez.

Parlamentoda biçimsel olarak az sayıda muhalefet partisi bulunsa da bunlar gerçek muhalefet değildir, çoğu zaman cumhurbaşkanının politikalarını iktidar partisinden daha güçlü biçimde desteklerler. Zaten tam da bu nedenle “muhalefet” adı altında parlamentoya girmelerine izin verilir.

Azerbaycan’da klasik anlamda bir iktidar partisinden söz etmek de zordur. Yeni Azerbaycan Partisi rejimle birlikte var olur, rejim ortadan kalkarsa onun da ortadan kalkması muhtemeldir. Çünkü bağımsız bir ideolojisi yoktur, ideolojisi esas olarak Aliyevlerdir, hepsi bu.

Azerbaycan Anayasası’nda devlet iktidarının seçimler yoluyla oluşturulması öngörüldüğü için seçimler yapılmaya devam ediyor. İktidar kendi yönetimine hukuki bir görünüm kazandırmak ve anayasal meşruiyet görüntüsünü korumak amacıyla seçim prosedürünü sürdürüyor.

Azerbaycan hükümeti ülkede siyasi rekabetin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla onlarca yıldır Stalin dönemi baskılarını hatırlatan sistematik yöntemler uyguluyor. Bu baskılar yalnızca belirli bir ideolojik çevreyi hedef almıyor. Milliyetçiler, dinî hareketlerin temsilcileri ve solcular da aynı politikalardan etkileniyor. İktidar, hangi ideolojiye mensup olursa olsun tehdit olarak gördüğü kişi veya grupları devletin baskı mekanizmalarıyla etkisizleştirmeye çalışıyor.

Ancak iktidar yalnızca baskıya başvurmuyor. Maddi teşvikler, ayrıcalıklar ve patronaj mekanizmaları aracılığıyla bazı kişi ve grupları kendi tarafına çekiyor. Son yirmi yılda Azerbaycan’daki otoriter sistem, baskı ve kooptasyonu birlikte kullanarak güçlenirken muhalefet önemli ölçüde zayıfladı.

İktidarın kendi içinde gerçek bir muhalefete kesinlikle izin verilmiyor. Buna rağmen ağır baskı altında da olsa gerçek muhalefet hâlâ varlığını sürdürüyor. Bu muhalefet içinde milliyetçi gruplar, dinî-siyasi hareketler ile görece yeni, etkili ve ilerici siyasi hareketlerin temsilcileri bulunuyor. Azerbaycan Halk Cephesi Partisi bunlardan biridir. Ancak partinin çok sayıda üyesi ve genel başkanı şu anda cezaevindedir. Baskılar gerçek siyasi muhalefeti ciddi ölçüde zayıflatmıştır, fakat iktidar bu muhalefeti Türkmenistan’daki gibi tamamen ortadan kaldırmayı henüz başaramamıştır.

Muhalefetin tamamen ortadan kalkmamasının temel nedenlerinden biri, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle toplumun önemli bir bölümünün iktidardan memnun olmamasıdır. Ancak insanlar yoğun baskı ortamında bu memnuniyetsizliği açıkça ifade edemiyor, sesini yükselten kişi ve gruplar ise sert devlet baskısıyla karşılaşıyor.

Sistem ilk bakışta son derece güçlü ve sağlam görünebilir. Ancak tarihsel deneyim, bu tür rejimlerin gücünün büyük ölçüde görüntüden ibaret olabileceğini gösteriyor. Beklenmedik bir siyasi sarsıntı karşısında hızla çözülme riski taşımalarının temel nedeni, iktidarın gerçek ve bağımsız devlet kurumlarının oluşmasına izin vermemiş olmasıdır.

Azerbaycan’da gerçek anlamda tek bir siyasi kurum vardır: Aliyev iktidarı. Parlamento, mahkemeler ve benzeri yapılar bağımsız ve meşru siyasi kurumlar olarak işlev görmez. Tarih, güvenlik ve güç yapılarının da bu tür rejimlerin çöküş anlarında ne kadar zayıf ve işlevsiz kalabildiğini gösteriyor. Bunu Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında ve yakın dönemde benzer otoriter sistemlerin çözülmesinde gördük.

Bu durum Azerbaycan açısından ciddi bir risk yaratıyor. Kişiselleşmiş ve kurumsallaşmamış iktidar yapısının bir kriz veya çöküş yaşaması hâlinde, güçlü ve meşru devlet kurumlarının bulunmaması ülkede yönetim boşluğuna ve kaosa yol açabilir.

Azerbaycan’da Muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

Medyanın kontrolü, ekonomik bağımlılık, kamu sektöründeki istihdam, eğitim sistemi, iş dünyası, sosyal baskı ve otosansür gibi daha görünmez mekanizmalar düşünüldüğünde sıradan bir vatandaşın siyasi davranışı nasıl şekillendiriliyor?

Bugün Azerbaycan’da iktidarın doğrudan kontrolü dışında kalan başlıca alanlar sosyal medya ile toplumun kendi içinde yaşattığı gelenekler, alışkanlıklar ve gündelik ilişki biçimleridir.

Bunun dışında soruda saydığınız alanların neredeyse tamamı — medya, kamu sektörü, eğitim sistemi, iş dünyası, ekonomik imkânlar ve kamusal hayat — iktidarın doğrudan veya dolaylı kontrolü altında. Bu nedenle sıradan bir vatandaşın siyasi davranışı yalnızca tutuklanma veya açık devlet şiddeti korkusuyla değil, aynı zamanda işini kaybetme, ekonomik imkânlardan mahrum kalma, eğitim veya kariyer olanaklarının sınırlandırılması ve sosyal baskıya maruz kalma ihtimaliyle de şekillenir.

Bu sistemin önemli sonuçlarından biri de otosansür. İnsanlar çoğu zaman devletin doğrudan müdahalesine gerek kalmadan hangi sözün veya davranışın kendileri için sorun yaratabileceğini önceden hesaplayarak davranırlar. Dolayısıyla rejimin sürdürülebilirliği yalnızca açık baskıya değil, toplumun gündelik hayatına yerleşmiş ekonomik bağımlılık, kurumsal kontrol ve otosansür mekanizmalarına da dayanır.

“Dış politikada elde edilen destek, içerideki otoriter sistemin devamlılığını sağlıyor”

Azerbaycan’da Muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

Azerbaycan dış politikasını şekillendiren temel unsurlardan birinin rejimin devamlılığını sağlamak olduğunu belirtiyorsunuz. Dış politika ile içerideki otoriter sistem arasındaki bağlantı nasıl kuruluyor?

“Dışarıdakileri memnun et, içeridekileri ise sömür” zihniyeti, Aliyevlerin Sovyet döneminden şekillenmiş formülüdür. Sovyet döneminde Haydar Aliyev, Moskova’nın çıkarlarını en fazla gözeten ve merkezle ilişkilerini çeşitli patronaj ve rüşvet mekanizmaları üzerinden yürüten bölgesel liderlerden biriydi. Azerbaycan, sahip olduğu ekonomik kaynaklara rağmen, o dönemde komşuları Gürcistan ve Ermenistan’la karşılaştırıldığında halkın yaşam koşulları bakımından oldukça kötü bir durumdaydı.

Aynı zihniyet Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da devam etti. Azerbaycan yönetimi büyük güçlerin ve uluslararası aktörlerin çıkarlarını mümkün olduğunca karşılamaya çalışıyor; Vatikan’dan Avrupa Konseyi çevrelerine kadar farklı merkezlerde nüfuz ve lobi ağları oluşturmak için büyük miktarda kaynak harcıyor. Amaç, yönetimin uluslararası alanda normal ve kabul edilebilir bir iktidar olarak görülmesini sağlamak ve dışarıda elde edilen bu meşruiyeti içeride toplum üzerindeki baskıyı sürdürmek için kullanmaktır.

Azerbaycan iktidarı dış aktörlerin çıkarlarını öylesine başarılı biçimde gözetiyor ki birçok ülke ve uluslararası aktör Azerbaycan’da yaşananlara büyük ölçüde göz yumuyor. Örneğin Belarus ve son yıllarda Gürcistan, demokratik standartlardan uzaklaştıkları gerekçesiyle yaptırımlar ve ciddi siyasi baskılarla karşı karşıya kalıyorken Aliyev yönetimi ise Batı’dan çok daha yumuşak bir muamele görüyor.

Azerbaycan’da Muhalefet (1) | Siyaset bilimci Göyüşov: “Rejim içeride aile merkezli kontrole, dışarıda enerjiyle üretilen nüfuza dayanıyor”

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde öne çıkan milliyetçi ve kardeşlik söylemi, Türk kamuoyunun Azerbaycan’daki otoriter rejimi, siyasi muhalefetin durumunu ve insan hakları sorunlarını yeterince görmesini engelliyor mu?

Tabii ki engelliyor. Türkiye’de şimdiye kadarki hükümetlerin ve ana muhalefet partilerinin Azerbaycan’a yaklaşımında demokrasi meselesi yalnızca ikinci planda kalmıyor, kimi zaman demokratik güçlerin aleyhine sonuç doğuran adımlar da atılıyor. Örneğin Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’den farklı olarak, ülkeye sığınmış Azerbaycanlı muhalifleri zaman zaman Azerbaycan’a iade ediyor. Hatta gece gündüz “canım, gözüm Türkiye” diyen milliyetçi muhalifler bile bundan muaf değil.

Türkiye’nin ana muhalefet partisinin lideri, Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’nde kısıtlanan temsil haklarının yeniden tesis edilmesini destekleyeceğini söylüyor. Fakat bu hakların neden kısıtlandığı meselesi neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Azerbaycan’da demokratik muhalefetin cezaevlerine doldurulması, yüzlerce siyasi mahpusun bulunması ve insan hakları ile temel özgürlüklerin sistematik biçimde ortadan kaldırılması gibi sorunlar göz ardı ediliyor.

Sovyetler Birliği dağıldığında bizim Türkiye’ye duyduğumuz sempati yalnızca etnik ve kültürel yakınlıktan kaynaklanmıyordu. Türkiye’yi aynı zamanda NATO üyesi, demokratik bir ülke ve bizim için örnek oluşturabilecek bir model olarak görüyorduk. Ne yazık ki zaman içinde Türkiye’nin Azerbaycan politikasında demokrasinin başlı başına belirleyici bir unsur olmadığını gördük.

Bunun çeşitli nesnel ve öznel nedenleri var. Bunlardan biri de Türkiye’de siyasetçilerin demokrasi kavramını sıkça kullanmalarına rağmen demokratik değerleri bütünüyle içselleştirmemeleri ve ülkede tam anlamıyla yerleşmiş, kurumsallaşmış bir demokratik düzenin bulunmamasıdır. Çünkü gerçekten demokratik değerleri içselleştirmiş ve güçlü demokratik kurumlara sahip bir ülkenin, başka bir ülkede demokrasinin sistematik biçimde bastırılmasını bütünüyle görmezden gelmesi çok daha zor olurdu.

Azerbaycan’daki mevcut rejimin asıl çekirdeği nedir?

Azerbaycan iktidarının temel çalışma mantığını iki ana unsur üzerinden açıklamak mümkündür. İçeride sürekli baskı yoluyla insan hakları ve özgürlüklerinin ortadan kaldırılması, dışarıda ise esas olarak petrol gelirleri kullanılarak siyasi destek ve meşruiyet satın alınması. Bunlar Aliyevler yönetiminin başlıca iki silahıdır. Güvenlik bürokrasisi, ekonomik patronaj ağları, elitler arasındaki çıkar dengeleri ve diğer kurumlar bu iki temel mekanizmayı destekleyen unsurlardır. Dolayısıyla sistemin asıl çekirdeği yalnızca aile, güvenlik aygıtı veya patronaj ağı değildir. Esas çekirdek, Aliyev ailesinin merkezinde yer aldığı ve içeride baskı, dışarıda ise enerji gelirlerine dayalı nüfuz üretimiyle işleyen bütünleşik bir iktidar mekanizmasıdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş