Açık Oturum (535) | Hedef LGBTİ+’lar mı toplumsal muhalefeti parçalamak mı?

İSTANBUL (Medyascope) – Açık Oturum’da “Ailem Güvende” operasyonları, LGBTİ+’lara yönelik baskılar, aile politikaları, hukuki süreç ve sivil toplum üzerindeki etkileriyle ele alındı ve “‘Ailem Güvende’ operasyonlarının hedefi ne?” sorusuna cevap arandı.


Açık Oturum’da, 12 Eylül gecesi Türkiye’nin farklı illerinde LGBTİ+ derneklerine ve hak savunucularına yönelik düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonları ele alındı. Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu’nun konukları, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Şiddet Eski Özel Raportörü Prof. Dr. Yakın Ertürk, sosyolog ve yazar Berrin Sönmez ile KaosGL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, operasyonların hukuki boyutunu, iktidarın “aileyi koruma” politikalarını, kadınların ve LGBTİ+’ların maruz kaldığı baskıları, sivil toplum üzerindeki etkilerini ve dayanışma olanaklarını değerlendirdi.

İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin başta olmak üzere 15 ilde düzenlenen operasyonlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Örgüt kurma, fuhuş, müstehcenlik ve uyuşturucu madde bulundurma gibi suçlamaların gündeme getirildiği operasyon kapsamında Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile gazeteci Tuğba Tekerek de tutuklanan isimler arasında yer aldı. Adalet Bakanlığı ise operasyonların “Aile ve Nüfus On Yılı” politikaları doğrultusunda yürütüldüğünü açıkladı.

"Ailem Güvende" operasyonlarının hedefi ne?
“Ailem Güvende” operasyonlarının hedefi ne?

Yıldız Tar: “Aile kurumuna düşman gibi konumlandırılmanın iler tutar yanı yok”

Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, operasyonlarda LGBTİ+’lara yönelik suçlamaların başında gelen “müstehcenlik” iddiasını ele aldı. Kaos GL’nin internet gazetesinde yayımlanan bir Amerikan dizisindeki iki kadının öpüşme görüntüsü ya da iki futbolcunun öpüşmesine ilişkin bir spor haberinin dahi soruşturma konusu yapıldığını belirten Tar, LGBTİ+ varlığının müstehcenlikle eş tutulduğunu ifade etti.

LGBTİ+ bireylerin “Ailem güvende” denilerek ailenin dışında, aileyi yıkmaya çalışan, gizlice örgütlenen, gizli ajandaları olan bir grup insan gibi sunulmasını eleştiren Tar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gizli ajandamızı açıklayayım burada. LGBT+ gizli ajandası 1) öldürülmemek, 2) iş bulabilmek, 3) ev bulabilmek, 4) saygı görmek ve 5) haysiyetli bir yaşam sürmek. Bu mesele bir haysiyet mücadelesi. Bu yüzden “Onur yürüyüşü” diyoruz. Herhangi bir insan nasıl yaşıyorsa biz de aynısını yaşamak istiyoruz. Daha kötü bir davranışla karşılaşmamak istiyoruz. Ve bunun için mücadele ederken, aile kurumuna düşman gibi konumlandırılmanın iler tutar yanı yok. Sonuçta biz LGBT+’lar da uzaydan gelmedik. Her birimizin anneleri, babaları var ve ‘Ailem Güvende’ operasyonuyla şu an yüzden fazla eve, aileye, arkadaşa, dosta, anneye, babaya, eve ateş düşürdüler.” 

LGBTİ+’ların iktidarın yeni baskı yöntemlerinin denendiği bir “kobay” haline getirildiğini savunan Tar, müstehcenlik suçlamasının LGBTİ+’lardan başlayarak başka toplumsal kesimlere de yöneltilebilecek bir baskı aracına dönüşebileceğine vurgu yaptı.

Derneklerin aldığı fonlara ve uyuşturucu iddialarına da değinen Tar, AB ve BM fonlarının yasal olduğunu, MASAK raporlarında kişisel bağışlar ve maaş avansları gibi olağan finansal işlemlerin suç unsuru gibi gösterildiğini ifade etti. Cinsel yönelimin özendirme veya propaganda yoluyla oluşmadığını belirten Tar, LGBTİ+ bireylerin temel talebinin güvenli ve huzurlu bir yaşam olduğunun altını çizdi.

Prof. Dr. Yakın Ertürk: “Operasyon muhafazakâr politikaların yürüttüğü bir ‘toplum mühendisliği’ çabası”

Prof. Dr. Yakın Ertürk, “Ailem Güvende” operasyonlarını Türkiye’de ve uluslararası alanda muhafazakâr politikaların yürüttüğü bir “toplum mühendisliği” çabası olarak değerlendirdi. Operasyon kapsamında kullanılan “müstehcenlik” vb. suçlamaların hukuki olmaktan çok ahlaki bir zeminde şekillendiğini söyleyen Ertürk, “Ailem Güvende” gibi ifadelerin toplumda taraflaşmayı ve korku siyasetini beslediğini belirtti: 

“Buradaki tek suçlama ahlak düzeyinde. Kimin ahlakı? Bir de tabii ‘Ailem güvende’ gibi, son derece herkesi etkileyebilecek bir kavramda, hem bir taraf toplama hem korku siyasetini besleme yatıyor. Burada ‘hangi aile?’ diye sormamız gerekir diye düşünüyorum. Hepimizin ailesi var. Hepimiz bir aileye doğuyoruz ve sonra kendi ailelerimizi kuruyoruz ve hayatımız boyunca da kendi bireysel özgürlük mücadelemizi verirken ailemizi de koruyup kollamaya çalışıyoruz. Ama bugün aile derken siyasete meze olmuş bir aileden söz edildiğinin altını çizmek lazım. Aile güvencesi iki şeye dayanır bence. Birisi ekonomik faktör, yani geçim derdinin olmaması; ki bugün Türkiye’de insanların çoğunluğu açlık seviyesine mahkum edilmiş durumda. İkincisi de hukuki güvencesizlik.”

Uluslararası mekanizmaların 10-15 sene önce bir ağırlığının olduğunu söyleyen Yakın Ertürk, “Ben raportörken böyle bir olay yaşanmış olsaydı çok güçlü bir müdahalede bulunabilirdim ve bir sonucu da olurdu. Ama bugün ne yazık ki bunun sonucunu alabileceğimiz merciler kalmadı. AİHM Türkiye’deki hak savunucuları için son kerte başvurabilecekleri bir merciiydi. Bugün “Sen kimsin?” deniyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne. Dolayısıyla hak talebi içinde olanlar, hak mücadelesi verenler kendilerini bir boşluğun içinde buluyorlar” dedi.

Ertürk: “Mesele cinsel yönelim değil, belli bir toplum mühendisliğine karşı olan muhalefeti parçalamak” 

Ertürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2002’de başbakanlığı döneminde cinsel yönelimin yasal güvenceye kavuşması gerektiğine ilişkin demeçlerini de hatırlattı, geçmişteki söylem ile bugünkü politikalar arasındaki değişime dikkat çekti:

“Cumhurbaşkanımız 2002’de daha başbakanken cinsel yönelimin yasal güvenceye kavuşması gerektiğini söylediği bir sürü demeçleri var. Ne oldu peki 2002’den sonra? Sayın Cumhurbaşkanımız mı değişti yoksa başka şeyler mi değişti diye de sormak lazım. Neden o zaman cinsel yönelim bir insan hakkı olarak yasal güvenceye ihtiyaç duyuluyordu ve bugün neden bu ortadan kalkmış vaziyette? Bizim yasalarımızda herhangi bir suç atfedilmiyor cinsel yönelime. Zaten onun içindir ki bu operasyonlar ahlak bazında, müstehcenlik bazında. Bunlar o kadar muğlak tabirler ki, İran’da Mahse Amini de ahlak polisinin zorbalığıyla can verdi. Nerede başlıyor ahlak, nerede bitiyor ahlak? Bunlar çok ciddi sorunlar ve bir toplumun yapısını çökertebilecek düzeyde toplumu zedeleyen ve örseleyen, aileleri parçalayan bir durumun içindeyiz. Dolayısıyla ben ailemin güvende olmadığı bir noktada olduğumu düşünüyorum. Güvende olan sadece siyasete malzeme olmuş olan belli bir aile anlayışı, ki bunu Rusya Federasyonu da 2014’de aile konusunda, İnsan Hakları Konseyi’nde bir karar aldırtarak gene benzer bir aile anlayışını ortaya koymuştu. Yani burada mesele cinsel yönelim değil, burada mesele tasarlanan belli bir toplum anlayışına, toplum mühendisliğine karşı olan muhalefeti parçalamak ve cinsel yönelim konusu özellikle kadın hareketiyle bağlarını kopartmak siyasiler için çok önemli bir şey.”

Ertürk, siyasi partilerin de LGBTİ+ hakları konusunda yeterince güçlü bir tutum ortaya koymadıklarını da ifade etti. 

Berrin Sönmez: “Otoriter rejimler önce dili ele geçirir”

Berrin Sönmez ise iktidarın “aile”, “cinsiyetsizleştirme” ve “süresiz nafaka” gibi kavramlar üzerinden kurduğu söylemin toplumsal algı üzerindeki etkisini ele aldı. “Otoriter rejimler önce dili ele geçirir” yaklaşımından hareket eden Sönmez, “cinsiyetsizleştirme” gibi kavramların insanların zihnini bulandırdığını ve toplumsal rıza üretme aracı olarak kullanıldığını savundu.

Sönmez, iktidarın kadınlar ve çocukları koruma söylemiyle aileyi merkeze alırken, aile kavramının erkek egemenliğini güçlendiren bir araca dönüştürüldüğünü belirtti. Bu politikaları “ahlaki ve kültürel vesayet” olarak tanımladı: 

“Bence en genel anlamda ahlaki ve kültürel vesayeti kuruyorlar. Nasıl sağ siyasetin sürekli ‘askeri vesayet, bürokratik vesayet, yargı vesayeti’ serzenişleri vardı. Onunla mücadele etmek için gelmişlerdi… Nitekim 2017 referandumundan sonra vesayeti kaldırdık dedi. Ben o zaman da demiştim. Vesayeti kaldırmadı, vesayet tekeli oluşturdu. Vesayete çöktü demiştim hatta. Biraz utanıp sıkılarak da söylemiştim o zaman daha uygun bir kavram bulamadım diye. Şimdi de ahlaki vesayet kuruyorlar. Aslında bu ahlaki vesayeti biraz geriye götürebiliriz. Güvenli internet yasası çıkardılar, kurumu kurdular ya, o tarihten itibaren çocuk pornosunu engellemek, çocukları korumak için yapıyoruz şeklinde söylemişlerdi o zaman. Hayır demiştim, bu ahlaki vesayet. Ahlaki vesayeti getiriyorlar böyle. Aslında yapmaya çalıştığı şey siyasi sosyolojik mühendislik kadar aynı zamanda bir kültürel mühendisliktir. Ahlakı da kendi tanımladığı şekliyle gerçekleştiriyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş