Açık Oturum (534) | Atı alan Üsküdar’ı geçti mi? Türkiye’de seçimlerin geleceği

İSTANBUL (Medyascope) – Açık Oturum’da, Üsküdar’da halkın oylarıyla seçimi kaybeden AKP adayının, tartışmalı süreçlerin ardından belediye başkanvekili seçilmesinin, seçmen davranışındaki etkisi ele alındı.

Göksel Göksu’nun konukları Onur Alp Yılmaz, Mesut Yeğen ve Nesrin Nas iktidar muhalefet arasındaki ilişkinin sandık sonucuna göre nasıl şekillendiğini ve Üsküdar örneğinden hareketle “Sandıktan çıksan da bir şey değişmez” duygusunun Türk siyaseti açısından doğuracağı olası riskleri değerlendirdi. Programda CHP’nin toplumsal muhalefet rüzgârını sandığa taşıyıp taşıyamayacağı, parti üzerindeki baskının Özgür Özel’e dek uzanması hâlinde seçmenin nasıl bir tutum sergileyebileceği değerlendirildi.

Onur Alp Yılmaz, yaşananların seçmende bir “apati etkisi” yaratmaması için ortada güçlü bir neden bulunmadığını belirterek, “Sandıktan çıksan da bir şey değişmez” duygusunun yaygınlaşmasının muhalefet açısından ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çekti:

“Türk toplumu genel olarak sandığa gitme eğilimi gösteren bir toplum. Fakat bu tür şeyler bir kere yaşanır ve bir tecrübe olur. Ardından her şey için çok geç olabilir. Dolayısıyla bir ‘apati etkisi’ oluşur mu seçmende? Açıkçası yani oluşmaması için bir neden göremiyorum ben. Yani günden güne sandığın anlamını yitirdiği ve bu anlamın tartışılmaya başlandığı bir zemine doğru ilerliyoruz. Sadece bununla da sınırlı değil. Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de muhalefetin de bu alanda yetersiz kaldığıyla ilgili bir tartışma da aslında başlıyor ve başlamak üzere. Yani daha önce görmediğimiz bir şekilde Özgür Özel’e de artık çeşitli vesilelerle bu tepkinin iletildiği bir sürece giriyoruz gibi gözüküyor. İktidar burada öyle bir şeyle karşı karşıya bırakıyor ki toplumu ve siyaset kurumunu. Siyaset kurumunun günden güne güveninin toplum nezdinde aşındığı, ve diğer taraftan iktidarın da kendisini ülke yönetebilecek yegâne alternatif gibi sunduğu, sadece bunu sunmakta kalmadığı aslında bunu bir şekilde yargıya araçsallaştırarak da siyaset zeminini yeniden dizayn etmek suretiyle sağlamaya çalıştığı bir süreçle karşı karşıyayız. Hakikaten epeyce zor ve meşakkatli bir süreç.”

Açık Oturum (534) | Atı alan Üsküdar'ı geçti mi? Türkiye'de seçimlerin geleceği
Açık Oturum (534) | Atı alan Üsküdar’ı geçti mi? Türkiye’de seçimlerin geleceği

İktidarın muhalefeti seçim sonuçlarına göre makul ya da marjinal gösterdiğini belirten Onur Alp Yılmaz, HDP ve CHP’yi örnek gösterdi:

“6 Haziran’da çok makul bir aktör olan HDP’nin, 8 Haziran’da yani AK Parti tek başına iktidarı kaybettiği anda nasıl marjinalleştirildiğini görmüştük. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi sandıktan birinci parti çıktığı anda, iktidar makulü ve marjinali yeniden tanımladı. Bir anda DEM Parti’yi Abdullah Öcalan’ın başında olması şartıyla sistemin içine dahil ederek, CHP’yi ise sistemin dışına attı. Ve seçim kazanma potansiyeli olan aktörlerini de sistemin dışına attığı bir süreçle karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla iktidar her zaman muhalefetin içinden bir makul aktör tanımlayıp onu sistemin içine dahil ederken, diğer taraftan bir de marjinal aktör tanımlayıp onu sistemin dışına atarak muhalif enerjiyi sönümlendirmek gibi bir yol izliyor. Ya da muhaliflerin enerjisini birbirine karşı karşıya harcaması için bir yöntem bulmayı başarıyor.”

Mesut Yeğen ise Üsküdar’da yaşananların genel seçimlerin anlamını ortadan kaldırmadığını, ancak muhalefetin etkisizleştirilmesinin seçimin sonucunu belirleme gücünü zayıflatabileceğini savundu. Üsküdar’da yaşananları “meşru bir yönetim var, o meşru yönetim önce yargı darbesiyle bir şekilde etkisizleştiriliyor, ardından da birtakım parti değiştirmeler yoluyla da iktidara tekrar devredilmiş oluyor” diye tarif eden Yeğen, bu senaryonun genel seçimlerde tekrar edilebilir olmadığı görüşünde. Yeğen diğer yandan bu tablonun muhalefetin etkisizleşmesi sonucunu doğurduğuna dikkat çekerek esas amacın da bu olduğunu söylüyor. Muhalefetin tüm güçlüklere rağmen seçim atmosferinin anlamsızlaşmadığı bir iklimin sağlanmasını mümkün kılacak adımlar atabileceğini ifade eden Yeğen, zamanın daraldığına dikkat çekiyor:

“Eğer kurultay zamanına kadar o adımlar atılmamış olursa, evet, bir sonraki seçimlere hakikaten muhalefet anlamsızlaşmış bir şekilde gidebiliriz. Ki Mansur Yavaş ile Cumhurbaşkan Tayyip Erdoğan’ın görüşmesi bu anlamsızlaşma sürecine özel katkıda bulunmuş gibi görünüyor. Yani bundan sonra Mansur Yavaş’ın anlamlı bir muhalefet aktörü olduğunu düşünmek giderek zorlaşacak. İmamoğlu da yarışamayacak hâle getirilmiş durumda.

Dolayısıyla top giderek Özgür Özel’in kucağına gidiyor ki, bu anladığım kadarıyla AK Parti’nin, Erdoğan’ın istediği bir şey. Neye güveniyor bilmiyorum. Yani 2023’te olduğu gibi “Kılıçdaroğlu karşındaki aday olsun ve onunla yarışırsam yenerim” türü bir izlenimi mi var siyaseten, yoksa başka planlar, başka tezgâhlar mı var? Şu anda bilmiyoruz ama ikincisi daha ağırlıklı olmak üzere muhtemelen ikisi birden olabilir.”

Açık Oturum (534) | Atı alan Üsküdar'ı geçti mi? Türkiye'de seçimlerin geleceği
Açık Oturum (534) | Atı alan Üsküdar’ı geçti mi? Türkiye’de seçimlerin geleceği

Nesrin Nas: “İktidarın gücü, korkunun ötesinde ‘devşirme'”

Programda, sandığa duyulan güvenin yalnızca seçim süreçleriyle değil, iktidarın muhalefet karşısında kullandığı yöntemler üzerinden de aşındığı vurgulandı.

Nesrin Nas, Türkiye’nin uzun süredir olağanüstü ve giderek otoriterleşen bir rejim altında yaşadığını, bu süreçte yerel yönetimlerin de giderek merkezin kontrolüne alındığını ifade etti. Nas’a göre iktidarın gücünü korumak için kullandığı yöntemlerin başında “devşirme”, yani muhalif aktörleri sistemin içine çekme politikası geliyor:

“Bu tür iktidarlar, gücü nasıl ele geçiriyor? Birinci yöntemleri cooptation. Yani devşirme. İkincisi korku, üçüncüsü şiddet kullanarak. Üsküdar’a baktığınızda bu üçünün de kullanıldığını görüyorsunuz. Diğer yöntemlere zaten alışığız biz. Yani korku ve şiddete alışığız. Ne zamandan beri alışığız korku ve şiddete? 2015’de HDP’nin %13 oy alarak AK Parti’nin tek başına çoğunluk iktidarı olmasını önlediği ondan itibaren. Ama Üsküdar seçimlerinde beni ürküten şey bu devşirme meselesi; seçmenin en fazla kafasını karıştıran, midesini bulandıran ve sandıktan soğutan şey de o. Ben gidiyorum, Ahmet’e oy veriyorum, ama Ahmet gidiyor bugüne kadar asla oy vermeyi düşünmediğim ve ondan kurtulmak için mücadele ettiğim partiye katılıyor. Onlarla el sıkışıyor. O zaman benim bu oyumun ne anlamı kalır? Yani şiddet ve korkudan ziyade, devşirmeyi yeni yeni yaşamaya başladık. Seçmeni giderek sandıktan ve belli bir adayı desteklemekten soğumaya götürme ihtimali çok yüksek bunun. Beni en çok ürküten şey bu.”

Muhalif seçmenin oy verdiği isimlerin daha sonra farklı saflarda yer almasının seçmenin siyasi temsil duygusunu zedelediğini belirten Nas, bu yöntemin korku ve şiddetten dahi daha tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

“Muhalefet güven veren yeni bir kadro ve siyaset anlayışı ortaya koymalı”

Programda, iktidarın stratejisi kadar muhalefetin kendi içindeki sorunları da tartışıldı. Muhalefet partileri arasındaki ittifakların zayıflaması, ortak bir siyasi zemin oluşturulamaması ve farklı aktörlerin birbirinden uzaklaşması, değişim beklentisinin sandığa taşınmasının önündeki önemli engeller arasında gösterildi.

Ekrem İmamoğlu gibi güçlü siyasi aktörlerin yargı süreçleriyle siyaset dışına itilmeye çalışılması, Mansur Yavaş’ın iktidarla temaslarının muhalefet içinde tartışma yaratması ve CHP’nin yeni liderlik döneminde karşı karşıya kaldığı sorunlar, muhalefetin yalnızca iktidarın müdahaleleriyle değil, kendi içindeki ayrışmalarla da mücadele etmek zorunda olduğunu ortaya koyuyor.

Bu tabloda muhalefet açısından kritik meselelerden biri ise yalnızca iktidara karşı çıkmak değil, siyaseten güven veren yeni bir kadro ve siyaset anlayışı ortaya koyabilmek. Tartışmada, tehditler karşısında geri adım atmayacak, liyakat ve siyasi etik konusunda güven verecek kadroların önemine dikkat çekildi.

Muhalefetin yeni görevi: Umudu örgütlemek

Programda muhalefetin, seçmene sandığın hâlâ anlamlı olduğunu ve iktidarın değiştirilebileceğini gösteren inandırıcı bir siyasi çerçeve sunması gerektiği, korkunun karşısına öfkenin yanı sıra umudu da koyması gerektiği vurgulandı.

Nesrin Nas, gerçekçi olmayan vaatler yerine mevcut koşulların halka açıkça anlatılması ve değişimin birlikte gerçekleştirilebileceğine seçmenin ikna edilmesi gerektiğini ifade etti. Bunun için de halkın gündelik sorunlarına dokunan, ekonomiden adalete ve özgürlüklere uzanan bütüncül bir programa ihtiyaç olduğunu belirtti.

Yeni siyaset, yeni kadrolar

Mesut Yeğen ise muhalefetin geçmişte kullanılan siyasi söylemlerin ötesine geçerek yeni fikirler ve yeni kadrolar geliştirmesi gerektiğini söyledi. Muhalefetin yalnızca iktidara karşı konumlanan bir blok değil, ülkenin geleceğine ilişkin yeni bir siyasi tahayyül sunması gerektiğine dikkat çekti.

Ayrıca liderlerin yargı yoluyla siyaset dışına itilmesi ihtimaline karşı alternatif kadrolar ve siyasi senaryolar hazırlanması gerektiği vurgulandı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş