İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı programının bu bölümünde Müge İplikçi’nin konuğu gazeteci ve yazar Akın Olgun oldu. Olgun, Yunanistan’da yaşadığı haksız tutukluluğun ardından kaleme aldığı anı kitabı “Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi”ni anlattı.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Zeytin Dalı programında Akın Olgun, anı kitabı ‘Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi’ni tanıttı.
- Olgun, kitabında kendisiyle değil, hapiste tanıştığı ‘Kaptanlar’ diye adlandırdığı kişilerin hikayeleriyle ilgili yazdı.
- Kitap, görünmeyenlerin hikayesini anlatırken, cezaevindeki yoksulluk ve dayanışmayı öne çıkarıyor.
- Kitabın adı, Olgun’un gözlemlerine dayanarak tahta kuruları ve kargalarla yapılan metaforlarla ilişkilendirilmiştir.
- ‘Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi’, baskıya karşı bir dava dosyası ve vicdanı olan herkese bir çağrıdır.
Zeytin Dalı’nın bu bölümünde Müge İplikçi’nin konuğu Akın Olgun, yaşadığı haksız tutukluluğun ardından kaleme aldığı anı kitabı “Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi”ni anlattı.
Kitabının ana karakterinin kendisi olmadığını söyleyen Akın Olgun, “Asıl amacım kendimi anlatmak değil, orada gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatmaktı. İçeride tanıştığım ve kitapta ‘Kaptanlar’ diye adlandırdığım insanların hikayesine yoğunlaşarak onları anlatmaya çalıştım açıkçası” dedi.
Görünmeyenlerin hikayesi

Kaptanların hikayesini “görünmeyenlerin hikayesi” olarak tanımlayan Olgun, “Kaptanlar meselesi kimsenin ilgilenmediği, dönüp bakmadığı bir hikaye. Bu insanlar yakalanıyorlar, cezaevine gidiyorlar, çok yoksullar. Onlara para göndermesi lazım ancak döviz cinsi üzerinden olduğu için çok büyük bir maliyet. İçeride korkunç bir yoksulluk var. Bu yoksulluk aynı zamanda bir dayanışmayı da beraberinde getirmiş” diye konuştu.
Akın Olgun, kitabına “Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi” adını vermesinin sebebinin cezaevinde gözlemlediği hayvanlar ile sistemi benzetmesi olduğunu açıkladı:
“Kos Cezaevine girince herkesin vücudunda şişlikler gördüm. Neden böyle olduğunu sordum. Tahtakurusu olduğunu söylediler. Sonra farkettim ki tüm hapishane tahtakurularıyla dolu. Sistem nereye giderseniz gidin, sizin bir yerden kanınızı emmeye devam ediyor. Tahtakurularını bu metafor üzerinden hareketle seçtim. Kargaları da bu hikaye tanıklık eden, insanların hikayelerini kendi aralarında tartışanlar olarak tasarladım. Hakikaten ağaçların arasında toplanır, havalandırma kapısı tam kapanmak üzereyken gelirlerdi. Çok ilgimi çekerdi, hep ‘Acaba ne konuşuyorlar?’ diye düşünürdüm.”
Kitap tanıtım bülteni
Bu kitap, demir kapıların ardında saklanan ve çoğumuzun hiç haberdar olmadığı yaşanmışlıkların gerçek bir aynası.
Akın’ın yolu, karşı kıyının cezaevlerinde unutulmaya mahkûm ve umut ettikçe kimsesizleşen insanlarla kesişiyor. Akın, onların hikâyelerinde kendini bulurken, kendi hikâyesinde de onları buluyor.
Rodos’ta bir havalimanı karakolundan Kos’un rutubet ve sidik kokulu nezarethanelerine; şiddet sarmalında nefret öznesi haline getirilen “kaptan”ların öykülerinden sürgünde yaşayan bir gazetecinin Interpol’le yüzleşmesine kadar geniş bir alanda çok şey yaşanıyor, hissediliyor ve kâğıda kaydediliyor.
Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi, yalnızca bir tanıklık değil; baskıya karşı açılmış bir dava dosyası ve vicdanı olan herkesin önüne bırakılmış bir çağrıdır.
Okurken kendinize soracaksınız:
Bu karanlığın neresindeyim? Seyircisi mi, tanığı mı, yoksa ortağı mı?
Selahattin Demirtaş







