Müge İplikçi ile Sabun Köpüğü: Hayaletin Kalbi’nde gerçek hayaletler iç içe

Müge İplikçi, Sabun Köpüğü Podcast’inde Güney Kore çağdaş edebiyatının dikkat çeken yazarlarından Lim Sun-woo’nun Hayaletin Kalbi adlı öykü kitabını anlatıyor.

Herkese merhaba, Sabun Köpüğü Podcast’ine hoş geldiniz. Bugün sizlere Güney Kore çağdaş edebiyatının yükselen kalemlerinden biri olan Lim Sun-woo’nun ülkemizde de Ithaki Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan dikkat çekici eseri “Hayaletin Kalbi”nden bahsedeceğim. Bu kitap, Tayfun Kartal’ın özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı ve daha çok yeni. Eğer fantastik kurguya, özellikle de günlük hayatın içine sızan doğaüstü olaylara ilgi duyuyorsanız bu kitap tam size göre.

“Hayaletin Kalbi” toplamda sekiz farklı öyküden oluşuyor. 2019-2021 yılları arasında çeşitli dergilerde yayınlanmış öyküler bunlar. Ama bu öyküler öyle bildiğimiz ucuz korku hikayelerinden değil. Lim Sun-woo bizi her seferinde günlük hayatın o sıradan, gri dünyasından alıp olağanüstünün tam kalbine taşıyor. Yazarımız kederi, empatiyi ve mizahı öyle ustalıkla harmanlıyor ki bir süre sonra kendinizi ona bırakıyorsunuz.

Karakterlerin iç dünyalarını ve başlarına gelen sıra dışı olayları yazarımız öyle sakin bir dille işliyor ki bir yerden sonra kendinize şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: “Bu gerçekten fantastik bir kurgunun içinde olduğumuzun kanıtı mı? Yoksa hayat zaten böyle bir şey mi?” Bu öykülerdeki hayaletler ve doğaüstü olaylar yazarın o sessiz ve melankolik evrenine bir nakış gibi işlenmiş, doğruya doğru.

Kitaba adını veren “Hayaletin Kalbi” öyküsünde ise karakterler kendi bedenleriyle bir nevi yüzleşiyorlar. Bu metaforik yüzleşme, okurda derin bir düşünsel deneyim bırakıyor. Hele öyküde geçen bir cümle var ki kitabın genel ruhunu tek başına özetliyor diyebiliriz: “Ölmemiş olduğum gerçeği beni derinden hayal kırıklığına uğratıyor.” Daha başlarda sizi yakalayan bir cümle bu ve tabii ki kitabın geneli hakkında da bir ipucu veriyor.

Sadece ölmemiş olanlar yok kitapta, onu da belirtelim. Ölenler de var. Evet, bu hikâyede, “Hayaletin Kalbi” adlı hikâyeden bahsediyorum; bitkisel hayata girmiş bir sevgili ve onunla iletişim kurmaya çalışan bir kadın var. Kadın bizim kahraman. Bu iletişim çabası o kadar sakin ve gerçekçi bir tonda veriliyor ki yine aynı soru gelip zihnimize yerleşiyor: Yahu biz hangi taraftayız? Ölüler diyarında mı, yaşayanların arasında gezen bir gölge miyiz, yoksa bir tür Araf’ta mıyiz?

Kadının hayaleti peşini bırakmıyor bu esnada ve zorlarsak bu hayalet aslında hepinizin içinde gezinen, bizden bir parça olan hayaletlerle birebir aynı. Ya da onlara benziyor. Takip ettiğimiz gölge bir süre sonra kahramanla birbirine karışıyor. Peki ya biz? Bizler okur olarak burada ne yapıyoruz? Kendi hayaletimizi takip ediyoruz ya da aslında o hikâyedeki kahraman biziz sanki, öyle miyiz? Öyle bir hissiyatın içerisindeyiz.

“Işık Saçmıyor” ve dev mutant deniz anaları

İşte bu belirsizlik, kitabı güzelleştiren en önemli detaylardan biri. Bir diğer çarpıcı öykü ise “Işık Saçmıyor”. Burada karşımıza dünyayı ele geçiren dev mutant deniz anaları çıkıyor. Öykü bir yanıyla bilim kurgu unsurları taşırken diğer yanıyla insan doğasına dair çok sert ama bir o kadar da zarif bir eleştiri sunuyor. “Yaz Suyunun Rengi Gibi” adlı öyküye geldiğimizde ise bambaşka bir hüzünle karşılaşıyoruz.

Eski sevgilisinin evinde bir ağaca dönüşen, kalbi kıpkırık bir adam. Kaybedilen aşkın ve kaçınılmaz dönüşümün sembolik bir anlatımı olarak ansızın karşımıza çıkıveriyor. Ve daha neler neler… Ölmemiş olanlar kadar ölüp gitmiş bir kalbi yeniden hayata taşımak bir edebiyat eserinde nasıl anlatılır diye merak ediyorsanız cevap bu kitapta saklı. Lim Sun-woo bu eserinde sadece fantastik unsurlarla oynamıyor, aynı zamanda derin insanlık hallerini de büyüteç altına alıyor.

Kitap okurunu empati yapmaya ve kendi içsel yolculuğuna çıkmaya davet ederken diğer taraftan şunu fısıldıyor bizlere:

“Aslında senin de böyle bir tuhaf hikayen var, öyle değil mi?”

Yazarımız Lim Sun-woo daha şimdiden Güney Kore edebiyatında kendine sağlam bir yer edinmiş. Bunu teslim etmemiz gerekiyor. Eserlerinin geniş bir okur kitlesine ulaşması da bunun en büyük kanıtı zaten. Sonuç olarak “Hayaletin Kalbi”, kederin, mizahın ve fantastiğin iç içe geçtiği, okuruna unutulmaz bir deneyim yaşatıyor.

Eğer siz de gerçek ile gerçeküstü arasındaki o ince çizgide yürümeyi seviyorsanız bu kitabı mutlaka okuma listenize ekleyin derim. Evet, bir sonraki bölümde yine çağdaş edebiyattan bambaşka bir eserle karşınızda olmak dileğiyle. Kendinize iyi bakın efendim. Hoşça kalın.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş